Türkiye'den köşe yazarları
Yurt: TBMM'de 9 yılda 29 intihar girişimi
Birgün:
Kılıçdaroğlu: Ödediğiniz vergilere sahip çıkmalısınız
Milli gazete:
Bütün projeler Türkiye’nin üretmemesi üzerine
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mehmet Kara 17 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, "Siyasette “ittifak” hesapları"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Normal şartlarda 2023 tarihine kadar seçim yok. Meclis ve Cumhurbaşkanlığı seçimi 2023, mahallî seçimler 2024 yılında yapılacak. Ancak, siyasetteki gelişmelerden bazıları seçimlerin bu tarihten önce yapılabileceğinin işâretleri olarak görülüyor. 2020 yılı Meclis’te grubu bulunan AKP, CHP, HDP ve İYİ Parti için kongre yılı olacak. MHP’de ise kongrenin 2021’de yapılması bekleniyor. Dört parti de ilçe-il kongreleri ile teşkilâtları, seçimli büyük kongrelerle merkezi yönetimlerini yenileyecek. AKP Kongre tarihini bir yıl öncesine alırken daha şimdiden illerde istifalar başladı bile."diyen yazar, yazısının devamınd aşu ifadelere yer veriyor:
...***
Eski Başbakanlardan Ahmet Davutoğlu ve eski bakanlardan Ali Babacan’ın parti kurma çalışmalarında da sona gelindi. AKP içinden milletvekili ve teşkilât bazında yeni kurulacak partilere kaymaların olabileceğine de kesin gözüyle bakılıyor.
“Millî görüşün” ana partisi SP’de geçtiğimiz hafta yapılan kongredeki ilgi AKP içindeki “millî görüşçülerin” yönlerini bu yöne doğru döneceğini gösteriyor.
Türkiye’de merkez sağın adresi olan Demokrat Parti’ye (DP) ilginin arttığı ve 1 Aralık’ta yapılacak toplantıda “sürprizlerin” olabileceği konuşuluyor. Babacan ve Davutoğlu ekibinin bir yandan SP ile bir yandan da DP ile temaslarının olduğu artık biliniyor.
Geçtiğimiz hafta içinde bir haber de dikkatlerden kaçtı, ya da kaçırıldı. 2002 seçimleri öncesinde AKP’den aylar sonra kurulan Genç Parti, kurulmasından 4-5 ay sonra beklenmedik bir şekilde yüzde 7.25 oy almıştı. Yüzde 10 seçim barajını geçmeyip Meclis’e giremese de bu parti o dönemde çok konuşulmuştu. Partinin Lideri Cem Uzan, sonrasında yaşanan gelişmelerden sonra Fransa’da yaşamaya başlamıştı.
Uzan, yıllar sonra Türkiye’ye geleceğini açıkladı. “İki ay içinde ülkeme döneceğim. Cumhurbaşkanlığı yarışına katılmak için sokağa çıkıp güçlü bir demokratik seçenek meydana getireceğim” diyen Uzan “Ya cumhurbaşkanı olurum ya da hapse atarlar” diyerek meydan okumayı da (!) ihmal etmemiş.
Son mahallî seçimlerde “cumhur ittifakı” büyük bir yenilgi aldı. İttifak içindeki partiler ittifakı “genişletmek” istedikleri de siyasetteki gelişmelerden görülüyor. Siyasetçiler ittifak hesapları yapsalar da asıl hesabı millet yaptı, yapar.
Ankara ve İstanbul başta olmak üzere birçok belediye başkanlığını kaybetti. Bu ittifakı destekleyenler bile bu sonucu “büyük hezimet “olarak değerlendirdi.
Siyasetteki bu gelişmeleri Erdoğan’ın Suriye’de güvenli bölge oluşturmak için Barış Pınarı Harekâtı’nın başlamasından sadece bir gün önce Sırbistan dönüşü gazetecilere yaptığı açıklamada “Adı Millet İttifakı, ama milletten nasibini almamış ittifakın zayıflaması, parçalanması çok çok önemli” sözleri ile birlikte düşünüldüğünde önümüzdeki günlerde “erken” seçimin konuşulmaya başlanması sürpriz olmayacaktır. Siyasetteki gelişmeleri değerlendirirken, “Siyasette bir gün bile uzun zamandır” sözünü hep akılda tutmak lâzım.
Türkiye’de gündem değiştirme çabaları, bazı sorunların konuşulmasını engelliyor. Bunların başında adalet, hayat pahalılığı, işsizlik, dış politikada, iflâslar, sağlık ve eğitimdeki sorunlar sayılabilir. Siyasetçiler milleti yakından ilgilendiren bu önemli sorunları Meclis kürsüsünde konuşuyor, ama geniş çevrelere duyuramıyor. Demokrasinin ve hürriyetlerin gelişmesi için de konuşan Türkiye lâzım. Gündem değiştirme konusunda mahir olanlar maalesef bunda başarılı oluyorlar. Medya bu sorunları ne kadar gündemde tutmasa da, bunlar artık gizlenemez gerçekler. Çünkü millet bunu yaşayarak görüyor.
...***
Esfender Korkmaz, 17 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, " İşsizlik sosyal travmaya dönüştü"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Ağustos 2019 ayı işsizlik oranını yüzde 14.0 olarak açıkladı. İşsizlik oranı geçen seneye göre ve bir önceki aya göre arttı. Tarım kesimi işsizliği gizlediği için tarım dışı işsizlik verileri işsizlik konusunda daha gerçekçi verilerdir. Temmuz ayında tarım dışı işsizlik oranı yüzde 16.7 oldu. İş aramayıp çalışmaya hazır olanları da katarsak, fiili işsiz sayısı 6 milyon 898 bine, fiili işsizlik oranı da yüzde 19.4'e çıktı."diyen yazar, yazısının devamınd aşu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu işsizlik oranları yaşamakta olduğumuz ekonomik krizin dibe vurmasıdır. 2018 Dünya ortalama işsizlik oranı yüzde 5'tir. Uluslararası Çalışma Örgütü (İLO), Dünyada artık işsizlik sorununun değil, çalışma koşullarının tartışıldığını söylüyor. İşsizlik konusunda da Dünyadan ayrıştık.
Türkiye de, işsizliğin bu kadar artmasının bir nedeni GSYH'da küçülmedir. Bu sene üçüncü çeyrek olan Temmuz-Ağustos-Eylül'de de küçülme bekleniyor. Son çeyrekte büyüme olur. Mamafih, TÜİK Eylül ayında, bir önceki sene aynı aya göre, perakende ticaret endeksinin yüzde 2,7 ve sanayi üretim endeksinin de yüzde 3.4 oranında arttığını açıkladı.
Ne var ki, GSYH büyüme de olsa işsizlik oranı aynı oranda düşmez, çünkü üretimin ithal girdiye bağımlılık oranı yüksektir. Yani girdi ithal ettiğimiz ülkelerde istihdam yaratıyoruz.
İşsizlik, gelir azalmasına, tüketimin azalmasına ve toplam talebin azalmasına neden olur. İşgücünün atıl kalmasına neden olur, büyümeyi negatif etkiler.
Öte yandan Türkiye de güven sorunu, hukuki altyapı noksanı ve demokrasi sorunu nedeniyle yeni yatırım yapılmıyor. Bunun içindir ki, gençler arasında işsizlik daha da yüksektir. TÜİK genç nüfusta işsizliğin yüzde 27.4 ve ne eğitimde ne işte olan gençlerin oranını da yüzde 30.1 olarak açıkladı.
Gençler arasındaki işsizliğin yüksek olması daha önemli sosyal sorunlar yaratıyor. İşsiz gençlerin sosyal değer ve normlara olan bağlılığı kopuyor. Paralel olarak bu şartlar bazılarının ideolojik saplantılara girmelerine yol açıyor. Tarikatlar tarafından kuşatılmalarına sebep oluyor. Teröre bulaşmalarına altyapı oluşturuyor
İşsizlik ve işsizliğin dağılımı bireysel ve toplumsal travmatik sonuçlar doğurmuştur. Cuma günü de 3 kişilik bir ailenin siyanür içerek intihar ettiği kamuoyuna yansıdı. Eğitimli gençler arasında yüksek işsizliğin toplumsal bir maliyeti beyin göçüdür. Eğitimli gençlerin çoğu iş bulamadığı için yurt dışına gidiyor Genel olarak işsizliğin getirdiği sosyal sorunlar, Türkiye'nin çağdaş toplum olması önünde engel oluşturuyor.
...***
İsmet Özçelik, 17 Kasım tarihli Aydınlık gazetesinde, "Güven neden yok?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Türkiye’de sorun çok. Ama en büyük sorun “güven.”Hem içerde, hem dışarıda. Güven olmayınca iş zorlaşıyor. Toplu mücadelede sıkıntı yaşanıyor. 2003 Irak, 2010 Libya, 2011 Suriye, ... Geçmişte yapılan yanlışlar unutulmuyor. Kapalı kapılar arkasında; Baş başa yapılan görüşmeler kafa karıştırıyor. Diplomatlar ne olduğunu anlamaya çalışıyorlar. İçerde de güvensizlik hakim. Halkın kamu kurumlarına güveni diplerde.Araştırma sonuçlarına göre; Meclis’e güven yerlerde. Hükümete güven de aynı. Muhalefetin durumu da hiç parlak değil."diyen yazar, yazısının devamınd aşu ifadelere yer vedriyor:
...***
Hepsi yüzde 15’in altında. Gazete ve televizyonların durumu daha vahim. Yüzde 3-4’lerde. Diyanet’e güven bile yüzde 12’lerde. Kurumlara güvensizlik, insanlara da yansıyor. Herkes birbirine kuşkuyla bakıyor. Kimse kimseye sırtını dönemiyor. İnsanlar kendisi ile ilgili yalanlara inanmıyor. Ama başkası için söylenenlere hemen inanıyor. Garip ama gerçek! Bir ülke ve geleceği için iyi bir durum değil. Biz bu hale nasıl geldik? Sosyologlara sordum. Tam tatmin edici bir yanıt aldığım söylenemez. Türkiye 12 Eylül darbesiyle yeni bir sisteme geçti.
“Serbest piyasa ekonomisi.” Çıkar, bencillik, güvensizlik egemen oldu. Her sistem kendi insan tipini yaratıyor. Yaşananlar da bu olsa gerek! 17 yıllık Ak Parti iktidarı. Çok yanlışlar yaptı. Birçok konuda yanlıştan dönse de; Eski yanlışları ayak bağı. Güven için yeni adımlar atması gerekiyor. Sorunların altından tek başına kalkamıyor. “Türkiye ittifakı” zorunlu. Ancak ayak sürüyor. Bu da güven erozyonu yaratıyor. Hem içerde, hem dışarıda. Güvensizliğin bir nedeni de kadrolar. Siyasette, bürokraside, diplomaside, ... Her yerde çok zayıf. Öğrenmeye de pek niyetleri yok. İşleriyle ilgilenmiyorlar. Halkı değil, sadece amirlerini memnun etmekle meşguller. Normalde o koltuklarda ancak hatıra fotoğrafı çektirebilirler. Ama yıllardır işgal ediyorlar. Yükselmenin kriteri liyakat değil. “Alnı secdeye gelmek.” “Bizim çocuklar” mantığı hakim. Böyle olunca da “güven” kalmıyor. Artık kaybedecek vakit yok. “Güven” için adım atılmalı. AKP tabanı da böyle istiyor. Bu “milli birlik” için de şart..!