İmam Humeyni –ks– mektebinde - 68
Bugünkü sohbetimizde İmam Humeyni’nin -ks- sosyal ve siyasi davranışlarında teklife bağlılık eğiliminden söz etmek istiyoruz.
Hatırlanacağı üzere geçen bölümde İmam Humeyni’nin -ks- teklif ve sonuç konuları ile ilgili görüşünü beyan ettik ve dedik ki İmam’a göre ilahi teklif ve görevi yerine getirmek esas mesele ve sonuca ulaşmak bu ilkenin tali meselesidir; gerçi teklifi esas almak sonuçlardan gafil olunmasına yol açmamalıdır. İmam’ın bu teorik eğilim, bireysel ve sosyal alanlarda ve özellikle siyasi mücadele sürecinde sergilediği pratik örnek, dini ve fıkhi temellere dayanan bir modelin teorize edilmesinde etkili olmuştur.
Geçen bölümde ayrıca İmam Humeyni’nin -ks- İslam inkılabı zafere kavuşmadan önceki yıllarda şahın tağut rejimi ile yüzleşme biçiminden bazı örnekler sunduk ve bu modeli size daha iyi anlatmaya çalıştık. Şimdi de sohbetimizin devamında İmam’ın yakınları ve yol arkadaşlarının bazı anılarını anlatarak bu konuyu daha iyi bir şekilde açıklamaya çalışacağız.
İmam Humeyni -ks- ileri yaşı ve özel sosyal konumu ve şanına rağmen asla toplumun sıradan insanları ve hatta çağdaş olduğu bazı ulema gibi ilahi tekliflerini ileri yaşı veya sosyal şanı yüzünden gözardı etmez ve bu teklifleri yerine getirmek için her daim öncülük ederdi.
Hüccetülislam Vaiz Tebesi İslam inkılabından önceki yıllarda İmam’la görüşmelerinden bir anıyı şöyle anlatıyor:
İnkılaptan önce ve İmam hapisten çıktıktan sonra kendisi ile görüştüğümde şöyle buyurdu: Sen gençsin ve gençliğin gereği, iman ve inanç bir yana, zalim rejimle savaşmaya hazır olmaktır ve ben bir ihtiyar olduğum halde, İslam’ın yolu ibadet etmek olduğunu ve camiden eve ve evden camiye gitmek olduğunu zanneden ve İslam ümmetinin başına gelenlere karşı hiç bir sorumluluk hissetmeyen fakihlere ve alimlere benzemem. Ben eğer halkın ve İslam’ın çıkarları ve maslahatına aykırı bir mesele olduğunu anlarsam, sokağa çıkar ve haykırırım.
Geçen bölümlerde belirtildiği üzere, İmam Humeyni -ks- ailesi, çevresi ve özellikle eşine büyük saygı duyuyor ve sözlerine kulak veriyordu. Ancak İmam nerede şer’i teklif sözü konusu olursa aile fertleri ve eşinden özür dileyerek ilahi rızayı insanların rızasına tercih ettiğini belirtiyordu. Bu konuda Ayetullah Tevessüli ilginç bir anıyı şöyle anlatıyor:
İmam İslam için derin planlar yapıldığını ve Kur'an'ı Kerim, İslam ve İran tehlikede olduğunu ve Pehlevi rejimi bu millet için neler düşündüğünü öğrenince hareketi başlattı; sırf ilahi İslam dini ayakta kalsın diye. İmam’ın eşi: Bey biraz sakin olun, daha yavaş konuşun, diye söylediğinde İmam şöyle buyurdu: Vallahi bu tekliftir; biliyorum sizin için zor olacak, ama bu yerine getirmem gereken ilahi tekliftir.
İmam Humeyni’nin -ks- merhum oğlu Hüccetülislam Ahmet Humeyni de İmam ve ailesi şah rejimi ile mücadele günlerinde evi terk etme macerasına işaretle şöyle anlatıyor:
Ertesi gün evden ayrılacağımız gece evde herkes çok kötü haldeydi. Ben tüm dikkatimi İmam üzerinde odaklamıştım. İmam önceki gecelerde olduğu gibi uyudu ve her zamanki gibi sabah namazına bir buçuk saat kala gece namazına kalktı. Hatırlıyorum, İmam ehli beyti topladı ve şöyle dedi: Hiç üzülmeyin, hiç bir şey olmaz. Ben susamam, zira Allah’a ve halka cevap veremem. Bu tekliftir ve tekliften kaçmak olmaz. İmam ayrıca şöyle dedi: Bu bir yana, hatta eğer bir gün sessiz kal ve burada yaşa deseler ve ben bir gün susmak zararlı olduğunu bilirsem, imkansız, kabul etmem.
İmam Humeyni -ks- ilahi teklifleri yerine getirmekte asla başkalarının teşvikleri veya ikazlarına bakmaz ve olumlu olumsuz, hiç bir türlü entrika da ilahi teklifini yerine getirmesini etkilemezdi.
İmam’ın Fransa’da kaldığı günlerde yanında olan Dr. Hasan Habibi o günlerden bir anısını şöyle paylaşıyor:
İmam eğer herkes şahla uzlaşırsa, ben tek başıma ilahi teklifimi yerine getiririm. İmam Pariste’e şöyle diyordu: eğer herkes şah gitsin diyorsa, ben de onlarla birlikte şah gitsin derim. Eğer seyrek sayıda insan şah gitsin derse veya hiç kimse demezse, ben yine şah gitsin derim. Zira bu benim söyleyip söylememem ile ilgisi yoktur; bu ilahi tekliftir, bir görevdir.
İmam Humeyni -ks- cumhurbaşanı Beni Sadr’ın azledilmesi için şer’i hüccet tamamlandığında bu konu için huzuruna gelenlere hitaben şöyle buyurdu: Eğer şer’i hüccet tamamlandıysa, bir an bile tereddüt etmem. Bilin ki Beni Sadr’ın azli bir dakika bile sürmez. Zannetmeyin ben koparılacak yaygaralardan korkarım. Eğer Hüseyniye’de toplanan ve “Yaşasın Humeyni” diyen bu cemaatin tümü bunun tersini söyleyecek olursa, umursamam. Ben asla yaygaracıları umursamam, benim bu tür yaygaralar ve sloganlarla işim olmaz. Ben şahsen şer’i teklifimi yerine getiririm, o kadar.
İmam Humeyni’nin -ks- siyasi mücadelede teklife uyma modeli çerçevesinde İmam başarı ve zaferi teklifi yerine getirmekte özetliyor ve sonuçların ve getirilerin ne olacağını kaygı etmiyordu.
İmam’ın siyasi mücadelede yol arkadaşlarından Hüccetülislam Firdevsi İmam’la Paris’te bir diyaloğuna işaretle, İmam biz ne zaman zafere ulaşacağız gibi sorulara verdiği cevapta sadece biz görevimizi yerine getirmekle sorumluyuz, sonuca ulaşmakla değil, diye buyurduğunu anlatarak şöyle diyor: İmam’ın anlayışı asla değişmiyordu; ister Necef’te, ister Paris’te ister Tahran’da, durumu aynıydı ve hareketin zafere ulaşacağına inanıyordu. Hatta Paris’te bir çokları İmam’ın huzuruna çıkıp soruyordu: Ne zaman zafere ulaşacağız? Ne zamana kadar şehit vereceğiz? İmam’ın cevabı belliydi: biz görevimizi yerine getirmekle yükümlüyüz. Eğer biz görevimizi yerine getirirsek inkılap ister zafere ulaşsın, ister ulaşmasın, biz zafer kazanmışızdır. İmam’ın cevabı tüm aşamalarda hiç değişmedi.
Yine İmam’ın bir başka yol arkadaşı Necef’te gerçekleşen bir görüşmeden anısını şöyle anlatıyor:
Ben 1345 yılında Necef’e gittim. Orada hem İmam’dan ve hem oğlu Mustafa’dan o yılın çok zorlu bir yıl olduğunu duydum. O yıl birçok inkılapçı ya idam edilmiş ya da hapse atılmıştı. Ancak İmam şöyle dedi: Bin bir tek gece bile yenildiğimizi düşünerek uyumadım. Biz başarılıyız. Zafer bizimdir, zira biz görevimizi yerine getiriyoruz.
İmam Humeyni -ks- sadece siyasi mücadele sürecinde değil, aynı zamanda tüm bireysel ve sosyal yaşam boyutlarında da her daim ilahi rızayı kazanmak ve dini teklifini yerine getirmeyi bir görev biliyordu ve bu uğurda kişisel yaşamında bazı normal süreçlerin gözardı edilmesinden asla çekinmiyordu. İmam gerektiği her yerde bu süreçleri gözardı ediyor ve ilahi teklifini yerine getiriyordu.
Ayetullah Muhammed Mümin İmam Humeyni’nin -ks- normal yaşamının cari süreçlerinden farklı olarak bir caminin temelini atma törenine katılmasını şöyle anlatıyor:
İmam’ın talebelerinden biri tebliğ için Kum’un yakınlarında bir köyü gidiyordu. Köy halkı camiye ihtiyacı vardı. İmam’ın izleyenlerinden iki kişi eğer İmam gelir ve caminin temel atma törenine katılırsa biz caminin mali bedelini karşılarız diyordu. Konu merhum İşraki tarafından İmam’a iletildiğinde şöyle buyurdu: Ben bu tür işlerin adamı değildim. Ancak cami gerekli olduğundan ve mali yardım yapılması da kaçınılmaz olduğundan ve bunu yapacak kişiler de yardımı İmam’ın teşrif etmesine endekslediğinden, İmam’ın talebesi merhum İşraki’den çare istedi. İşraki, İmam’ın asla hayır diyemeyeceği konu ilahi teklif olduğunu, eğer mesele izah edilir ve İmam teklif olduğunu hissederse mutlaka gelir, dedi. Konu İmam’a tekrar arz edildi. İmam da kabul etti ve gidip caminin temelini attı.