Türkiye'den köşe yazarları
Esfender Korkmaz, 27 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Avrupa ile sertleşme turizmi” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Terör saldırılarına hedef olan ülkeler içinde 2016 yılında en fazla rezervasyon kaybı Türkiye ve Fransa'da oldu. Forward Keys'in araştırmasına göre, Ağustos 2015 ve Temmuz 2016 arasında Fransa'ya uçuş rezervasyonları bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 7.5 oranında azaldı… Türkiye de ise yüzde 15 oranında azaldı” diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Türkiye geçen yıla kadar gelen turist sayısı olarak dünyada 6. sırada yer alıyordu. Ancak turizm geliri olarak ilk 10 ülke içinde yoktu. Çünkü Türkiye'ye gelen turist başına harcama ABD ve Avrupa ülkelerine göre daha düşüktür.Terör saldırılarına hedef olan ülkeler içinde 2016 yılında en fazla rezervasyon kaybı Türkiye ve Fransa'da oldu. Forward Keys'in araştırmasına göre, Ağustos 2015 ve Temmuz 2016 arasında Fransa'ya uçuş rezervasyonları bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 7.5 oranında azaldı… Bu ülkenin demokrasiye geçişi ile birlikte yeniden turizm geliri artmaya başlamış ve 2016 yılında yeniden moda ülkelerden biri olmuştur.Türkiye de terör dışında Ruslarla yaşanan uçak krizi de turizm gelirimizin düşmesine neden oldu. Ruslarla yeniden anlaşma yapmış olmamıza rağmen, 2014 seviyesinde bir turizm geliri beklemek nafile olur. Çünkü turist bir defa yer değiştirince aynı destinasyon için bir zaman geçmesi gerekiyor. Mamafih bu durum rezervasyonlardan anlaşılıyor. Ayrıca Geçen sene Türkiye'ye gelmeyen Rus mega yatlarının önümüzdeki sene için de tereddüt ediyorlar. Yılın ikinci ve üçüncü çeyrekte, yani Nisan-Eylül 6 ay turizm sezonudur. 2014 yılında bu 6 ayda turizm gelirimiz 21.9 milyar dolar olmuş. 2015 te azalmaya başlamış 20 milyar dolara gerilemiş… 2016 da ise 13.3 milyar dolara kadar düşmüştür. Sonuçta 6 aylık turizm sezonunda, turizm gelirimiz 2014 yılına göre 2016 yılında 8.6 milyar dolar azalmıştır.Avrupa Parlamentosu, Avrupa Birliği ile Türkiye arasında 3 Ekim 2005'te başlatılan üyelik müzakerelerinin geçici olarak dondurulmasını 37 oya karşı, 479 oyla kabul etti. Bu karar bağlayıcı değil ve fakat Avrupalının Türkiye için ne düşündüğünü, Türkiye'ye hangi gözle bakmaya başladığını gösteriyor.Türkiye'ye gelen turistin ortalama olarak yüzde 49'u AB (28 ) ülkelerinden geliyor. AB dışındaki diğer Avrupa ülkelerini de katarsak, bu oran yüzde 52'ye çıkıyor. 15-16 Aralıkta AB liderleri Brüksel'de toplanacak. Bu zirveden muhtemelen Türkiye'yi dışlamayan daha mantıklı bir karar çıkacaktır. Bununla birlikte Avrupa Parlementosu'nun kararı ve bu karara karşı bizde gösterilen sert tepki, siyasi ve ekonomik ilişkilerimize zarar verecektir.Türkiye Avrupa 28 ile olan dış ticaretinden dolayı 14-15 milyar dolar açık veriyor. Ancak aynı tutara yakın bir turizm geliri sağlıyor. Avrupa 28 ile olan dış ticaret açığımızı böylece kapatmış oluyoruz. Avrupa ile tamamıyla koparsak, ihracatımız olumsuz etkilenir ve ilave olarak turizm gelirini de kaybedebiliriz.2017 Türkiye için kritik bir yıldır... Şubat ayında yabancı sermayenin kâr transferi olacaktır. Eğer yabancı sermaye güven ortamı bulmazsa , yatırım yapmaz ve kârının tamamını transfer eder.
…***
Muharrem Bayraktar, 27 Kasım tarihli yeni mesaj gazetesinde, “İçişleri Bakanı’na çağrı” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Olayın gelişimi de hayli ilginç. Bir kadın, arabasını Haydar Baş Bey’in evinin önüne çekmek istiyor. Kapıdaki görevliler haklı olarak, burasının Genel Başkan’ın evinin önü olduğunu, emniyet tedbirlerinden dolayı yabancı araçların park etmesine izin verilmediğini, mümkünse başka bir yere park etmesini istiyorlar. Ama kadın ısrarla evin önüne çekmek istiyor. Bu arada gerginlik çıkıyor. Sonradan öğreniliyor ki kadın, tam karşı binada oturuyor ve kendi evinin önünde de uygun park alanı var.” diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Geçen hafta İstanbul’da inanılmaz bir saldırı olayı yaşandı. BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın evinin önünde bekleyen partili gençlere silahlı, bıçaklı saldırıda bulunuldu. İki arkadaşımız bıçaklanarak ağır yaralandı. İkisi de ölümden döndü. Çoğunuzun duyduğu bu menfur saldırıyı kaleme almak için bugüne kadar bekledim, zira yazımda saldırganların yakalandığı haberini vermek istedim. Ama olmadı. Saldırganlar hala ortada yok. Bir güç, saldırganları gizliyor.
Olayın gelişimi de hayli ilginç. Bir kadın, arabasını Haydar Baş Bey’in evinin önüne çekmek istiyor. Kapıdaki görevliler haklı olarak, burasının Genel Başkan’ın evinin önü olduğunu, emniyet tedbirlerinden dolayı yabancı araçların park etmesine izin verilmediğini, mümkünse başka bir yere park etmesini istiyorlar. Ama kadın ısrarla evin önüne çekmek istiyor. Bu arada gerginlik çıkıyor. Sonradan öğreniliyor ki kadın, tam karşı binada oturuyor ve kendi evinin önünde de uygun park alanı var.
Evet, yanlış duymadınız; iki gencimiz hastanede ameliyat masasında Azrail’le boğuşurken, polisler saldırganları yakalamakla değil, Haydar Baş’ın evinin önündeki partilileri dağıtmakla meşgul oluyor. Uzun namlulu silahlarla bölge abluka altına alınıyor.
Bu süreçte tek bir devlet görevlisi, tek bir emniyet mensubu Genel Başkanımızı arayıp “Sayın Genel Başkanım, böyle bir olaydan dolayı özür dileriz, merak etmeyin güvenliğiniz kontrol altında, en kısa zamanda bu canileri yakalayacağız” deseydi, gam yemezdim ama gelen polislerin, verilen emir gereği Haydar Baş’ın evini değil de ‘saldırganların evini koruma altına’ aldığını görünce ve olaya karışanların AKP üyesi olduklarını öğrenince şifreler çözüldü.
Bu arada Prof. Dr. Baş’ı arayarak olayla alakalı üzüntülerini bildiren ve geçmiş olsun dileklerinde bulunan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na bu hassasiyetinden dolayı teşekkür ediyoruz.
Ve Sayın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya sesleniyorum:
Sayın Bakan, unutmayın ki bugün o makamdasınız, yarın adınızı bile hatırlayan olmaz. Size düşen oturduğunuz koltuğun hakkını vermek, devletin polisini siyasetin değil vatandaşın emrine vermektir.Soruyorum; O geceki menfur olaydan sonra polisleri, Genel Başkanımızın evini taciz edercesine konuşlandıran amirlerinizi bu yönde kim yönlendirdi?
Yüzlerce polisin olay yerine gönderilip hala faillerin bulunamamasını sebebi nedir?
Bu alçakları kim korumaktadır?
Sabıkaları olduklarını öğrendiğimiz bu şahısların yakalanması için “gayretiniz var mı?”
Olay yerinde ve etrafında onlarca Mobese kamerası varken ve olay çok merkezi bir yerde yaşanmışken neden failler hâlâ ortada yoktur?
Sayın Bakan, siz de Trabzonlusunuz, Genel Başkanımız da, bu satırların yazarı da.
Yarın yüzünüze karşı “Neden görevinizi yapmadınız?” diye haykırılmasını istemiyorsanız bu alçakları bir an önce yakalayın.
…***
Faruk Çakır, 27 Kasım tarihli Yeni Asya gazetesinde, “Söz ola kese savaşı” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Dünyadaki işlerin hamasetle yürümediğini her halde en iyi idareciler bilir. Nasıl ki sular tersine akamaz, aynı şekilde hamasetle, abartılı anlatım ve boş övünmelerle yanlışlar doğru, kötüler iyi olmaz.” diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Hamaset, “Dinleyenleri etkilemek veya heyecanlandırmak amacıyla yapılan abartılı anlatım” olarak tarif edilmiş. Bir hastalığı tedavi etmek için ‘kortizon’ kullanmayı da ‘hamaset’ olarak tarif etmek mümkün. Kortizon, ölçülü bir ilâç olarak kullanılmazsa tedavisi zor yeni hastalıklara sebep olabilir. Hamaset de böyledir. İlk bakışta faydalı gibi de görünse içten içe insanlara zarar verir, hasta eder.
Avrupa Birliği ile aramızdaki tartışmalar Avrupa Parlamentosunun aldığı karar sonrası her geçen gün biraz daha alevleniyor. Tartışmalarda dikkat çeken bir nokta var: Yakın zamana kadar Türkiye’nin AB üyesi olmasını isteyen, bu gayretleri savunan çok sayıda gazeteci ve yazar bir anda “AB üyeliğine hayır” noktasına savrulmuş.
Elbette herkes gibi gazetecilerin de AB’ye üyelik konusunda müsbet ya da menfi düşünme hakkı vardır. Kimi üyeliğe evet der, kim hayır der. İtirazların dayandırıldığı haklı tesbitler de olabilir. Dikkat çeken nokta, dün söylenen sözlerin bugün inkâr edilmesidir. Meselâ, on yıl önce Türkiye’nin AB’ye üye olmasını hararetle destekleyen, bu hususta yazılar yazan bir kişinin; bugün tam tersini savunması ne ile izah edilebelir? Dünkü ‘evet’in gerekçesi neydi ki bugün ‘hayır’ deniliyor? AB’nin on yıl önce söylenip de bugün reddettiği bir düzenleme, bir karar var mı?
Siyasetçilerin sarfettikleri bazı sözler var ki, amiyane tabirle kavgada da söylenmesi uygun görülmez. Uygun sözlerle dile getirilen bir itiraz çok daha faydalı olmaz mı? Yunus Emre ne güzel anlatmış: “Söz ola kese savaşı, söz ola bitire başı/ Söz ola ağılı aşı, bal ile yağ ede bir söz.”
Tam aksine büyük bir başarı hikâyesi. Yaklaşık 510 milyon insan huzur ve refah içinde yaşıyor... Milyonlarca insanın öldüğü, şehirlerin yakılıp yıkıldığı 1. & 2. Dünya savaşlarından sonra Avrupa’da barış ve refahın sağlanması başarıdır. Sadece durum tesbiti içeren ifadelerim AB’nin ülkemize karşı tutumunu, yaklaşımını ve icraatlarını tasvip ettiğim anlamına asla gelmez!”
…***
Değerli dinleyiciler programımızın sonunda Parstoday Türkçe servisi yayınlarını cep telefonlarınızdan da takip edebileceğinizi hatırlatalım.Bu bağlamda Aplikasyon cep telefonları aracılığı ile Parstoday Türkçe yayınlarını canlı olarak veya arşivden istediğiniz zaman ve istediğiniz yerde dinleme imkânına sahipsiniz. Bu amaçla Parstoday, kendi yayınlarını dinlemeniz için sizlerden her hangi bir ücret talep etmemekte. Sadece “Mobile Data” sistemini kullanmanız durumunda internet bağlantısı sağlamanız için kendi cep telefonlarınıza uygun internet paketleri ücretlerini ödemeniz yeterlidir. Şimdilik hoşça kalın.012