Eylül 04, 2020 15:47 Europe/Istanbul

Her biri yüce Allah’ın özelliklerinden birine işaret eden Esma-ül Hüsnâ’dan bugün kısaca, Büyüklükte kendisinden daha büyüğü düşünülemeyen, bütün büyüklükler kendisine mahsus olan, büyüklükte benzeri olmayan, Kibriya anlamında olan el-Kebir اَلْکَب۪یرُ İsm-i şerifi hakkında konuşacağız.

Hatırlanacağı üzere Esma-ül Hüsnâ ve ilahı özellikleri tanımanın yüce Allah’ı tanımak için en iyi yol olduğunu ifade ettik. Zira Allah Teâlâ’nın mübarek zatı, ulaşılmaz ve dokunulmazdır. Kulların ise ulaşabilecekleri tek şey, O’nun mübarek isimleri ve ilahi sıfatlarıdır. Ehlibeyt imamlarının 8'incisi hz. İmam Rıza -as- bu konuda şöyle buyuruyor:

Allah kendisi için bazı isimler seçmiştir ki mahluklar onlar vasıtası ile O’nu çağırsınlar ve tanısınlar.

 

Bizlere yüce Allah’ı tanımaya yardımcı olan Esma-ül Hüsnâ’dan biri Kebir ism-i şerifidir. Kebir yüce Allah’ın büyüklüğü ve Kibriya olduğunu gösteriyor. Celal ve büyüklük sahibi olan sadece ve sadece O’dur ve başka her şey O’nun karşısında hor ve alçaktır. Nitekim Hac suresinin 62. Ayetinde şöyle okuyoruz:

ذلِکَ بِأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ وَ أَنَّ ما یَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ هُوَ الْباطِلُ وَ أَنَّ اللَّهَ هُوَ الْعَلِیُّ الْکَبِیرُ

Bu böyle Allah, hakkın ta kendisidir. O'nu bırakıp da taptıkları ise batılın ta kendisidir. Şüphesiz ki Allah yücedir, büyüktür.

Arapça kbr kökünden gelen kabir کبیر  "büyük" sözcüğünden alıntıdır. Sağır karşıtı olan Kebir ism-i azam ayrıca yaş, şan ve konumda büyüklük anlamına da gelir. Kebir ism-i şerif’inin benzeri ise Azam’dır ki hakir karşısında kullanılır. Sağir ve kebir, göreceli meselelerdir. Bir eşya diğer eşyaya göre sağir sayılırken diğerine nazaran kebir olabilir. Fakat Azim ism-i şerifi diğer eşyalarla kıyaslanamaz ve ona hakir sıfatı verilemez. Nitekim daha önceki sohbetlerimizde (33. Bölümde) Azim anlamının bütün büyüklüklerin sâhibi, pek yüce, zatının ve sıfatlarının mâhiyeti anlaşılamayacak kadar ulvî anlamında olduğunu belirttik. Allah Teâlâ da Kur'an-ı Kerim’in Şuara suresinin 63. Ayetinin bir bölümünde şöyle buyuruyor:

فَانْفَلَقَ فَکانَ کلُّ فِرْقٍ کالطَّوْدِ الْعَظیم

Deniz derhal yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi.

Bu arada manevi konularda da Kur'an-ı Kerim’in Saffat suresinin 76. Ayetine değinebiliriz. Nitekim bu ayette şöyle okuyoruz:

وَ نَجَّیْناهُ وَ أَهْلَهُ مِنَ الْکرْبِ الْعَظیمِ

Onu ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

Burada kebir konumu ve değeri yüce olan anlamındadır. Kebir yüce Allah’ın güzel ve ilahi ismi olarak büyüklük ve Kibriya sahibi anlamındadır. Kebir olan Allah, kelimelere sığmayacak, sözcüklerin yetersiz olduğu kadar büyüktür. O, insanların aklı ve hayalini bile erişemeyecek kadar büyüktür.

Müslümanların en büyük sloganı ve şiarı, yüce Allah’ın büyüklüğünü belirten  tekbirdir. Namaz ihram tekbiri ile başlar. Namaz kılan namaza başlarken tekbir getirmekle Allah’ın her şey, her kesten daha büyük, üstün ve yüce olduğunu itiraf ederek, bu yüzden diğer işleri ve her şeyi geride  bırakarak sadece O’nun karşısında boyun eğdiğini itiraf ediyor. Kur'an-ı Kerim İsra suresinin 111. Ayetinde Rasûlüllah’a -saa- hitaben şöyle buyuruyor:

وَ قُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِی لَمْ یَتَّخِذْ وَلَداً وَ لَمْ یَکُنْ لَهُ شَرِیکٌ فِی الْمُلْکِ وَ لَمْ یَکُنْ لَهُ وَلِیٌّ مِنَ الذُّلِّ وَ کَبِّرْهُ تَکْبِیراً

Hamd, çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan, zillet ve âcizliğin gerektirdiği bir yardımcıya ihtiyacı bulunmayan Allah'a mahsustur" de ve O'nu tekbir ile yücelt.

Kebir olan Allah bir şeye benzetilmeyecek ve kıyaslanamayacak kadar büyük ve yücedir. Bir hadiste anlatıldığına göre günün birinde bir adam hz. İmam Cafer Sadık’ın -as- yanına giderek “Allah-u Ekber” Allah büyüktür der. İmam “Allah neden daha büyüktür?” diye sorunca adam “Allah her şeyde daha büyütür” karşılığını verir. Bunun üzerine İmam şöyle buyurur: Eyvahlar olsun sana! Sen bu açıklamanla Allah’ı kısıtladın. Acaba Allah’ın yanında bir şey mi var ki sen Allah’ın ondan daha büyük biliyorsun? Adam, “öyle ise ne diyeceğim?” sorunca İmam Sadık -as- şöyle buyuruyor: De ki anlatılmayacak kadar büyüktür. (الله اکبر مِن اَن یُوصَف)

Bu sebepten dolayı mümin büyüklük ve Kibriyayı sadece kebir olan Allah’a layık görüyor ve sadece O’nu övüyor ve şiarı da her zaman ve her makamda “Allah-u Ekber”dir. Mümin  kebir olan Allah karşısında secdeye kapılıyor ve kendini hakir ve naçiz sayıyor, bu zillet ve tevazu sayesinde ebedi büyüklük ve üstünlük kazanıyor. Mümin kebir olan Allah’a iman sayesinde büyüklük ve izzet istiyor. O sadece kendisini değil başkalarını da Allah’a davet ediyor ve bu yolda müminleri de büyük ve saygın görüyor.

Kebir ism-i şerifi Kur'an-ı Kerim’de 5 kez Aliyy ve bir kez de Muteal isimleri ile birlikte kullanılmıştır. Diğer örneklerde ise genelde makam ve konumun büyüklüğüne işaret ediyor. Nitekim Mülk suresinin 12. Ayetinde Kebir ism-i şerifinin insanların bakışından uzak, kalplerinde Allah’tan korku duyanların mükafatı olduğuna işaretle şöyle buyuruyor:

إِنَّ الَّذِینَ یَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَیْبِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَ أَجْرٌ کَبِیرٌ

Görmedikleri hâlde Rablerinden korkanlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.

Bu mükafatın büyüklüğü ise hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı ve hiçbir kalbe düşmediği kadar azim ve büyüktür. Esma-ül Hüsnâ’dan Kebir ism-i şeirfi ayrıca yüce Allah’ın, hayır işlerinde adeta bir biri ile yarışan salih kullara Allah’ın lütfu olduğunu belirtiyor. Fatır suresinin 32. ayetinde şöyle okuyoruz:

ثُمَّ أَوْرَثْنَا الْکِتابَ الَّذینَ اصْطَفَیْنا مِنْ عِبادِنا فَمِنْهُمْ ظالِمٌ لِنَفْسِهِ وَ مِنْهُمْ مُقْتَصِدٌ وَ مِنْهُمْ سابِقٌ بِالْخَیْراتِ بِإِذْنِ اللهِ ذلِکَ هُوَ الْفَضْلُ الْکَبیرُ

Sonra biz, o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (Muhammed'in ümmetine) miras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah'ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır. İşte bu büyük lütuftur.

Hayır ve iyilikte öne geçenlerin mükafatı ise ebedi cennettir ve bu konu da yine Fatır suresinin 33. Ayetinde şöyle geçmektedir:

جَنَّاتُ عَدْنٍ یَدْخُلُونَهَا یُحَلَّوْنَ ف۪یهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤً۬اۚ وَلِبَاسُهُمْ ف۪یهَا حَر۪یرٌ

Onlar, Adn cennetlerine girerler. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Oradaki elbiseleri de ipektir.

Yine Kur'an-ı Kerim Büruc suresinin 11. ayetinde şöyle buyuruyor:

إِنَّ الَّذِینَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرِی مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ ذلِک الْفَوْزُ الْکبِیرُ

İman edip salih ameller işleyenlere gelince; onlara içinden ırmaklar akan cennetler vardır. İşte bu büyük başarıdır.

Mümin insan Allah’a yakınlaşmak için Esma-ül Hüsnâ’dan yardım alır. Yüce Allah’ın mübarek Kebir ismi bir insanda tecelli ederse o da kendi varlığının kapasitesi kadar kebir olur ve Allah’tan başka her şey, onun için hakir ve küçük gözükür. Hiçbir varlığı Allah yerine tanımaz yani Allah’tan başka hiçbir varlığı hedef edinme, kıble ve maksat olarak şayeste olmadığını anlar; fakat buna karşılık cebbarlar ve zorbalar, kafirler ve bidatçiler ve mütekkebir ve kibirli insanların üstün olduğunu düşünmez. Zira din maarifleri ve emirlerinde kibirli olunacak yerler açıklanmıştır.

Düşmana karşı savaş meydanında ve kibirli insan karşısında kibirli olmak gerekir ayrıca mahrem olmayan erkeğe karşı Müslüman kadın kibirli davranmalıdır. Emir el-Mu'minin hz. Ali -as- şöyle buyuruyor: التکبرعلی المتکبر هو التواضع بعینه  Kibirli insana karşı kibirli olmak, tevazünün aynısıdır.

Tarih kitaplarının yazdığına göre hz. Zeyneb -sa- Kufe hükümranı İbn-i Ziyad’ın meclisine azamet ve heybetle girerek zalim, kibirli ve mahrem olmayanlara karşı İslami görevini en iyi şekilde yerine getirince  o zalim hükümran şöyle dedi: مَنْ هَذِهِ الْمُتَکَبِّرَۀُ؟ Bu kibirli kadın kimdir?

Değeri dinleyiciler yüce Allah’ın özel isimleri Esma-ül Hüsnâ’dan bugün Kebir ism-i şerifi hakkında kısaca bilgiler aktarmaya çalıştık. Sizlerden ayrılmadan önce hep beraber Cevşen-i kebir duasının bir bölümünü en içten duygularımızla okuyalım:

 

یَا أَعْظَمَ مِنْ کُلِّ عَظِیمٍ ، یَا أَکْرَمَ مِنْ کُلِّ کَرِیمٍ ، یَا أَرْحَمَ مِنْ کُلِّ رَحِیمٍ ، یَا أَعْلَمَ مِنْ کُلِّ عَلِیمٍ ، یَا أَحْکَمَ مِنْ کُلِّ حَکِیمٍ، یَا أَقْدَمَ مِنْ کُلِّ قَدِیمٍ ، یَا أَکْبَرَ مِنْ کُلِّ کَبِیرٍ، یَا أَ لْطَفَ مِنْ کُلِّ لَطِیفٍ ، یَا أَجَلَّ مِن کُلِّ جَلِیلٍ ، یَا أَعَزَّ مِنْ کُلِّ عَزِیزٍ سُبْحانَکَ یَا لَاإِلٰهَ إِلّا أَنْتَ ، الْغَوْثَ الْغَوْثَ ، خَلِّصْنا مِنَ النَّارِ یَا رَبِّ

Ey her büyükten daha büyük olan, ey bütün cömertlerden daha cömert olan, ey bütün merhametlilerden daha merhametli olan, ey bütün bilgililerden daha bilgili olan, ey bütün hikmet sahiplerinden daha çok hikmetli olan, ey her kadîmden daha Kadîm olan, ey her büyükten daha büyük olan, ey her lâtiften daha lâtif olan, ey her yüceden daha yüce olan, ey her azizden daha çok izzet sahibi olan!

Münezzehsin sen, ey kendisinden başka ilâh olmayan! İmdat! İmdat! Kurtar bizi ateşten ey Rabbim!