Türkiye'den köşe yazarları
Star: BM'de tarihi sözler, kuralları değiştirmenin zamanı geldi
Karar:
Yeni reformlar olmazsa büyüme zor
Milli gazete:
Her şeyden tasarruf olur eğitimden olmaz
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Emre Kongar 24 Eylül tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Yargı reformu palavrası"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Değerli gazeteci Saygı Öztürk, SÖZCÜ gazetesinde yine önemli bir habere imza atmış:İktidarın yerel seçimlerden önce, propaganda amacıyla kamuoyuna sunduğu “Sözde Adalet Reformu” yani daha açıkçası, yazımın başlığındaki gibi “Adalet Reformu Palavrası”nı açıklıyor.Yazının önemli bir başlığını aşağıda alıntıladım.Ama önce niçin iktidarın bu projesine “Sözde” ve “Palavra” reform dediğimi açıklayayım:“Hâkim Teminatı” yani “Yargıç Güvencesi” olmayan, yargıç ve savcıların kaderlerinin siyasal iktidarın iki dudağının arasında olduğu rejimlerde “Adalet”ten de Adalet Reformu”ndan da söz etmek olanağı yoktur!"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bütün ömrümce koruduğum ve hâlâ ısrarla güvenmekte direndiğim savcı ve yargıçlarımızı rencide etmemek için mahkeme ve olay ismi vermeden, aklıma gelen sıkıntıları ve olayları anımsatayım:1) Yargının bağımlı olduğu yürütmenin başı, yargıya talimat niteliğinde söylemlerde bulunmuyor mu?2) Yürütmenin başı, bazı yargı kararları için “Güçleri yetiyorsa yıksınlar” diyor ve hiç kulak asmadan inşaat eylemlerine devam etmiyor mu?3) Yürütmenin başı, özel durumlarda kendisini de yargılama yetkisi olan heyeti bizzat seçmiyor ve üyelerin seçimini etkilemiyor mu?4) Yürütmenin başının, “Bunu yanına koymam” dediği kişiler yargıda sıkıntıya girmiyorlar mı?5) İktidarın hoşuna gitmeyen kararları veren yargıçlar tek tek veya heyet halinde, derhal değiştirilmiyor mu?6) Belli davalar göz göre göre bizzat kendileri de sanık olan savcılar tarafından hazırlanmıyor mu?7) “FETÖ Borsası” dedikoduları doğrudan siyasal iktidarın veya yandaşlarının müdahalesinden kaynaklanmıyor mu?8) Yargıç ve savcıların en yüksek kurulunun başı doğrudan doğruya Bakan değil mi; üyeler siyasetin, yani yürütmenin etkisiyle seçilmiyorlar mı?9) Seçimleri denetleyen en yüksek kurul, oy sayımında bile seçim yasalarına doğrudan doğruya aykırı olan kararlar almıyor mu?10) Yüksek Mahkemeler bile kimi zaman önlerindeki davalara bakmayı “Geç gelen adalet, adalet değildir” özdeyişini anımsatacak biçimde geciktirmiyorlar mı?11) Neyin eleştiri neyin hakaret olarak algılandığı, bütünüyle öznel, yani subjektif biçimde değerlendirilmiyor mu?12) Cumhurbaşkanı’na Hakaret özel maddesi, yerli yersiz, haklı haksız, sürekli olarak bir “Demokles’in Kılıcı” biçiminde işletilmiyor mu?Ve asıl kritik sorular:Bütün bunların sebebi yargının siyasal iktidarın emrine sokulmuş olması değil mi...“Yargıç Güvencesi” yani “Hâkim Teminatı” getirmeyen bir “Sözde Reform Paketi” bu sorunların hangisini çözebilir?
...***
Batuhan Çolak, 24 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Yargı reformu deniyor ya… Hepsi hikâye…"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Liyakat nedir?"Bir kişinin, görev aldığı işi yapabilecek potansiyele sahip olması, alacağı görevin gerekliliklerini yerine getirebilmesi" olarak tanımlayabiliriz. Peki, Türkiye'de liyakat var mı? Bir zamanlar az da olsa vardı. 2000 ve 2010'lara damga vuran "tek başına iktidar" kavramı güçlendikten sonra "az olan" liyakat da kalmadı. Hatta öyle bir hâl aldı ki, öğretmenden polis, teknik eğitim mezunundan mühendis, ilkokul mezunundan din alimi üreten bir sisteme dönüştük. Devlet dışı yapılanmalar güçlendi. Kurumların kırmızı çizgileri ortadan kaldırıldı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Devlet ciddiyeti yok. İnce düşünce yok. "Acaba ayıplanır mıyım, yanlış olur mu?" diye düşünen ve kendi sağlamasını yapan bir modelleme yok. Özellikle 15 Temmuz sonrasında yargıda, emniyette ve askeriyede buna benzer sorunlu atamalar yapıldı. İşin öyle cılkı çıktı ki, hakimler sanıklarla fotoğraf çektirip bunu sosyal medyadan paylaşabilecek kadar ileriye gittiler. Bir başka hakim ise, avukatın etek boyuna kafayı takıp duruşmayı kesebilecek kadar ileri hukuk bilgisine sahipti!
Örnekler çok… Karısını öldürmek isteyenleri serbest bırakanlar, elinde bıçak, silah ve boğmak için getirdiği iple yakalanmasına rağmen mahkemeye bile çıkarılmayanlar, 32 defa hırsızlık suçundan yakalanıp 33.'sünü gerçekleştirmek için 1 ayda tahliye olanlar! Meslek ahlâkını bir kenara bıraktık zaten…Ama bu kararları verenler hiçbir şekilde çekinmiyorlar. Yargı reformu yapılacaksa, öncelikle hakimlerin verdikleri bu kararlarla ilgili yargılanmalarının önü açılmalı. "Hapishaneler çok dolu, kararlarınızı ona göre verin" diye yukarıdan bir baskı varsa, o daha büyük bir skandal! Bildiğiniz üzere pelikancılar Adalet Bakanı'nı yeni kabinede görmek istemiyorlar. Bunun için FETÖ üzerinden Bakan Abdülhamit Gül'e eleştiri getirmeye başladılar. AK Parti'nin kendi içindeki disiplinin kalmadığını gösteren bir örnek.
Türkiye'nin zihniyet reformuna ihtiyacı var. Tiktok uygulamalarında abuk sabuk videolar çekip, paylaşabilecek kadar sapıtıyorsa bir devlet görevlisi orada ne liyakatten, ne de devlet ciddiyetinden bahsedebiliriz.
...***
Abdulkadir Selvi, 24 Eylül tarihli Hürriyet gazetesinde, " Kılıçdaroğlu: ‘Cumhurbaşkanı adaylığı için kimseye söz vermedim"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Yeni parti kurma çalışmalarını yürüten Abdullah Gül-Ali Babacan ekibinin, 2023 seçimlerinde Abdullah Gül’ün ortak Cumhurbaşkanı adayı olması konusunda kendilerine söz verdiğini söylediklerini ifade etmiştim. “CHP ile anlaştık, 2023’te Abdullah Gül Cumhurbaşkanı adayı” dediklerini belirtmiştim. Ardından da CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na “Abdullah Gül’e Cumhurbaşkanı adaylığı konusunda söz verdiniz mi, Gül’le aranızda böyle bir anlaşma var mı” diye sormuştum."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
24 Haziran 2018 seçimlerinde Kılıçdaroğlu’nun Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karşısına muhalefetin ortak adayı olarak çıkarmak için bir çabası olmuştu. O nedenle 2023’e giderken, Gül ile Kılıçdaroğlu arasında bir anlaşma olup olmadığı önemliydi.
Bu yazım üzerine CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu aradı. Kendisiyle yararlı bir görüşme yaptım. CHP Lideri, Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda bundan sonraki tartışmalara da ışık tutacak açıklamalar yaptı. Kılıçdaroğlu’na Cumhurbaşkanı adaylığı için Abdullah Gül’e bir söz verip vermediğini sordum. “Bu iddialar elbette doğru değil. Ki böyle bir şey mümkün de değil” karşılığını verdi. Cumhurbaşkanı adaylığı için ne Abdullah Gül’e ne de başka bir isme söz vermediğini, kimseyle bir anlaşmasının söz konusu olmadığını söyledi. Kılıçdaroğlu bunları söylerken oldukça netti. Bir şeyler gizliyor havasında değildi. Açık ve samimi olarak konuştu.
CHP Lideri, Cumhurbaşkanı adayının kim olacağının zamanı gelince CHP’nin yetkili kurullarında kararlaştırılacağının altını çizdi. Bu tavır önemliydi. Kılıçdaroğlu, 2023’teki Cumhurbaşkanı adaylığı için bir de ölçü ortaya koydu.
Cumhurbaşkanlığı seçimine daha 4 yıl olmasına rağmen tartışmalar sürüyor. Muharrem İnce şimdiden Cumhurbaşkanı adayı olduğunu ilan etti. Çiçeği burnunda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ismi ise İstanbul’dan ziyade Cumhurbaşkanlığı için konuşuluyor. Peki Kılıçdaroğlu bunu nasıl karşılıyor? Kılıçdaroğlu’nun sesi tam bu noktada biraz yükseldi. Rahatsız olduğu belliydi. “Asla doğru bulmuyorum. Bugünden Cumhurbaşkanlığını tartışmak doğru değil” dedi. Neden doğru bulmadığını sordum.
“Ekonomide ve dış politikada sıkışan AK Parti iktidarı ‘Cumhurbaşkanlığı tartışması’ yoluyla gündemi değiştirmek için bu ve benzeri konuları ortaya atıyor ve toplumu oyalamaya çalışıyor. Bizim gündemimizde ise tümüyle ekonomi var, mutfakta yangın var, işsizlik var, yoksulluk var, perişanlık var, intiharlar var, uyuşturucu var, devlette çöküş var. Hemen hemen devletin her kurumunda, Türk Silahlı Kuvvetleri dahil olmak üzere devletin her kurumunda ciddi çürümeler var, çöküşler var. Liyakat tümüyle devre dışı bırakılmış, saraya sadakat var. Bir saray devleti var, bir Türkiye Cumhuriyeti var. Aralarında ciddi sorunlar, gerilimler var. Sonuçta yönetilemeyen, savrulan bir Türkiye var. Gündemimiz bu çerçevedeyken ve seçimlerin ne zaman yapılacağı bile doğru dürüst belli değilken kalkıp da bugünden saray merkezli Cumhurbaşkanlığı tartışmalarının parçası olmak doğru değil, bu kapsamdaki iddialar da doğru değil” diye karşılık verdi.