Kasım 12, 2016 10:34 Europe/Istanbul

Remzi Özdemir, 12 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Dolar can yakacak”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Amerikan Doları tam 10 yıl  neredeyse hiç değer kazanmadı.Sadece Türkiye'de değil bütün dünyada yerel para birimleri karşısında değer yitirdi.Dolar değer yitirdikçe aralarında Türkiye, Hindistan, Bulgaristan, Polonya ve Romanya gibi ülkelerde hayat da ucuzladı.Özellikle doların neredeyse hiç artmamasından faydalanan yabancı yatırımcılar bu ülkelere akın etti.Mesela Türkiye'ye 2007 yılında 1 milyar dolar sokup bununla hisse senedi, bono veya her hangi bir gayrimenkul alan yabancı yatırımcı 2012 yılının sonunda bile aynı kur ile dolarını aldı yerine koydu. Yıllarca kazancı da yine kendisine dolar bazında kâr kaldı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bulgaristan ve Hindistan gibi ülkeler bu bol ve ucuz dolar furyasından en akıllı yararlanan ülkeler oldu. Hindistan, ülkesini teknoloji üssüne çevirdi. Bulgaristan, tekstil ve daha bir çok dev markanın üretim merkezi oldu.Herşey değiştiYa Türkiye?Çılgınca alışveriş yaptık. Dünyada 2.2 yılda bir olan akıllı telefon değişim süresi bizde 1.6 yıla kadar düştü. İş adamlarımız müteahhit oldu. Bol bol inşaat yaptılar. AVM'ler ve lüks siteler. Bütün bunlar Türkiye'ye giren ucuz Amerikan doları sayesinde oldu. Kira kadar aidat ödemesi olan konutlar banka kredisi ile peynir ekmek gibi satıldı. 400 bine alan kişi 1 yıl sonra 600 bin liraya alıcı buldu.Türkiye'de konut fiyat artışı dünyada birinci oldu.Bir gün her şey değişti.Amerikan Merkez Bankası Başkanı ortaya çıkıp artık ucuz para yok. Para dağıtmayacağım dedi. Bunu söylediğinde tarih 2013 Mart ayıydı.İşte o an Türkiye'de de her şey değişti. Amerikan Doları 10 yıl aradan sonra değer kazanmaya başladı.Hemen arkasından tarihe geçen Gezi olayları oldu. Hükümet doların Gezi olaylarından dolayı yükseldiğini söyledi. Oysa Amerikan Doları 1.5 ay önce yükselmeye başlamıştı. Ama halk o gün için bu bahaneyi makul ve inandırıcı buldu.Dolar yükselmeye devam etti.Her yükselişin arkasında bir bahane bulundu.Geldik Kasım 2016'ya. 1 Amerikan Doları Cuma günü itibariyle 3.270  liradan işlem görüyor. 1.300 liradan bugünkü rakama geldi ve Türkiye'de insanlar halen olayın ciddiyetini anlayamadı.Doların yükselmesi demek Türkiye gibi ülkeler için kriz demek, işsizlik demek en önemlisi fakirlik demek.Ekonomi yönetimi tarafında halen olumlu bir bakış açısı vardı.Tıpkı doların 2 lirayı gördüğü an Merkez Bankası Başkanı'nın 1.70'e gelebileceğini ima eden konuşması gibi.Dolar, bir Amerikan politikası gereği yükseliyor.Yükseldikçe Türkiye'yi sıkıntıya sokuyor.Yüzlerce değil binlerce şirket kepenk kapattı. Bankaya olan borçlarını ödeyemiyor. Bankaların yasal takiplerinde büyük artış var.Özel sektörün yurt dışına 300 milyar dolar borcu var. Artan her 100 lira, borcun maliyetini 100 milyar Türk Lirası artırıyor. Şirketlerin bu borcu ödeme olasılığı git gide azalıyor. Çare olarak binlerce çalışanını kapının önüne koyma olarak görüyorlar.

...***

Mehmet Kara, 12 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, “Grup toplantılarındaki yabancılar!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Siyasetin bir haftalık gündemini belirleyen partilerin grup toplantıları bu hafta “yabancı misafirleri”yle gündeme geldi.Sırasıyla MHP ve CHP grup toplantılarında bu manada misafir bulunmazken, iki eş başkanı ve 8 milletvekili tutuklanan HDP grubunda aralarında AB ülkelerinin büyükelçilerinin de olduğu 38 ülkeden temsilci katılırken, AKP grubunun misafiri daha dikkat çekiciydi.38 büyükelçinin katıldığı HDP grubunda elçiler eleştirilirken, AKP Grubuna misafir olarak katılan Rusya Devlet Başkanı Putin’in özel danışmanı Aleksandr Dugin’in katılması ise normal karşılandı. 15 Temmuz darbe girişiminden bir gün önce hükümetini darbe için “uyardığı” ileri sürülen ve Meclis 15 Temmuz Darbe Girişimi Araştırma Komisyonu üyelerine bilgi verecek olan Dugin’in Başbakan Binali Yıldırım’la kürsüde fotoğraf çektirmesi ise ilginç oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Atılan sloganlarla tanınan grup toplantıları bu defa yabancı misafirleriyle dikkat çekti. Bir tarafta 38 elçi, diğer tarafta Putin’in özel temsilcisi… Her yönüyle ilginç ve enteresandı.

Geçen hafta Başbakan Yıldırım, “Başkanlık gelmezse Türkiye’nin bölünme riski var” sözü üzerine epey eleştiri yapılmış, Yıldırım da “aslında ne demek istediğini” açıklamıştı.

Bu hafta da CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Seçimle gelen, seçimle gider” sözü epey eleştiri aldı.

Başbakan Yıldırım grup toplantısında bu sözü eleştirirken, “Seçimle gelen, seçimle gider. Hoppala... Adnan Menderes de seçimle geldi, Merve Kavakçı da seçimle geldi... Seçimle gelen seçimle gider lâfı, terör örgütlerinin Türkiye’ye meydan okuduğu zeminde anlamsızdır. Seçimle gelen seçimle gider elbette. Gayr-ı meşrû terör örgütleriyle, cinayet odaklarıyla dünyanın hiçbir yerinde bir siyasî partinin ilişkisi kabul edilemez” diyerek eleştirirken, Kılıçdaroğlu birkaç zaman sonra parti grubunda, “Aslında ne demek istediğini” açıklama ihtiyacı hissetti.

“Vay efendim, sen bunu nasıl söylersin?’ Şunu mu söylememi bekliyordunuz: Seçimle gelen darbeyle gider, bunu mu söylememi istiyordunuz? Ya, biz 15 Temmuz’a niye karşı çıktık? Seçimle gelen darbeyle gitmesin; seçimle gelen seçimle gitsin, halkın iradesiyle gitsin, bunun için söyledik, ama onların kafası ters çalışıyor… Yine söylüyorum: Demokrasilerde ana kural, seçimle gelen seçimle gider” diye konuşurken şunu da ilâve etti: “Seçimle gelen ‘Ben hukukun üstündeyim. Ben her istediğimi yaparım. Ben savcıya gitmem, ben hâkime gitmem, ben ifade vermem, ben her şeyin üstündeyim’ diyemez. Gidecektir, ifadesini verecektir, savunmasını yapacaktır. Hiç kimsenin ‘yargılamanın dışındadır’ diye bir ayrıcalığı yoktur…”

Aslında hem Yıldırım, hem de Kılıçdaroğlu aynı şeyi söylüyor. “Seçimle gelen, seçimle gider” diyorlar. Demokraside öyle değil midir, seçimle gelen seçimle gitmez mi? Darbeyle, ara dönemlerde zorlama ile ya da parti kapatma ile gidilmesi demokratik değil ki zaten.

O zaman neyin tartışması bu? Anlamadık gitti.

15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra siyasetçilerin “demokrasi”de birleşip darbelere karşı durması ve İstanbul Yenikapı’da birlik görüntüsü vermesinin ardından başta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan olmak üzere, başbakan ve partilerin genel başkanları birbirileri hakkındaki dâvâları geri çekmişti. Geldiğimiz noktada başkanlık sistemi tartışmalarıyla birlikte sertleşen siyaset, CHP’nin “bildirisi”ne gösterilen tepkilerden sonra bu “ruh” bitme noktasına geldi. Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık CHP hakkında dâvâlar açtı...

...***

Mehmet Yılmaz, 12 Kasım tarihli Hürriyet gazetesinde, “Bu uzlaşmadan demokrasi çıkmaz”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakan Binali Yıldırım'ın, başkanlık sistemi getirecek Anayasa değişikliği ile ilgili görüşlerini "müspet ve makul" buldu.Bunun sonunun nereye varacağını şimdiden söyleyebiliriz: Önümüzdeki aylar içinde bir referandum yapılacak ve Türkiye, deyim yerindeyse “paldır küldür” bir sistem değişikliğine gidecek.AKP’nin bunu neden istediğini biliyoruz: Çünkü Recep Tayyip Erdoğan öyle olmasını istiyor.Reis’in sözünün üzerine söz söylenemeyeceği için de o parti içindeki aklı başında hukukçular bile  “Durun arkadaşlar, sistemi de değiştirecek bir Anayasa değişikliği böyle olmaz” diyemiyorlar.Peki MHP Genel Başkanı bunu neden istiyor? Onu da kendi sözlerinden öğreniyoruz: “Şu anda fiili açmaz ve kriz hali Türkiye’nin önünü tıkamış, ufkunu kapatmış, devlet ve toplum hayatının ömrünü karartmıştır. Bilhassa 15 Temmuz’dan sonra siyasi dinamikler farklılaştığı gibi karmaşıklaşmış,ülkemiz öngörülebilir olmaktan çıkmıştır.””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bahçeli ilginç bir politikacı.“Türkiye’yi öngörülebilir olmaktan çıkaran fiili açmaz ve kriz hali” diye tanımladığı şeyi düzeltmek için uğraşmak yerine, buna neden olan talebi karşılamaya hazır.İyi de bu millet size, Recep Tayyip Erdoğan’ın neden olduğu siyasi kriz ve fiili durumlar ile mücadele edin diye mi oy verdi,yoksa onun yarattığı fiili durumlara meşruiyet kazandırın diye mi?Belli ki Bahçeli, MHP’ye oy verenlerin böyle istediğini düşünüyor, ona göre davranıyor.Bu nedenle onu eleştirebilir miyiz? Hayır.Kendi siyasi varlığını bile tehlikeye atmaya hazır göründüğüne göre, bize ne?Peki bu ikilinin üzerinde anlaştığı Anayasa’dan “demokratik bir Türkiye” çıkar mı?Oyunun kahramanlarına bakarsanız öyle bir şeyin olma ihtimali zaten hiç yok.