Türkiye'den köşe yazarları
Milli gazete: MHP ve İYİ Parti'nin oyları Davutoğlu ve Babacan’a mı gidiyor?
Star:
Milyonları ilgilendiyor: Emekliye intibak için tarih belli oldu
Yeniasya:
Pelosi: Trump'ın azledilme süreci için ilk resmi girişimi yaptık
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Abdülkadir Selvi, 25 Eylül tarihli Hürriyet gazetesinde, "CHP’de Cumhurbaşkanlığı hesapları"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanlığı tartışmalarının erken başladığı görüşünde. Seçimlere 4 yıl varken Cumhurbaşkanlığı tartışmasının açılmasından dolayı rahatsız diyebilirim. Buna rağmen Cumhurbaşkanlığı tartışması hız kesmeden devam ediyor.İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Habertürk TV’de Didem Arslan Yılmaz’ın programında Cumhurbaşkanı adaylığıyla ilgili bir soruya “Ben önüne 5 yıllık plan yapmış, işine odaklanan bir belediye başkanıyım” yanıtını verdi. Elbette ki kapıyı kapatmadı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Zaten akıllı bir siyasetçinin şimdiden kendini bağlaması beklenemez. 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in deyimiyle, “Cumhurbaşkanlığı hiçbir faninin elinin tersiyle iteceği bir makam değil”. Hele söz konusu başkanlık sistemi olunca “Cumhurbaşkanlığı makamı her faninin iki eliyle sarılacağı bir makamdır” demek daha doğru olur.
İmamoğlu bu kez daha önceki açıklamalarından farklı olarak, adres olarak Kılıçdaroğlu’nu gösterdi. “Benim genel başkanım var. Genel başkanıma saygısızlık yapacak biri değilim” dedi.
CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olan Muharrem İnce ise 2023’te tekrar Cumhurbaşkanı adayı olacağını söylemişti. “Meydanlar dolacak, Muharrem İnce aday olacak. Bu böyle yarım kalır mı?” demişti. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili yaptığımız konuşmada sürece damgasını vuracak değerlendirmeler yapmıştı. Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı adaylığı konusunda iki açıdan önemli bir perspektif sundu.
Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanlığı tartışmasının şimdiden başlamasını doğru bulmadığını belirtti. “Asla doğru bulmuyorum. Bugünden Cumhurbaşkanlığı’nı tartışmak doğru değil” dedi.
Cumhurbaşkanlığıyla ilgili tartışmaya bir virgül koyup Ekrem İmamoğlu ile ilgili bir konuya geçmek istiyorum. İmamoğlu, İstanbul’da 25 yıl sonra seçimleri kazanarak büyük bir başarıya imza attı. Seçim sonuçları İmamoğlu’nun muhafazakâr kesimden de önemli oranda oy aldığını ortaya koydu. Milliyetçi muhafazakâr Karadenizliler ile muhafazakâr entelektüellerin bulunduğu semtlerden İmamoğlu’na önemli oranda oy çıktı. Ben Ekrem İmamoğlu’na zaman tanınması gerektiğini düşünenlerdenim. Ama gerektiğinde de uyarmaktan kaçınmam. Muhafazakâr kesimin sembol isimlerinden Necip Fazıl Kısakürek, İskender Pala ve Mustafa Kutlu’nun oyunlarının oynanmama kararının alınması, bu kesimlerde bir soru işaretine yol açtı. Necip Fazıl’ın ‘Reis’inin 2018’den beri oynanmadığını belirtti. Madem bu oyun 1 yıldır oynanmıyor, o zaman listeden çıkarıp muhafazakâr kesimde şaşkınlığa yol açmanın ne anlamı var? Daha şaşırtıcı olanı, İmamoğlu bu kararı savundu. “Ben listeye oturup bakan birisi değilim” dedi. Doğru. Ekrem İmamoğlu Şehir Tiyatroları Genel Müdürü değil. Ama o bir siyasetçi. İşin siyasi yönünü düşünmek zorunda. Çünkü muhafazakâr kesimden oyları tiyatro müdürü değil, Ekrem İmamoğlu aldı.
CHP Genel Merkezi’nin de bu tür konularla gündeme gelmekten dolayı memnun olmadığını ve uygulamaları takip ettiğini belirtmeliyim.
...***
Cevher İlhan, 25 Eylül tarihli Yeniasya gazetesinde, " İşsizlikte vahim boyutlar"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Ekonomide küçülmenin açık akıbeti olan işsizlik tam gaz devam ediyor. Siyasi iktidar tarafından hâlâ ekonomi güzellemeleri yapılırken en son Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Haziran ayı işsizlik oranının yüzde 13 olarak açıklaması vakıayı ortaya koyuyor. Buna göre, 4.3 milyon işsizin 1 milyonu son 12 ayda eklenmiş. Genç nüfusta işsizlik yüzde 23,3’ten 24,8’e yükselmiş. Tarım sektöründe çalışan sayısı 232 bin, tarım dışı sektörlerde çalışan sayısı 569 bin kişi azalmış. Tarım dışı işsizlik ise yüzde 15,3 olmuş."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Oysa ekonomistlere göre Türkiye’de gerçek işsiz sayısı 8 milyonu çoktan aşarak 9 milyona yaklaşmış. İş bulmaktan ümidini kesen ve iş aramaktan vazgeçen “gizli işsizler” de buna eklendiğine bu rakam daha korkunç boyutlara varıyor.
Yine ekonomistlerin değerlendirmesiyle işsizlik istatistiklerinin, işsiz sayısı ve işsizlik oranlarının aktif olarak iş arayanlar üzerinden yapılması, sadece aktif iş arayanların “işsiz” sayılması; işsizlikle ilgili anketin yapıldığı tarihte aktif olarak iş aramayanların ve son dört ay içinde İşkur’a müracaat etmeyenlerin “işsiz” sayılması “gerçek ve gizli işsizliğin” vahim fiilî boyutlarını ortaya koyuyor. Zira TÜİK sadece son dört haftada iş arayanları “işsiz” sayıyor. Bu açıdan TÜİK’in işsiz kabul etmediği milyonlar da buna eklendiğinde gerçek işsizlik oranı rahatlıkla yüzde 21’i aşıyor.
Ve başta Hazine ve Maliye Bakanı olmak üzere siyasi iktidar mensuplarının ve “iktidara ilişik medya” yorumcularının, bir yandan ekonomideki derin krizi kabul etmezken diğer yandan “Türkiye çok iyi bir şekilde süreci püskürttü!” açıklamaları bu açıdan da havada kalıyor.
Ekonomideki durgunlukla vatandaşların borçlarını ödemediği, batık krediler, karşılıksız çekler ve icra iflas dosyalarının yanı sıra protesto edilen senetlerin artığı ortaya çıkıyor.
Son ekonomi raporlarına göre, icra dairelerindeki dosya sayısının 25 milyonu bulması, son beş ayda 724 bin kişinin kredi kartı ve kredi borcunu ödemedikleri içir icralık olmaları ekonominin vahim durumumu ortaya koyuyor.
Bu arada Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıklamasıyla Eylül sonunda merkezi yönetim brüt borç stoku 1 trilyon 121,2 milyar lira olarak gerçekleşmesi ve bu borç stokunun 587 milyar liralık kısmı Türk lirası, 534,2 milyar liralık kısmı da döviz cinsi borçlardan oluşması ekonominin vaziyetini bildiren bir başka resmi rakam oluyor. (AA, 22.9.19)
Kısacası, TÜİK’in araştırma sonuçlarına göre; Türkiye’de her 10 kişiden 7’si borçlu çıkması, her 4 kişiden 1’nin ciddî maddi sıkıntı çekmesi, nüfusun, taksit ödemeleri veya borçları olanların oranının yüzde 70,4’u bulması ekonominin düştüğü vartanın bir diğer göstergesi. (gazeteler, 19.9.19)
...***
İbrahim Kahveci, 25 Eylül tarihli Karar gazetesinde, "Bunalım ekonomisi"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Geçen yıl ağustos ortasında yaşadığımız kur fırtınasının ardından eylül ayında reel sektörden de çöküş verileri gelmeye başladı. Takvim etkilerinden arındırılmış sanayi üretim endeksi yüzde 3,5 azalışla 115,7 seviyesine gerilerken, perakende satış hacmi de yüzde 3,1 azalışla 111,8 seviyesine düştü.Kısaca hem üretim tarafı hem de tüketim tarafında ciddi bir kayıp yaşandı. Ama asıl kayıp yılın son çeyreğine sarktı ve ekonomimiz revize edilmemiş haliyle yüzde 3,0 ve revize sonrası da yüzde 2,8 daralma yaşamış oldu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu yıl henüz sanayi üretiminde ve perakende tüketimde durumun ne olduğunu bilmiyoruz. Ama bazı öncü veriler elimize çoktan ulaştı.
Temmuz-ağustos ortalamasına göre beyaz eşya satışları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 19,2 oranında daralmış durumda.
Elektrik tüketimi ise aynı dönemde (lisanssız dahil) yüzde 2,0 daha az. Bakın elektrik tüketiminde bu oran size az gelebilir. Burada toplam tüketim veriliyor. Toplam tüketimin yüzde 1,5 azaldığı yılın ilk 3 ayında sanayi sektöründeki elektrik tüketimi yüzde 9,95 azalmıştı. O nedenle elektrik tüketiminde temmuz-ağustos aylarında yaşanan yüzde 2,0 gerileme çok ciddi bir soruna işaret ediyor.
Yani sanayide çarklar istenildiği gibi dönmüyor.
Temmuz ayında yüzde 76,2 olan imalat sanayi kapasite kullanım oranı ağustos ayında yüzde 76,6’ya çıktı. Ve eylül ayında KKO yeniden düşerek 76,3’e geriledi.
Burada dikkatimi çeken bir detay vermek istiyorum:
Geçen yıl eylül ayında da yüzde 76,2 olan KKO bu yıl eylül ayında yüzde 76,3. Sadece 0,1 puanlık artış söz konusu.
Ana sektörlere baktığımızda ise tablo biraz daha değişiyor. Mesela geçen yıl tarım üretiminin düşüklüğü nedeniyle daha az çalışan gıda sektöründe bu yıl KKO biraz daha yüksek.
Ama asıl yükseliş tekstil ve giyim sektöründe. Hani perakende tüketimde de gördüğümüz gibi hem yurtiçinde hem de yurtdışında sektör şu an en iyi rakamlara sahip.
Elektrik tüketimi, reel sektör güven endeksleri, tüketici güven endeksi, kapasite kullanım oranı gibi öncü verilerden baktığımızda ekonomide yatay bir trendin devam ettiğini görüyoruz.