Eylül 04, 2020 16:00 Europe/Istanbul

Bugünkü sohbetimizde İmam Humeyni’nin -ks- sülukünde tevazu sıfatının yeri ve bu sıfatıyla ilgili örnekleri sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Hatırlanacağı üzere geçen iki bölümde İslami kültürde ve Kur'an'ı Kerim ayetleri ve rivayetlerde tevazu sıfatının anlamını beyan ettik ve dedik ki İslam dini tevazu sıfatını Allah’ın has kulları ve mümin insanların özelliklerinden biri olarak görüyor ve bu sıfata bürünmeye vurgu yapıyor. Geçen bölümde ise ayrıca tevazu sıfatının İmam Humeyni’nin -ks- kişisel ve sosyal sülukünde yerini ele aldık ve İmam’ın yakınlarından bazılarının bu bağlamda anılarını paylaştık.

Bu doğrultuda İmam Humeyni’nin -ks- başta sıradan insanlar olmak üzere, başkalarına karşı alçak gönüllü davrandığını ve hatta selam vermekte karşı taraftan önce davrandığını ve insanlara İslam inkılabının gerçek sahipleri olarak saygı gösterdiğini ve gerektiği yerde özür dilediğini ve tüm bunlar İmam’ın alçak gönüllü oluşunun mısdakı olduğunu ifade ettik. Şimdi konumuzun son bölümünde yine İmam’ın bireysel ve sosyal sülukünde tevazu örneklerinden bazılarını sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Tevazu ve alçak gönüllü olmanın en önemli boyutlarından biri, halk arasında benimsenen ve kök salan yanlış kültürel çerçeveleri kırmak ve yanlış geleneklere karşı çıkmaktır. Bazen toplumun belli bir kesiminin yararına ve diğer bir kesimin zararına olan bu tür çerçeveler ve inançlar genellikle bu çerçevelerden ve inançlardan yarar görenlerce korunur. Bazen bu inançlar ve çerçeveler pek de yanlış veya insanlık dışı değildir, ama zamanla insanı kendine tutsak eder ve toplumda kötü bir alışkanlık ve adet haline gelir. İmam Humeyni -ks- alçak gönüllülüğü ve tevazusu ile dini ilimler merkezlerinden birçok yaygın kalıpları ıslah eden alimdi.

Hüccetülislam Muhteşemipur bu konuda İmam Humeyni’nin -ks- Necef’te ikamet ettiği yıllarla ilgili ilginç bir anıyı şöyle paylaşıyor:

Necef dini ilimler merkezinde çeşitli bilimsel seviyelere riayet edilmesi bir adetti. Örneğin bir talebe bir fadılın seviyesinde veya bir fadıl bir müçtehidin seviyesinde veya bir müçtehit bir taklit merciinin seviyesinde haşır neşir edemezdi. Bu insanların her biri haddine uymaları gerekirdi. Örneğin bir taklit merciinin yoksul bir talebenin evini ziyaret etmesi adetten değildi. Esas adet herkesin taklit mercileri ve müçtehitlerin önünde boyun eğmesi ve bir görev olarak onları ziyaret gitmesiydi. Ancak İmam -ks- Necef’e geldiğinde tüm dini ilimler merkezlerine uğradı ve talebelerle tek tek ilgilendi. Şia tarihinde herhangi bir taklit merciinin mercilik konumundayken Necef dini ilimler merkezlerine uğrayarak talebelerle tek tek ilgilendiğine ve onların yaşam koşullarını gözden geçirdiğine şahit olamazsınız. Ancak İmam tüm bu adetleri bir kenara bıraktı ve Necef’te çok güzel bir İslami geleneğin temelini attı.

Yöneticilerin ve önderlerin tevazu ve alçak gönüllü oluşunun bir başka boyutu, başkalarının eleştirileri ve hatta nasihatlerine açık olmalarıdır. Yöneticiler ve önderler genellikle sıradan insanların eleştirilerine maruz kalmaktan veya sorgulanmaktan hoşlanmaz ve başkalarını onlara nasihat çekecek konumda görmez. Ancak İmam Humeyni -ks- tevazu sıfatı itibarı ile her zaman başkalarının eleştirilerini ve nasihatlerini açık yüzle dinler ve bu özelliğini hatta bazen çocuklara karşı da esirgemezdi

Bir keresinde Nişabur kentinin bir köyünde ilkokul beşte okuyan çocuklar İmam’a bir mektup yazarak şöyle demişti:

Biz beşinci sınıf din ve ahlak ders kitabında olduğu gibi size bir mektup yazmak ve Sistan valisini nasihat eden İmam Muhammed Taki -s- gibi sizi nasihat etmek istedik; ancak bunun büyük bir yanlış ve günah olduğunu fark ettik; zira siz zaten büyük, muttaki ve mümin bir insansızın ve Doğu ve Batı güçlerine karşı direnmiş birisiniz ve halen şeytani güçlerle mücadele etmektesiniz; oysa biz daha sağ elimizi sol elimizden ayırt edemeyen çocuklarız; o zaman sizi nasıl nasihat edebiliriz, diye düşündük.

İmam Humeyni -ks- çocukların mektubuna şöyle karşılık verdi:

Sevgili evlatlarım keşke yapacağınız nasihati de yazsaydınız. Hepimiz nasihat edilmeye muhtacız. Eminim siz sevgili evlatlarımın nasihati kasıtsız ve kalbi sefadan kaynaklanır.

İmam Humeyni’nin -ks- alçak gönüllü oluşunun bir başka boyutu ve mısdakı, çeşitli şartlarda ve koşullarda kendini sıradan bir insan ve bir talebe gibi görmesi ve kendine ayrıcalık tanımamasıydı.

Hüccetülislam Muhammed Ali Feyz defalarca İmam ev işlerini bizzat yaptığına ve ekmek almak üzere diğer insanlar gibi kuyruğa girdiğine şahit olduğunu belirterek şöyle anlatıyor:

İmam -ks- Kum kentinde üç yüz metre arsası ve bir kaç odası olan bir ev satın almıştı. İmam bu evi Humeyn’deki evini satarak satın almıştı. İmam bu evi Ayetullah Burucerdi Kum kentine geldiği yıllarda almıştı. İmam bu eve yerleşti ve arada bir şanı ve makamına rağmen fırında ekmek kuyruğunda beklediğine şahit oluyorduk. İmam ev işlerini de kendisi yapıyordu.

İmam Humeyni -ks- kendisine saygı göstermek için aşırı derecede sevgi beyanında bulunan insanları da bu işten sakındırır ve onlara ben sıradan bir talebeyim, derdi. Hüccetülislam Muhammed Fadıl Eştehardi bu konuda bir anıyı şöyle paylaşıyor:

İmam Kerec kentine geldiği ilk gün Hüccetülislam Hac Şeyh Hüseyin Lenkerani İmam’ı ziyarete geldi ve şöyle arz etti: Ben elinizi öpmeye layık değilim, izin verin ayağınızı öpeyim. Hüccetülislam Lenkerani bir de sitem etti: Siz habersiz geldiniz ve biz sizi karşılayamadık; bu tutumunuzdan şikayetçiyiz. Ancak İmam ona şöyle buyurdu: Ben sıradan bir talebeyim ve bu sözleri hak etmiyorum.

İmam Humeyni -ks- tevazusu ve alçak gönüllülüğü sayesinde mercilik konumuna gelmeden önce ve sonra başkalarına karşı davranışı ve yine İslam inkılabının zaferinden önce ve sonra davranışı asla değişmedi.

Kuşkusuz insan ilmi yüksek derecelere nail olduğunda veya şan ve şöhret ve yüksek mevki kazandığında eskisi gibi davranması kolay bir iş değildir. Ancak İmam Humeyni -ks- derin tevazusu ve alçak gönüllü oluşu sayesinde bu muazzam değişimlerin karşısında davranışlarına hakim olmayı başardı ve insanlara ve eşe dosta karşı davranışında kibirlendiğini gösterecek hiç bir ize rastlanmadı.

Bu bağlamda Ayetullah Mezahiri şöyle anlatıyor:

İmam’ın inkılap zafere kavuştuktan sonra başkalarına karşı davranışı ve sözlerini dinlemesi, aynen inkılap zafere kavuşmadan veya kendisi mercilik makamına erişmeden önceki dönem gibiydi.

İmam Humeyni -ks- yine alçak gönüllü olması ve tevazusu sayesinde inkılabı zafere götürmekte veya savaş döneminde ülkeyi yönetmekte sergilediği emsalsiz rolünü önemsemiyor ve kendisi rihlet ettiği takdirde İslam ve inkılabın yok olmasından endişe edenlere tepki göstererek şöyle diyordu: Ben kimim ki gitmemle İslam ve inkılap yok olsun.

Hüccetülislam Ensari bu konuda ilginç bir anıyı şöyle anlatıyor:

Birçok kez ecnebi odaklar ve içeride muhalifler geniş propaganda yürütüyor ve örneğin İmam hastalanmış, diyordu. Bazıları İmam’dan bu tür durumlarda bir görüşme yapmasını veya bir mesaj göndermesini ve böylece vatandaşların ve cephelerde savaşanların moralini yükseltmesini istiyordu. Ancak İmam şöyle diyordu: İnsanlar benim için mi savaşıyor? Onlar Allah ve İslam için savaşıyor ve bu yüzden asla gevşemezler. Ben kimim ki gitmemle İslam ve inkılap yok olsun.

İmam Humeyni -ks- tevazuda hatta yürürken bazı kurallara uymayı ihmal etmeyecek kadar ilerlemiş ve sürekli başta ulema ve büyükler olmak üzere dostlarına karşı tevazulu davranarak onların gerisinden yürümeye çalışıyordu. Ayetullah Bahaeddini bu konuda bir anıyı şöyle paylaşıyor:

İmam ahlaki açıdan emsalsizdi. İmam yaklaşık 25 ila 30 yıl merhum Zencani ile birlikte ders celselerine katılırdı, fakat her zaman onun ardından yürürdü, öyle ki hatta bir kez Zencani’inin önünde yürüdüğü görülmedi.

Ayetullah Bahaeddini bir başka anıyı da şöyle paylaşıyor:

İmam dostları ile katıldığı celselere her zaman dostlarının önden gitmesine ve kendisi arkalarından gelmeye özen gösterir ve böylece dostlarına saygısını ifade ederdi. Bu, bir iki kerenin işi değil, yirmi yıllık bir sürenin işidir. Ben bizzat buna şahittim. İmam acayip muazzam bir insandı.