Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: CHP Sözcüsü Faik Öztrak ile İyi Parti Genel Başkan Yardımcısı Durmuş Yılmaz'ın IMF yetkilileriyle gizli bir toplantı yaptığı ortaya çıktı
Yeniçağ:
FETÖ'den sonra tarikat istilası!..
Milli gazete:
İfsad masaya yatırıldı!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Atakan Hatipoğlu, 21 Eylül tarihli Aydınlık gazetesinde, "Parti mezarlığı" başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Siyasal kriz dönemlerinin tipik görüntülerinden biri parti sayısındaki patlamadır. AK Parti’nin bir süredir ekonomi başta olmak üzere çeşitli konularda kararsızlıklar yaşıyor olması, buna karşılık Meclis’teki muhalefet partilerinin bir iktidar seçeneği oluşturmakta ya da milli bir siyasal anlayış üretmekte yeterli olamamaları, siyasal seçenek sorununu gündeme getiriyor. Bu koşullarda bir fırsat dönemine girdiğimizi düşünen lider adayları, parti kuracaklarını duyurmaya başladılar. Yeni partiler iki ana eğilimin üzerine kurulabilirler."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
...***
Birinci eğilim, Türkiye-ABD çatışmasının iç cephedeki izdüşümleri olarak ortaya çıkan veya çıkacak olanlar. Bu partiler, kendilerini sıfırdan başlayarak kanıtlama mücadelesi vermeleri gerekmediğini düşünüyorlar. Kendilerine özgü görüşler etrafında yeni bir kitle tabanını konsolide etmelerine ihtiyaç olmadığı, zaten kendilerinden önce açılmış bir yolun yeni varisi oldukları iddiasındalar. MHP mirası üzerinden merkez sağa doğru açılma iddiasındaki İyi Parti böyle bir parti. Babacan-Gül partisi ile Davutoğlu girişiminin büyük güçler saflaşması içinde bir mantığı var.
İkinci ana eğilimi, bir tür mucizeye oynayanlar oluşturuyor. Son örnek, CHP’den ihraç edilen Öztürk Yılmaz’ın parti kuracağını açıklaması. Bu tür çabalar geçmişte çokça görüldü. Bundan sonra da arkasının gelmesi beklenebilir. Özellikle sol ve ulusalcı duyarlılıkları olan “dip dalgası”na dâhil kentli seçmenlerinin bir süredir CHP’den duyduğu hayal kırıklığı, kentli sağ-milliyetçi seçmenin İyi Parti konusundaki yerleşmemişliği ve HDP’nin Türk siyasetinde bir geleceğinin olmadığını düşündüren gelişmeler, AK Parti’nin yönetim zaaflarıyla birleşince, fırsat dönemine girdiğimizi ve yeni bir partinin kendisine kitle tabanı bulabileceğini düşündürüyor.
Babacan-Davutoğlu partilerinin, sonbaharına girmiş olan batıcılık mirası üzerinde rekabet etmeye soyundukları için, uzun vadede Türk siyasetinin kalıcı partilerine dönüşme şansı zor görünüyor. Milli nitelikli partiler kurmaya yönelenler için ise başka bir zorluk var.
...***
Mustafa Karaalioğlu, 21 Eylül tarihli Karar gazetesinde, " Madem reform kapısı aralanmış oldu"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Hükümetin ekim ayı içerisinde kanunlaşacağını açıkladığı yargı reformu siyasetin doğal karmaşasında dikkatleri çekmeyi hak ediyor. Epeyidir eksikliği hissedilen reform, atılım, vizyon gibi kavramların hayatımıza döneceğine dair de bir umut içeriyor. Her ne kadar reform paketi yetersiz olsa ve başka alanlarda böylesi bir girişimin haberi bulunmuyor olsa da “yargı paketi” ülkenin pozitif gündeme ihtiyacının teyidi açısından kıymetli bir hamle olarak kayda geçirilmelidir. Buna da şükür kabilinden bir adım…"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Türkiye’nin öncelikle başkanlık sisteminin revizyonu olmak üzere bir dizi reforma ihtiyacı olduğu açıktır. Beraberinde, on yıllardır çözülemeyen temel sorunlarla birlikte; kollar sıvanacak olursa ağır bir mesainin bizi beklediği de malumdur. Esasen hem 17 yılı aşkın tek parti iktidarı hem de bir yılını geride bırakan başkanlık sisteminin çözmesi gereken; yani şimdiye kadar çözülmesi gereken bir dizi meselenin ertelene ertelene bugüne kalması bir eksiklikti. Eğitim, ifade hürriyeti, Kürt meselesi, yargı bağımsızlığı, idarede şeffaflık gibi konularla şehirleşme felaketi, depreme karşı hazırlıksızlık, teknoloji üretiminde geri kalmışlık veya gelir dağılımı adaletsizliği gibi başlıkların çözüme kavuşturulamaması sistem ve toplum üzerinde ağır bir yük oluşturmaktadır. Bütün alanlarda tıpkı yargı reformu gibi vizyon paketleri ortaya koymak ihtiyacı vardır. Bu derin meseleler çözülmedikçe kangrenleşen ve toplumu kemiren birer hastalık haline gelmiştir. Çözüm geciktikçe de kamplaşma ve kutuplaşma büyümekte, çözüm adına uygulanacak doz artmaktadır.
Bugün karşı karşıya bulunduğumuz tablo bunu göstermektedir. Biriken ve el atılmadıkça çözümü zorlaşan meseleler altında boğulmaktayız. Bir yandan siyasal gerilim öte yandan da giderek daralan refah ve tabii ki dünyayla rekabet problemi yaşıyoruz. Geçen her günün ürettiği fırsat maliyetini hesaplayamıyoruz.
Sıradan bir kavram gibi görünse de “reform”, bu kaosun giderilmesi için tek çıkış yöntemidir. Yargıda, bürokraside, şehirleşmede, ekonomide, sosyal hayatta, eğitimde vs.
Adı ister parlamenter, ister Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olsun yönetim rejimi çözüm üretemiyorsa anlamsızdır. Ve eğer Türkiye uzun tek parti iktidarı döneminde çözemediği problemleri şimdi “hızlı karar” almakta sınırsız imkana kavuştuğunda yine çözemiyorsa ne kadar iddialı nutuklar atılsa da geri kalmışlık mukadderdir. Türkiye gibi potansiyeli ve gerilimi yüksek bir ülke bu kadar yükle yürüyemez; zorla yürümesi de akıl karı değildir.
Madem sınırlı da olsa reform atmosferinin kapısı aralandı; o zaman, gecikmeden ve seri şekilde, biriken bütün meselelerin üstesinden gelmenin bir yolu bulunmalıdır. Daha açık ifadeyle sistemin tek karar vericisi olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu listeyi hayata geçirmek üzere inisiyatif alması şarttır. Listedeki büyük meselelerin birçoğu elbette toplumla paylaşılarak mesafe alınacak niteliktedir ve Cumhurbaşkanı’nın bu mekanizmayı harekete geçirmesi isabet olacaktır. Erdoğan isminin damgasını vurduğu dönem için, listeden mesele eksiltmek kadar itibarlı bir sicil düşünülemez. Yola çıktığında ülkenin hangi büyük meseleleri vardı şimdi hangileri var? Ne kadarı eksildi ve yerine ne kadarı eklendi? Bu açıdan bakıldığında tablo övünülecek gibi görünmüyor…Yapılacak işler o kadar çok ki hangisinin öncelikli olduğu da artık önemli değildir. Yeter ki samimiyetle birinden başlansın.
...***
Orhan Uğuroğlu, 21 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Bahçeli ne zaman erken seçim ister?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün "erken seçim" derse AKP'nin siyaseten intihar etmesine neden olur. Çünkü perişan durumdaki işçi, işsiz, memur, emekli, esnaf, tüccar, sanayici, çiftçi, köylü ve hatta ev kadınları ekonomik kriz nedeniyle AKP'ye de Erdoğan'a da oy vermez. Yağmur gibi yağan lafı artık yetersiz kaldı ki sel gibi vatandaşı sürükleyen zamlar ortada… İstanbul'un ikinci seçiminde Ekrem İmamoğlu'nun attığı tarihi fark ortada… AKP'nin metal yorgunluğu, dağınıklığı ve parçalanma yolunda olduğu ortada…"diyen yazar, yazısının devamınd aşu ifadeler eyer veriyor:
...***
Recep Tayyip Erdoğan ister mi?İstemez. Kemal Kılıçdaroğlu ister mi?İstemiyordu ama son günlerde sıkça seçimden söz edip, CHP'ye oy ister oldu.
Meral Akşener ister mi? İstemez
Kim kaldı sırada? Devlet Bahçeli.Şimdi bir nefes alın durun bakalım.Devlet Bahçeli ister mi?Türkiye'de ne zaman ne diyeceği, ne tür siyasi kararlara imza atacağı belli olmayan tek siyasetçi Devlet Bahçeli'dir.Ve bugün AKP'nin yandaşı, Erdoğan'ın yeniden seçilmesinin destekçisi ve parlamenter rejimin yıkılarak yerine tek adam rejimi getirilmesinin proje sorumlusu Devlet Bahçeli erken seçim için kilit siyasetçidir.Devlet Bahçeli, "erken seçim" derse ok yaydan, diş macunu tüpten çıkar…Erdoğan öyle bir yük aldı ki sırtına ayağa kalkamıyor.Memur bakanları o yükü sırtlamasına destek veremiyor.
Saray yaşamı Erdoğan'ı halktan koparması bir yana AKP teşkilatlarından, AKP tabanı olan seçmeninden de kopardı.Damat bakan Berat Albayrak'ın hükümette giderek artan hegemonyasını Erdoğan engelleyemiyor.Damadını görevden alamıyor.Ve AKP'de Erdoğan sonrasının en güçlü adayı olarak Berat Albayrak öne çıkıyor.Görev süresi 2023'de dolacak olan Erdoğan'ın yerine veliaht olarak damat Berat Bey hazırlanıyor.Hatta size daha da önemli bir kulis bilgisi vereyim mi?
Saray'a çok yakın deneyimli bir gazeteci dostum, "Hükümeti Berat Albayrak yönetiyor" diyor.
Peki, Devlet Bahçeli neye göre erken seçim kararı verir?
Devlet Bahçeli, 17 Nisan 2018'de Meral Akşener'in İYİ Partisini engellemek için kumpas erken seçim istediği gibi erken seçim ister.Çünkü yeni oluşum Erdoğan ve AKP iktidarı için en önemli siyasi tehlikedir.Erken seçim ne zaman mı olur?Ben bilmem Devlet Bahçeli bilir.