Eylül 24, 2019 20:14 Europe/Istanbul

Geçen bölümde İmam Humeyni’nin -ks- emri maruf ve nehyi münker gibi iki önemli ilkenin önemi ile ilgili dini ve siyasi boyutta görüşlerini beyan ettik.

 İmam Humeyni -ks- Kur'an'ı Kerim ayetleri ve İslam Peygamberi -s- ve masum imamlardan -s- geriye kalan rivayetlere istinaden bu iki ilkenin uygulanması insanların bireysel ve sosyal saadetini güvence altına aldığını ve terkedilmesi iç fesat ve sosyal ve siyasi fesada sebebiyet verdiğini belirtmişti. Şimdi ise İmam Humeyni’nin -ks- emri maruf ve nehyi münker fiilinin ne zaman vacip hale geldiği ile ilgili görüşünü ele almak istiyoruz.

Bir sonraki sohbetimizde ise bu konuyu, bu iki ilkeyi yerine getirme durumlarını anlatarak toparlayacağız.

İmam Humeyni -ks- emri maruf ve nehyi münker ilkelerinin vacip olduğu şartları ilim ve bilinç, tesir ihtimali, günah üzerine ısrardan ve sürekliliğinden emin olmak ve nihayetinde fesadın yokluğu gibi dört önemli şart şeklinde beyan ediyor ve gerçekleştikleri takdirde emri maruf ve nehyi münker etmek tüm Müslümanlara vacip olduğunu vurguluyor.

İmam Humeyni -ks- emri maruf ve nehyi münker ilkelerinin vacip olduğu şartların birincisi hakkında şöyle diyor:

Emri maruf ve nehyi münker eden kişi, mükellefin terkettiği şeyin maruf (yani iyi) olduğundan ve işlenen amelin münker olduğundan emin olmalıdır. Dolaysıyla maruf ve münkere cahil olan kişiye emri maruf ve nehyi münker etmek vacip değildir. Burada ilim, vaciplik şartıdır, Hac için mali gücün yeterli olduğu gibi.

Burada İmam Humeyni’nin -ks- görüşüne göre Hac farizesi yeterli mali güç olmadan Müslümanlara vacip olmadığı gibi maruf ve münkeri bilmeyenler için emri maruf ve nehyi münker yapmak da vacip olmuyor ve ancak marufu ve münkeri öğrendikten ve bildikten sonra vacip oluyor.

Öte yandan konunun hassasiyeti ve emri maruf ve nehyi münker yapacak kişinin marufu ve münkeri bilmemesi olumlu sonuç getiremeyeceği gibi, hatta çok kötü ve olumsuz sonuçları doğurabilir.

Bu yüzden İmam Humeyni -ks- emri maruf ve nehyi münker yapmak için bu iki ilkeye amel etmek isteyenlerin mutlaka marufu ve münkeri tanımaları zaruri ve vacip olduğunu vurguluyor.

İmam -ks- bu konuda şöyle diyor: emri maruf ve nehyi münkerin şartlarını öğrenmek, bu iki amelin yerine getirilmesinin şartlarından sayılır.

İmam Humeyni -ks- emri maruf ve nehyi münker ilkelerinin vacip olduğu şartların ikincisi olan tesir ihtimali hakkında da şöyle diyor:

Emri maruf ve nehyi münker, bu ameli yerine getiren kişi yaptığı amelin etkili olacağına ihtimal verdiği zaman vacip hale gelir, yoksa yaptığı amelin tesiri olmayacağından emin olursa, bu ameli yerine getirmek vacip olmaz. İmam Humeyni -ks- tesir ihtimalinin zaman bakımından kapsam alanı şimdiki zamanla sınırlı olmadığını ve eğer şimdi tesir etmiyor, fakat gelecekte etkili olacağına ihtimal veriliyorsa, yerine getirilmesi vacip olduğunu vurguluyor. İmam -ks- şöyle diyor: Eğer bu ameli şimdiki zamande etkisi yoksa, fakat gelecekte etkili olacağına ihtimal veriyorsa, o zaman emri maruf ve nehyi münker etmesi vaciptir.

İmam Humeyni -ks- tesir ihtimali konusunda emri maruf ve nehyi münker amelleri vacip kefai olduğunu belirterek şöyle buyuruyor:

Eğer iki kişi nehyi münker ederken ikisinden birinin bu ameli etkili olduğunu biliyorsa, her ikisine nehyi münker etmek vaciptir ve eğer biri yapınca etkili oluyorsa, ötekinin üzerinden amelin vacipliği kalkmış olur.

İmam Humeyni’ye -ks- göre emri maruf ve nehyi münker ilkelerinin vacip olduğu şartların üçüncüsü, günah işleyen kişinin günahı üzerinde ısrarla durmasıdır ve eğer günahkar insan işlediği günahı terkedeceği biliniyorsa artık amri maruf ve nehyi münker etmek vacip olmaz. İmam -ks- bu şart hakkında da şöyle diyor:

Nehyi münkeri yerine getirmenin bir şartı, günahkar insanın işlediği günahın üzerinde ısrarını sürdürmesidir. Eğer günahkarın işlediği günahı terkedeceği biliniyorsa, artık nehyi münker vacip olmaz.

Fesat durumunun yokluğu, İmam Humeyni’nin -ks- emri maruf ve nehyi münker ilkelerinin vacip olduğu şartların sonuncusu olarak açıklıyor. İmam -ks- bu şart hakkında da şöyle diyor:

Eğer nehyi münker amelini yapmak kendisine veya yakın akrabası veya arkadaşı gibi birilerine can veya mal veya haysiyet bakımlarından zarar vereceğini biliyorsa, o zaman nehyi münker vacip olmaz ve bu yöndeki sorumluluk ortadan kalkmış olur.

İmam Humeyni -ks- tüm halkı ilgilendiren hassas konularda emri maruf ve nehyi münker yapmayı hatta tesirli olmayacağı veya zarara yol açacağı ihtimali verildiği zamanlarda bile yerine getirilmesini vacip sayıyor ve özellikle ulema ve dinin önde gelenleri bu ilkeyi yerine getirmekle yükümlü olduğunu belirterek şöyle diyor:

Eğer ulema ve dini önderlerin sessizliğinde maruf münker ve münker de maruf olacaksa, o zaman onlara ilimlerini aşikar etmeleri vaciptir ve sessiz kalmak caiz değildir, gerçi düşünceleri faili engellemekte etkili olmayacağını bilseler bile ve eğer konu şariin büyük önem verdiği konulardan biri ise, zararı gözetilmez.

İmam Humeyni -ks- halk tarafından zulüm ve zalimin onayı telakki edilecek sessizliğin caiz olmadığını belirterek şöyle diyor:

Eğer ulema ve din önderlerinin sessizliği zalimin takviye olması ve onayına sebep olacaksa, onların sessiz kalmaları haramdır ve hakikatleri beyan etmek onlara vaciptir, gerçi zulmün ortadan kalkmasında etkili olmayabilir.

İmam -ks- bir başka yerde de ulema ve din önderlerinin sessizliği zalimleri cesaretlendirerek başka haramları işlemelerine sebebiyet verecekse, bu sissizliğin onlara haram olduğunu ve etkili olmasa bile, tepki vermeleri vacip olduğunu vurguluyor.

İmam Humeyni -ks- Müslümanların can güvenliği, namus meselesi ve benzeri önemli konularda fedakarlık yapılması ve bu fedakarlığın zararına katlanılması vacip olduğunu belirterek bu durum emri maruf ve nehyi münker amellerine engel teşkil etmeyeceğini vurguluyor. İmam -ks- bu konuda şöyle diyor:

Eğer maruf ve münker dinin büyük önem verdiği Müslümanların can güvenliği, namus meselesi ve benzeri önemli konulardan ibaret ise veya İslam’ın tesirlerini yok edecek olursa veya İslam’ın hakkaniyetini yok ederek Müslümanların sapmalarına yol açacaksa veya Kabe gibi İslami simgelere zarar verecekse ve bunun gibi durumlarda ulema ve din adamlarının görevi, dinde bidati ve İslami hareketin saldırıya uğramasının engellenmesinden ibarettir. Bu tür durumlarda bu kesimin sessiz kalması haramdır.