Ağustos 21, 2020 18:42 Europe/Istanbul

Bugünkü sohbetimizde İmam Humeyni’nin -ks- sülukünde tevazu sıfatının konumunu ele almak istiyoruz.

Geçen bölümde İmam Humeyni’nin -ks- sülukünde ihlas meselesinin anlamını ve yerini ala aldık ve dedik ki ihlas, işleri sadece Allah için yapmak ve O’ndan başkasını gözetlememektir.

Şimdi bugünkü sohbetimizde ihlasın getirilerinden biri olan tevazu ve İmam Humeyni’nin -ks- bireysel ve sosyal davranışlarında ve sülukünde yerini ele almak istiyoruz.

İslam dininin öğretilerine göre tevazu, ihlasın meyvelerinden biridir ve hem Kur'an'ı Kerim ayetlerinde ve hem İslami rivayetlerde ve ahlak büyüklerinin sözlerinde üzerine sıkça vurgu yapılmıştır.

Sohbetimiz boyunca Kur'an'ı Kerim ayetlerinde ve İslam Peygamberi -s- ve masum imamların -s- siyerinde tevazu ne anlama geldiğini ve İmam Humeyni’nin -ks- bireysel ve sosyal yaşamında ne gibi bir konumu olduğunu gözden geçireceğiz.

Tevazu yad alçak gönüllü olmak, kibir ve bencilliğin tam karşı noktasıdır. Bu iki kavramı birbirinden tam olarak ayırmak zor ve hatta imkansızdır. Bu yüzden Kur'an'ı Kerim ayetlerinde, İslami rivayetlerde ve ahlak büyüklerinin kelamında bu iki kavram iç içe olmuştur; öyle ki birinin tenkit edilmesi ötekinin takdir edilmesi ile bir arada görülüyor. Bu durum ilim ve cahillik ve aralarındaki bağlantı gibidir, nitekim ilmi takdir etmek cahilliği tenkit etmekten ayrı düşünülemez.

Allah teala Kur'an'ı Kerim ayetlerinden birinde müminleri birbirine karşı tevazulu davranmak ve kafirlere karşı sert olmaya davet etmiştir. Maide suresinin 54. ayeti olan bu ayet şöyle buyurmakta:

54. Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). Bu, Allah'ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah'ın lütfu ve ilmi geniştir.

Bu ayette tevazulu olan insanların azametine vurgu yapıyor, zira bunlar ilahi fazl ve inayetten yararlanır. Bunlar hem Allah’ı sever ve Allah tarafından sevilir.

Allah teala Furkan suresinde de tevazu, has kullarının bir özelliği olduğunu belirterek şöyle buyurur:

Rahmân'ın(has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) "Selam!" derler (geçerler).

Allah teala Furkan suresinin 63 ila 74. ayetlerinde ilki tevazu olan has kullarının faziletlerini sayıyor.

Kur'an'ı Kerim müfessirlerine göre bu ayette yürürken tevazu ile yürümekten maksat sırf tevazu ile yürümek değil ve esas maksat, insanın tüm amellerinde ve hatta en basit iş olan yürümekte bile kendini gösteren her türlü bencillikten ve kibirden uzak durmaktır. Zira ahlaki erdemler her zaman insanın söz ve amellerine yansır, öyle ki hatta bir insanın nasıl yürüdüğüne bakarak ne gibi ahlaki sıfatları taşıdığı anlaşılabilir.

Şuara suresinde de Allah teala peygamberini müminlere karşı sevgi ve tevazu ile davranmaya davet ederek şöyle buyuruyor:

Sana uyan müminlere (merhamet) kanadını indir.

İslam dini müminleri tevazulu olmaya davet ederken, kendilerini hor gösterecek ve zillete düşürecek her türlü amelden de sakındırıyor. Bir başka ifade ile tevazu kibirin karşı noktası ve kibirlenme ile tezelzülün ortasıdır. Bir başka ifade ile tevazulu insan başkalarına saygı duyar, fakat kendini hor yapmaz; zillete boyun eğmez.

Dolayısıyla tevazu, başkalarında var olan bazı özelliklere göre onlara karşı sergilenen gönüllü davranıştır. Bir insan kendisini diğer insanlara karşı üstün olduğunu hissettirecek bazı imtiyazlara sahip olduğunu düşünebilir, fakat kibire kapılmamak için bu imtiyazları önemsemez ve bunun yerine başkalarının sahip olduğu imtiyazlarla bakarak onlara alçak gönüllü davranır. Dolayısıyla tevazu, güçlü olmakla beraber alçak gönüllü davranmak, fakat tezelzül, başkalarına karşı güçsüz olmaktır.

Tevazu, Allah tealanın has kullarının en yüce ahlaki sıfatlarından biri olduğu halde bu sıfatı Allah için kullanmak uygun değildir; zira yüce Allah’ın azameti ve celaline yakışmaz.

Kur'an'ı Kerim ayetlerinden başka İslam Peygamberi -s- ve diğer din önderlerinden gelen rivayetlerde de tevazu sıfatının önemine vurgu yapılmış ve bu büyük insanlar bu değerli sıfatı bizzat taşımıştır.

İslam Peygamberi’nden -s- bir hadiste şöyle okumaktayız:

Allah Resulü -s- buyurdu: Neden sizde ibadetin tadını göremiyorum? Sahabe arz etti: ibadetin tadı nedir? Allah Resulü -s- şöyle buyurdu: İbadetin tadı, tevazudur.

İmam Humeyni’nin -ks- en seçkin özelliklerinden biri, övgü ve yalakalığa öfkelenmesiydi. İmam’a göre abartılı övgü insanda kibir ve şeytan vesveselerinin tuzağına düşme zeminini oluşturur.

İmam’ın hakikaten başkalarının övgülerinden asla hoşlanmadığı ve hatta sert tepkiler verdiği yönünde birçok anı vardır. Örneğin Ayetullah Tevessüli şöyle anlatır:

İmam konuşmalarında veya röportajlarında kendisini abartarak övenlere veya gerçek olmayan sözleri sarf edenlere itiraz ediyor ve şöyle diyordu: Neden gerçek dışı konuşuyorsunuz? Neden beni olduğumdan daha büyük göstermeye çalışıyorsunuz?

Ayetullah Tevessüli bir başka anısını da şöyle paylaşıyor:

Bir gün İmam’ın huzurunda bulunan adamın biri İmam’ın kişiliği hakkında bazı sözler etti. İmam hemen orada ona itirazda bulundu ve şöyle dedi:

Neden benim hakkımda bu kadar abartıyorsunuz?

İmam kendisini övmeye başlayan kişilere karşı çok öfkelenir ve sözlerine keserdi. Biri İmam’ın yanında ahlaki ve sosyal özelliklerini övmeye başlayınca İmam hemen öfkelenir ve öfkesi yüzüne yansırdı; bazen de konuşan kişinin sözünü keserek, beni övme, derdi.

İmam Humeyni -ks- çevresindekileri kendisi için propaganda yapmaktan men eder ve buna karşı çıkardı. İmam hatta fotoğrafı evinde namaz kılmaya gelenlerin arasında dağıtılmasına karşı çıkar ve bunu yapanlara sert tepki gösterirdi.

Hüccetülislam Duai bu konuda şöyle anlatıyor:

Necef’te taklit mercilerinin evinde söz konusu olan meseleler İmam’ın evinde söz konusu değildi. Bu meselelerden biri de fotoğrafının reklam ve propaganda amacıyla evine gelenlerin arasında dağıtılmasıydı.

Hüccetülislam Duai bu bağlamda bir anıyı şöyle paylaşıyor:

Bir gün öğle namazını İmam’ın evinde kıldık. O sırada adamın biri geldi ve İmam’ın fotoğrafını namaz kılanların arasında dağıttı İmam bu durumu fark etti ve çok öfkelendi ve öfke ile beraber gösterdiği tepkide, neden benim evimde bana saygısızlık ediyorsunuz? Ben bu tür meselelerin burada olmasına ve benim için reklam yapılmasına müsaade etmem, dedi.

İmam Humeyni -ks- televizyon seyrederken, sunucu kendisini övmeye başlar başlamaz televizyonu kapatırdı. Zehra Mustafavi şöyle anlatıyor:

Ben defalarca buna şahit oldum; İmam ne zaman televizyon kanalı kendisini övdüğünü görürse hemen televizyonun sesini kapatırdı. İmam genelde övülmekten hoşlanmazdı.

İmam Humeyni -ks- ayrıca dini ilimler merkezlerinde ulema ve taklit mercileri için kullanılan lakapların kendisi için de kullanılmasına karşıydı ve başkalarını bu konudan şiddetle men ederdi.

İmam’a Necef’te eşlik eden Ayetullah Kadiri bu konuda şöyle diyor:

Necef’te Tahrir’ul Vesile adlı kitap yayımlandığında Necef’te adet olan geleneğe göre kitabın arka cildi üzerinde Ayetullah’ul Uzma ve benzeri ibareler yazılmıştı. Bu yeni bir adet değildi, kimsenin de suçu yoktur, zira başka alimler için de uygulanırdı ve kitabı basan yayınevi de bunu yapmıştı. Ancak İmam bunu görünce kitabın dağıtılmasını engelledi ve şöyle buyurdu: Bu lakaplar kaldırılmalı. Sonunda kitabı yayımlayanlar o lakapları okunmayacak şekilde üzerini kapladı.