Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Polis, ‘Barınamıyoruz’ eylemine katılan öğrencileri fişledi, aile ve okulları uyardı
Karar:
İşsizlik artıyor
Star:
Demirtaş söylemiş, CHP ifşa etmişti... HDP'nin dediğine geldiler
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Sertaç Eş, 24 Eylül tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “‘Kararsız seçmen’ mücadelesi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ekonomik dengelerin bozulması, özellikle fiyat artışlarının can yakmaya başlamasıyla iktidar, zayıfladığını artık kendisi de kabullenmeye başladı. Seçmeni AKP’yi terk ediyor. Geçen seçimde oy tercihi belli olmasına karşın, şu anda fikri sorulduğunda henüz düşüncesi netleşmemiş ciddi bir seçmen kitlesi var. İnandırıcılığı yüksek kaynaklar, “Askıda seçmenin” yüzde 23’ler düzeyinde olduğuna dikkat çekiyor. Kendisini askıda tutan bu seçmenin tamamına yakınının son genel seçimde tercihini iktidardan yana kullandığı da biliniyor. Bu nedenle iktidar ve muhalefetiyle siyasetin odaklandığı güncel nokta partisiz seçmen.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu seçmen grubu üzerine çok yoğun çalışmalar yapılıyor. Kararsız seçmenin kritik konumu, erken seçim tartışmalarını geri plana itmiş durumda. İkna girişiminde taraflardan birisinin sağlayacağı başarı kitlesel kaymayı gündeme getirebilir.
İktidarın tavrı şöyle: Kaçan seçmeni geri döndürmek için zaman kazanmak lazım. Seçmenin kararsızlaşmasını engelleyemedik, bu aşamadan sonra öncelikli olarak muhalefete, daha da önemlisi CHP’ye yönelmesini engellemek şart...
İktidar yanına, “hacmi büyük” medyasını da alarak elinden gelen her şeyi yapıyor. Sorunları çözmek yerine muhalefeti suçluyor. Son tartışma “Kürt sorunu” üzerine yürütülüyor. Kılıçdaroğlu, bu sorunu çözmek için “HDP’yi muhatap alıp, meşru organ” olarak nasıl görür? Eleştirilerin odak noktası, “HDP, PKK terör örgütünün siyasi uzantısı. Kapatma davası bunun kanıtı. PKK ile ortaklık ortaya çıktı” şeklinde. “CHP bölücülerle anlaştı, ülkeyi bölüyor” havası estirilmeye çalışılıyor. Bir saniye, bir saniye... Benzer kaygıları yakın zamanda en derinden hisseden parti MHP. Bu kaygıları yaşatan da “Çözüm süreci”ni başlatan şu anki ortağı. Belleğimizi biraz geri sararsak, Oslo görüşmeleri, Habur’da mahkeme, İmralı görüşmeleri geliyor aklımıza. Abdullah Öcalan’a ilişkin olumlu değerlendirme yapan bakanlar da AKP’nindi.
“Bütün sorunlarda olduğu gibi bu sorunun da görüşme zemini TBMM olmalı, gizli kapaklı görüşmeler yapılmamalı, İmralı-terör örgütü muhatap alınmamalı” diyordu Kılıçdaroğlu. Yine aynı noktada... Eğer iktidar, “O dönemde yaptıklarımız yanlıştı, bedeli ağır oldu” özeleştirisini yapıyorsa, Kılıçdaroğlu ve muhalefet bundan ayrıca yararlanacaktır. Geçmişte HDP ile her türlü görüşme yapıldı. Bu süreçte devlet kurumlarının tabelalarından “TC” ibaresi bile kaldırıldı. Yapılan hata ve yanlışlara şimdi ana muhalefet liderinin düştüğü izlenimi yaratılmaya çalışılıyor, Kılıçdaroğlu suçlanıyor. Gerçekler ortadayken, bu konu üzeriden seçmeni iktidar saflarına döndürme girişimi pek gerçekçi değil
İktidarın yüklenmelerine karşı muhalefetin verdiği tepki ise gayet eşgüdümlü. CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi hatta Deva ve Gelecek partilerinin tutumu, muhalefette çatlak oluşmasını umanların beklentisini boşa çıkardı. Partiler kendi duyarlı oldukları noktaları da koruyarak aynı yanıtı verdiler: “Meşru olarak görmediğiniz partinin TBMM’de başkanvekili var. Bu başkanvekili TBMM’yi yönetirken siz el kaldırarak ondan söz hakkı istiyorsunuz...”
Bu ortak yaklaşım karşısında iktidar şaşırdı, HDP bocaladı.
Muhalefetin bu eşgüdümü sürdürmesi, umudu yükseltir...
…***
Kazım Güleçyüz 24 Eylül tarihli Yeniasya gazetesinde, “Millet İttifakının tarihî sorumluluğu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Millet İttifakına dahil partiler olarak CHP, İyİ Parti, DP ve SP’den hukukçuların, DEVA ve Gelecek Partilerinin de katılımıyla bir araya gelmeleri önemli ve olumlu bir gelişme. Konu parlamenter sisteme dönüş ve bunun için anayasada yapılması gereken değişiklikler. İttifaka dahil bazı partilerin bu hususta yaptıkları ve kamuoyuna deklare ettikleri çalışmalar var. Görünen o ki, bunların birleştirilerek müşterek bir projeye dönüştürülmesi aşamasına geliniyor. Hayli gecikmeli de olsa.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Daha önce Meral Akşener’in ve son olarak Ali Babacan’ın söylediği gibi, bu projenin uygulanma süreci ve takvimi de çok önemli.
O da netleştirilerek topluma duyurulmalı.
Hukukçular buluşmasından sonra yapılması gereken, gerek muhteva, gerekse uygulama prosedürü açısından son şeklini alıp mutabakata bağlanacak projenin liderler tarafından ortak bir toplantıyla açıklanması.
Ne zamandır ifade ettiğimiz gibi, muhalefet liderlerinin hep birlikte aynı masada buluşarak ortak bir fotoğraf vermeleri ülkedeki siyasî atmosferi bir anda olumluya çevirir.
Bu adım atılır ve ardından ortak mitinglere de geçilebilirse, böyle bir hamle gidişatın rengini ve istikametini tamamen değiştirir.
Tek adam rejiminin her alanda çok büyük sıkıntılara sürüklediği kitlelere moral verir.
Burada bir kez daha ifade edelim:
İttifaka dahil olan ve olacak partiler kendi kimlik ve çizgilerini terk edecek değiller. Her biri kendi felsefesi, programı, hedefleri ve kadrolarıyla yola devam edecek. Ama bu farklılıklarını koruyarak, Türkiye’yi halihazırda hapsedildiği tek adam rejiminden kurtarmak için güçbirliği yapacaklar. İşin esası bu.
Ortak hedefler: Kuvvetler ayrılığı, güçlü bir parlamento, hukukun üstünlüğünü tesis, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, şeffaf ve denetime açık bir yönetim, bağımsız ve özgür medya, hür üniversite, herkes için adalet, insan hakları, düşünce ve ifade özgürlüğü...Türkiye’nin birinci önceliği bunlar. Güçbirliği bunlar için şart. Bir an önce...
...***
Esfender Korkmaz 24 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Eksi reel faiz, döviz riskini artırdı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Merkez Bankası para kurulu Gösterge faizini yüzde 19'dan yüzde 18'e düşürdü. Gerekçe olarak; İhracat artışı, turizm gelirlerinin artması, bu senenin kalan kısmında cari işlemler dengesinde iyileşme olacağı ve bu iyileşmenin fiyatları düşüreceği; Parasal sıkılaştırma, Banka kredilerinde düşüş, talep unsurları ve çekirdek enflasyondaki gelişmeler; gösterilmiştir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Gerçekte ise, cari açıkta öncekine göre düşme var ve fakat devam ediyor. Zira ihracat malı üretiminde ithal girdi payı yüzde 80 dolayındadır. İthal etmeden ihracat yapamayan bir ekonomide dış ticaret açığı ve bağlı olarak cari açık devam eder. Kaldı ki döviz talebi dış borç ve cari açık dışında yurt dışına çıkan tasarruflar yoluyla da artmaya başladı.
Banka kredilerindeki artışlar veya daralma her zaman siyasi iktidarın popülist kararları paralelinde olmuştur. Halen Bankalar KOBİ kredisi alın diye müşterilerini arıyor. Seçime doğru kamu bankaları, yeniden düşük faizli ve devlet destekli kredi musluklarını açacaktır.
BDDK'ın ihtiyaç kredilerinde vadenin düşürmesi de önemli değil… Zira bu kredilerin toplam krediler içindeki payı düşüktür.
Çekirdek enflasyonun daha düşük olması gerekçesi ise, Merkez Bankası'nın ve Merkez Bankası'na faiz baskısı yapan Hükümetin faiz gündeminin halktan uzak olduğunu ortaya çıkardı.
Türkiye için çekirdek enflasyonun bir önemi yoktur; zira:
Türkiye de yapısal sorunlara dayanan yüzde 10 dolayında bir kronik enflasyon var. Gıda fiyatları ve kur artışları ile bu kronik enflasyon yüzde 20'lere dayandı. Halkın harcama sepeti içinde gıda'nın payı yüzde 40 dolayındadır. Eğer gıdayı çıkarırsak çekirdek enflasyonun hiçbir önemi kalmaz.
Çift haneli yüksek enflasyon varsa, hedef enflasyonu düşürmek olmalıdır. Türkiye’de enflasyonun temel nedeni yapısal sorunlardır. Siyasi iktidar şimdiye kadar bu sorunları görmezden geldi. Çünkü yapısal sorunları çözmek, söz gelimi bütçe kaynaklarını popülizmden uzaklaştırmak, liyakata dayalı kurumsal devlet yapısı oluşturmak, tekellerin kamulaştırılması ile oligopol piyasa ve stokçuluğun kırılması, AKP’nin işine gelmez.
İkincisi hükümetin ve Merkez Bankası'nın anlaşılmaz faiz ve kur politikasıdır. Görünürde faiz sebep enflasyon sonuç anlayışı siyasi iktidarın kur politikasına bir kılıf olarak savunuluyor. Çünkü 2018 kur şoku ve sonrasında bu güne kadar gördük ki, kur artışları kendinden daha yüksek oranda enflasyon yaratıyor.
Dahası, reel faiz yoluyla kur artışlarını frenlemek isteyen Merkez Bankası başkanları da kim olursa olsun, harcandı.