Kasım 25, 2016 13:02 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Ahmet Gürsoy 24 kasım tarihli yeniçağ gazetesinde, “Asıl sorun AB mi?” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Şehit veren öyle ailelere var ki terör saldırıları bir değil birkaç kere vurmuş. Ailenin aynı evden büyük küçük kardeşleri şehit ettiği olayları çok dinledik.Meseleye bu açıdan bakarsanız, Kılıçdaroğlu'nun "ayrımcılık" lafı az bile kalır.” diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

 15 Temmuz şehitlerinin yakınlarına askerlik muafiyeti getirmesine Kılıçdaroğlu itiraz etmiş. Bu durumu "şehitler arasında ayrımcılık" olarak nitelendirmişYanlış mı?  Hayır!Şehit veren öyle ailelere var ki terör saldırıları bir değil birkaç kere vurmuş. Ailenin aynı evden büyük küçük kardeşleri şehit ettiği olayları çok dinledik.Meseleye bu açıdan bakarsanız, Kılıçdaroğlu'nun "ayrımcılık" lafı az bile kalır.Hükümetin konuya taraflı bakmasının nedeni, "15 Temmuz'da hedef bizdik" anlayışıdır. Bu durumda hükümete sormamız lazım. Eğer hükümet siz değil de mesela MHP veya CHP olsaydı FETÖ darbe yapmayacak mıydı?Yapacaktı..FETÖ, kendini var etme sürecine giriştiğinde ortada AKP diye bir parti yoktu. Bu sebeple AKP hesapta olmayan hesaptır. Bu durumda asıl hedef kimdir?Elbette Türkiye'nin bizatihi kendisidir.Türkiye'yi ele geçirip, yönetmek ve yönetmek için de FETÖ'nün hedefindeki rejimi kurmaktır.Hepsi bu.Dolayısı ile AKP'nin buradan kendine pay çıkarıp, sonra da şehitliği ayrımcılık meselesi haline getirmesi hem ayıp, hem günah ve hem de büyük hatadır.Şangay'a katılmak..Niye Şangay'a katılacağız?Efendim AB  bize düşman…Sahi mi?2002'de iktidar geldiğinizden itibaren tam 4 yıl boyunca AB'nin peşinde gezen kimdi peki?Her hafta bir Avrupa ülkesini ben mi ziyaret değiyordum?Siz…Nereden geliyordu bu aşk?Türkiye'de ve dünyada kendinizi kabul ettirip ettirememek kaygısından. İslamcı bir ideolojik kökten gelmekteydiniz. Evet, Şangay bir alternatiftir ama Şangay, değerleri ile Avrupa değerleri taban tabana zıttır..Bizim temel sorunumuz Avrupa'dan kopmak mıdır?Hayır..           

    Bizim sorunumuz bağımlılıktır.Türkiye'yi yönetirken uluslararası güçlere olan bağımlılığımızdır. Asıl olan NATO ve Amerika'dan kurtulup tam bağımsızlaşmaktır. Sorunumuz, milli ekonomiyi, milli silah sanayiini, milli füze rampalarını, milli uçak gemilerini, milli elektronik sistemlerini ve milli bilgisayar yazılımlarını önemsemektir.AKP iktidarlarının 14 yıldır Türkiye ekonomisine ve kalkınmasına kattığı tek şey köprüler yapmak, tramvay hatları kurmak ve dev gökdelenler inşa ettirerek yakın çevredekilere rant sağlamaktır.Biz millilik ve teknolojik güç özlemindeyiz..Yapabiliyor musunuz?Hayır..Kaynak: Asıl sorun AB mi? - Ahmet GÜRSOY

...***

Abdulkadir Baş 24 kasım tarihli Yeni mesaj gazetesinde, “Büyük Türkiye’ diye diye ne hale geldik!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Büyük devlet olmanın yolu tamamen milli çıkarlar doğrultusunda ve tam bağımsız bir dış siyaset anlayışı belirlemekten geçer demiştik. Maalesef bizim şu anda bu anlayışla uzaktan yakından alakamız yok. Halimiz bu iken millet büyük Türkiye propagandası ile uyutuluyor. Kendi tercihi ile uyutulmayı seçiyor. Fakat artık mızrak çuvala sığmıyor. Büyük ve güçlü Türkiye diye diye iç savaşa kadar geldik.” diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Büyük devletlerin yıllara belki yüzyıllara yayılan, oturmuş dış siyaset anlayışları mevcuttur ve bu anlayış tamamen bağımsız bir bakış açısıyla ve milli çıkarlar doğrultusunda belirlenir. Daha doğrusu milli çıkarlar doğrultusunda belirlenmelidir. Büyük devlet olmanın şartı budur.

13 yıldır “güçlü ve büyük Türkiye” olma yolunda ilerlerken(!) takip ettiğimiz dış siyaset anlayışı bizi ne noktaya getirdi!

1) Huzur içinde hayatını devam ettiren Suriye’nin devlet başkanını bir gecede diktatör ilan ettik.

2) Suriye iç savaşının en büyük destekçisi konumuna geldik. Burada Müslümanların mahvolmasına sebep olan terör gruplarını eğitir donatır olduk.

3) Esad’ın devrilmesi konusu dış siyasetimizin odak noktası haline geldi.

4) Bu uğurda her türlü gayreti gösterdiğimiz gibi Rusya ile savaşın eşiğine geldik.

5) Ve bütün bunları stratejik ortak ABD’nin politikasına uygun şekilde yaptık, yapıyoruz.

Bu saydıklarımızın bir tanesi bile milli çıkarlarımızla bağdaşıyor mu? Hayır. Dikkat edilirse ne ABD, ne Avrupa ülkeleri Suriye meselesine direkt olarak müdahil olmaktan kaçınıyorlar.

Nitekim NATO önceki gün yaptığı açıklamada “Rusya ile savaşa girerseniz bize güvenmeyin” demek suretiyle tavrını açık ve net olarak ortaya koydu. NATO üyesi Lüksemburg’un Dışişleri Bakanı Jean Asselborn, “Türkiye NATO’ya çok güvenmesin” dedi. Alman dergisi Der Spiegel’e konuşan Asselborn, “Türkiye’nin Rusya’yı askeri bir gerginliğe kışkırtması halinde NATO’nun desteğine fazla güvenmemesi gerekir. NATO Türkiye ile Rusya arasındaki gerilim nedeniyle çıkabilecek bir askeri çatışmanın içine kendini çekmeyecektir” dedi. Asselborn NATO anlaşmasının 5. maddesine de atıf yaparak “bu maddenin ittifaka üye bir ülkenin tartışmasız şekilde saldırıya uğraması halinde geçerli olacağının” altını çizdi.

Daha evvel de NATO Genel Sekreteri yeni bir soğuk savaş istemediklerini söyleyerek aslında konuya son noktayı koymuştu.

Bunun böyle olacağı zaten belliydi ama anlayan nerede? Hatırlarsak NATO, 2015 yazında patriotları kademeli olarak Türkiye’den çekme kararı almıştı. Hollanda, Almanya, ABD geçen sene patriotları ülkemizden çektiler. O dönemde New York Times’da patriotların çekilme kararı ile ilgili olarak şu haber yer almıştı: “... Ankara’daki ABD büyükelçiliği tarafından yapılan açıklamada, Amerikan ve Türk hükümetleri patriotların kritik modernizasyon güncellemeleri için ABD’ye yollanacağını belirtti.” Bu kritik modernizasyon güncellemelerinin tam da Rusya ile Türkiye’nin gergin bir döneme girdiği zamana denk gelmesi şüphesiz ki tesadüf değil. Demek istiyorlar ki “bizim çıkarlarımıza hizmet ederken bizden bir şey beklemeyin.”

Türkiye açıkça uçurumun eşiğine gelmiş durumda... Ne için? BOP’nin hayata geçirilmesi için.

Ne için? Stratejik ortak ABD çıkarları için.

Ne için? Büyük İsrail’in önünün açılması için.

Büyük devlet olmanın yolu tamamen milli çıkarlar doğrultusunda ve tam bağımsız bir dış siyaset anlayışı belirlemekten geçer demiştik. Maalesef bizim şu anda bu anlayışla uzaktan yakından alakamız yok. Halimiz bu iken millet büyük Türkiye propagandası ile uyutuluyor. Kendi tercihi ile uyutulmayı seçiyor. Fakat artık mızrak çuvala sığmıyor. Büyük ve güçlü Türkiye diye diye iç savaşa kadar geldik.

 

…***

Kazım Güleçyüz 24 kasım tarihli yeni asya gazetesinde, “Belirsizlik” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Düzenli aralıklarla kamuoyu araştırmaları yaptırarak toplumun nabzını tutmaya büyük önem verdiği bilinen iktidar partisinin son araştırmalarından çıkan bir netice hayli manidar.” diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Toplumda hatırı sayılır bir kesimin giderek büyüyen endişesi “belirsizlik”miş.

Siyasetteki “fırtına öncesi sessizlik” durumu, OHAL uygulama ve tasfiyeleri, terörle mücadele, Suriye’deki vaziyet, Fırat Kalkanı harekâtı, Irak’la yaşanan kriz, AB ile ilişkilerin koptu kopacak noktasına gelmesi, Trump sonrası ABD ile ilişkilerin geleceği, dolardaki hızlı yükseliş...

“Yenikapı ruhu”nun Saray ve iktidar politikalarına itirazsız boyun eğme talep ve beklentisine dönüştürülmesi, kalkışma sonrasında ortaya çıkan uzlaşma görüntüsünü kısa sürede dağıtıp berhava etti.

Gündemi başkanlığa odaklama çabaları, buna ciddî katkı sağlayan MHP’nin satranç oyunlarıyla sürerken, muhalefetin diğer kesimlerindeki tepkiyi arttırdı.

HDP’ye yönelik operasyon, gözaltı ve tutuklamaların hız kesmeden sürmesi, o alanda yeni tepki birikimlerine yol açıyor.

Darbecilerle mücadele gerekçesiyle yapılan “FETÖ” tasfiyelerinin, neredeyse bütün muhaliflere uzanarak devamı da.

“FETÖ”nün siyasî ayağına dair tartışmalar ise, konuyu, iktidar cenahını vuracak bir bumeranga çevirme istidadında.

İktidar çevrelerinde hemen herkes tedirginlik içinde birbirini kolaçan ediyor.

Yine iktidar cenahında bir kesim “15 Temmuz’u asla unutturmayacağız” derken, Gül ve Bakan Şimşek gibi isimlerin “Artık bu travmayı aşıp geride bırakalım ve önümüze bakalım” çağrısı yapmaları, bir başka kritik ayrışmanın işareti gibi.

…***

Değerli dinleyiciler programımızın sonunda  Parstoday Türkçe servisi yayınlarını cep telefonlarınızdan da takip edebileceğinizi hatırlatalım.Bu bağlamda Aplikasyon cep telefonları aracılığı ile Parstoday Türkçe yayınlarını canlı olarak veya arşivden istediğiniz zaman ve istediğiniz yerde dinleme imkânına sahipsiniz. Bu amaçla Parstoday, kendi yayınlarını dinlemeniz için sizlerden her hangi bir ücret talep etmemekte. Sadece “Mobile Data” sistemini kullanmanız durumunda internet bağlantısı sağlamanız için kendi cep telefonlarınıza uygun internet paketleri ücretlerini ödemeniz yeterlidir. Şimdilik hoşça kalın.012