Aralık 07, 2016 11:46 Europe/Istanbul

Özcan Yeniçeri, 7 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “MHP, eyalet sistemi ve bedel”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AKP'nin tepe yönetimleri 'MHP'nin hassasiyetlerini dikkate alıyoruz' diyor. Ardından da anayasanın ilk dört maddesi ve üniter yapının korunmasına yönelik teminat verici sözler ediyorlar. Bu şartlar bugün öyle gerektirdiği için böyle söylemek zorunda kaldıkları her hallerinden belli oluyor. Zira samimi olmuş olsalardı MHP'nin hassasiyetinden değil kendi hassasiyetlerinden bahsederlerdi.AKP kırmızı çizgisi olmayan oportünist bir parti olup postmodern siyasetin gereklerine göre ifrattan tefrite savrulan bir anlayışa sahiptir. Bütün pratikleri bunu göstermektedir. AKP, tepe yönetimi PKK'yla barıştan savaşa, FETÖ'yle ortaklıktan düşmanlığa, Rusya'yla çatışmaktan barışmaya, Suriye ile sınır kaldırmaktan sınıra beton duvar örmeye giden bir strateji izlemekte beis görmüyor!Böyle bir zihniyetin verdiği sözü ne kadar süreyle tutacağını kimse garanti edemez.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

AKP, köprüyü geçtikten sonra MHP'ye ve hassasiyetlerine saldırmayacağının da garantisi yoktur.Üniter devlete bugün evet diyen AKP'nin o zamanki genel başkanı olan Erdoğan'ın eyalet sistemiyle ilgili görüşleri biliniyor.

Bir devlette cumhurbaşkanı en ulvi ve en üst makamdır. Makamların üstünde olduğu gibi ideolojilerin, etnisitelerin, bölgelerin ve inançların da üstündedir. Her makamdan daha çok ülkenin, devletin ve milletin bütünlüğünü ve birliğini temsil eder.Dahası Cumhurbaşkanı ülkede var olan bütün unsurların bütünleyici gücüdür.  Cumhurbaşkanı devletin, birliğin, bütünlüğün değerlerin varlığını temsil eder. Cumhurbaşkanı ülkenin bütün aidiyetlerinin hem temsilcisi hem de ortak paydasıdır. İmamın, öğretmenin, doktorun, askerin olduğu gibi Cumhurbaşkanının da siyasi partilisi olmaz. Bir siyasi partinin kurduğu devlet olursa, onun Siyasi Partili Cumhurbaşkanı olur. Ancak Türkiye Cumhuriyetinin, Cumhurbaşkanı olur.Diğer yandan devletin başındaki cumhurbaşkanının aynı zamanda siyasi partinin başında olması da devlet-siyaset-demokrasi ilişkilerini doğrudan etkiler.Böyle bir cumhurbaşkanı aynı zamanda seçim kampanyalarını da yürütmek zorundadır. Bu durum siyaseti asimetrik kılar. Devlet cumhurbaşkanının bağlı bulunduğu partinin yanında resmen ve yasal olarak seçime sokulmuş olur.Bu nedenle devletin başında siyasi kimliğiyle bir cumhurbaşkanının bulunması sakıncalıdır. Cumhurbaşkanı Türkiye'deki bütün siyasi partilerin ve vatandaşların cumhurbaşkanı olmalıdır.Diğer yandan yapılan bir seçimde bugün olmasa da yarın siyasi partili cumhurbaşkanının partisi, diğer siyasi bir partiden daha az oy alırsa ne olacaktır? O zaman TBMM ile cumhurbaşkanı arasındaki ilişkiler nasıl düzenlenecektir.Dahası yargısını atayan, yürütmesini doğrudan kendisine bağlayan, yasamaya karşın KHK çıkarma yetkisi olan bir cumhurbaşkanını kim denetleyebilir?Bektaşi'nin işaret ettiği anlamda "biz yaptık... oldu" derseniz o da olur ama bedeli ağır olur!

…***

Akif Beki, 7 Aralık tarihli Hürriyet gazetesinde, “Başkanlık gelince muhtarlar toplantısı ne mi olacak?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AK Parti ile MHP'nin uzlaştığı teklifin detayları sızmaya başladı.Gözümde canlandırmaya çalışıyorum.Bu hafta Meclis’e sunulması beklenen ‘cumhurbaşkanlığı sistemi’ nasıl işleyecek?En çok merak ettiğim, partili cumhurbaşkanının aynı zamanda parti genel başkanı da olup olamayacağıydı.Yeni sistemin nasıl işleyeceğini, bu sorunun cevabını bilmeden kestirmek mümkün değil.Özellikle de muhtarların bunu öğrenmek için can attığından eminim.Çünkü onları doğrudan ilgilendiriyor.Sızan detaylar az şey söylüyor bu konuda. Modeli kafada oturtmaya yetecek kadar veri yok elimizde.Yine de şurası netleşti.“Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisiyle ilişiği kesilir” hükmü, Anayasa’dan çıkarılıyor. Bu bir...İkincisini de dün Abdulkadir Selvi yazdı.Cumhurbaşkanı ‘genel başkan olamaz’ diye bir cümle metne konmayacak.Selvi’nin tabiriyle genel başkan olup olamayacağına dair ‘negatif bir düzenleme’ yapılmayacak.Anayasa’da özel bir hüküm yer almadığı için de orası cumhurbaşkanına ve partisinin takdirine kalacak.Önü açık; isterse olacak, istemezse olmayacak.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Selvi’nin yazmasına bakılırsa AK Parti’ye hâkim eğilim, Cumhurbaşkanı’nın referandumdan hemen sonra partinin başınageçmesi yönünde.Hemen ya da daha sonra, bu olacak demektir.Erdoğan, aynı anda hem devletin hem hükümetin hem de AK Parti’nin başkanlığını yürütecek.Partisinin Meclis grubu başkanlığı da ona geçecek.Aklıma hemen salı günkü grup konuşmaları geliyor.Cumhurbaşkanı seçildikten sonra zorunlu olarak ara vermişti.Onun yerine, haftalık mutat konuşmalarını ertesi günü muhtarlara hitaben yapıyordu.Peki rutine binen muhtarlar toplantısı ne olacak?Çoğu kimse, grup konuşmalarının yerine ikame edildiğini düşündüğü için, özellikle muhtarlar toplantısının akıbetini bilmek isteyecektir.Bence muhtarların kaygılanmasına gerek yok.Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, grup konuşmaları yeniden başladı diye muhtarlarla haftalık buluşmalardan vazgeçeceğini sanmıyorum.‘Su geldi, teyemmüm bozuldu’ demeyecektir.Grup konuşmaları başlayınca muhtarlar toplantısının misyonu bitmeyecek, işlevi sona ermeyecektir Erdoğan’ın gözünde.Tahminim, grup konuşmalarına geri dönse de Erdoğan, muhtarlar toplantısını bir kazanım sayıp iptal etmeyecektir.Sabit bir platform olarak orayı da değerlendirmeye büyük ihtimalle devam edecektir.Tamamen kişisel hissiyatıma dayanarak söylüyorum...Bir öngörüde bulunuyorum sadece.

…***

Murat Çabas, 7 Aralık tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, “TL’nin sadece adı milli kendisi Doların tercümesi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan bugünlerde gittiği her yerde “milli para”dan bahsediyor.Rusya, Çin ve İran’a “milli paralarla alışveriş yapalım” çağrısında bulunduğu basın ve medya yayın organlarında yer alıyor.Örnek olarak da, Başbakan Binali Yıldırım başkanlığındaki Türk heyetinin Rusya ziyaretinde harcamalarını Ruble ile yapacağı ifade ediliyor. Halbuki Rusya’da 2006’dan bu yana Ruble dışında başka bir parayla alışveriş yapma imkanı zaten yok. 2013’te Rusya’ya gittiğimizde bunu bizzat gördük.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Başta Rusya olmak üzere 4 milyar nüfusa sahip olan BRICS ülkeleri o gün bugündür paralarını milli hale getirdiler. 9. Uluslar arası Milli Ekonomi Modeli Kongresi’ne BRICS devletleri temsilcisi olarak katılan Prof. Dr. Vladimir Gorbanovsky bakın bu konuda neler söylüyor:

“BRICS ülkeleri olarak bizim şansımız, 2005’te Milli Ekonomi Modeli ile tanışmış olmamızdır. İlk defa 2005 yılında Milli Ekonomi Modeli Kongresi’nde Prof. Dr. Haydar Baş parayı, emek ve üretimin karşılığı olarak tanımlıyordu. Ayrıca dünya ilk defa Haydar Baş’ın milli paralarla ticaret yapma fikriyle tanıştı. Bu çok önemliydi zira milli paralar devreye girdiğinde ABD’nin kağıttan imparatorluğu yıkılacaktı.”Gerçekten de böyle oldu. IMF’nin COFER raporuna göre, 2000 yılında toplam döviz rezervi içinde ABD Dolarının payı yüzde 55,8 iken, milli paralarla ticaret devreye girdikten sonra 2013 yılında bu pay yüzde 33,3’e kadar düştü ve hızla düşmeye de devam ediyor.Yani ABD’nin kağıttan imparatorluğu eriyip gidiyor.Sayın Cumhurbaşkanımız, daha önce Milli Ekonomi Modeli’ni öğrenmeye çalışan ama bir türlü öğrenemeyen jöleli danışmanlarının yönlendirmesiyle bugünlerde artık dünyada moda olan “milli para”yı yeni keşfetmiş durumdalar ama içi doldurulmadığı takdirde bunun hiçbir anlamı olmadığını belirtmek isteriz.Milli para, üzerinde “TL” yazan para değildir. Parayı “milli” kılan neyin karşılığı olduğudur. Milli para milli değerlere endeksli olan, kontrolü tamamen bizde olan paradır.Peki, elimizdeki TL böyle mi? Prof. Dr. Haydar Baş’ın sık sık ifade ettiği gibi, elimizdeki TL, faizli bir şekilde borç olarak alınmış ve hazinemize konulmuş Doların karşılığıdır. Yine Sayın Baş’ın meşhur ifadesiyle, “Doların tercümesidir.”Böyle olduğu için de bugün cebimizdeki TL’nin 1 kuruşu bile “milli” değildir. TL’yi altına da endekslesek, kontrolü bizde olmayacağı için yine milli olmayacaktır.Paramız, ismi TL de olsa Doların esareti altındadır. Parası esir olan bir millet de esirdir, parası gerçekten milli olmadıktan sonra bağımsız olması asla mümkün değildir.Bir ülkenin lideri güçlü görünüyor, parası zayıfsa, parası esaret altındaysa, o liderin milleti adına güçlü olmadığının, parası neye endeksliyse ona sahip olanlar adına güçlü olduğunun göstergesidir. Esasen buna suya yazı yazmak gibidir.Bugün TL, Doların tercümesi, Dolara endeksli, Doların esaretinde olduğu için Türkiye’de bile milli değilken, uluslar arası ticaretin milli para ile yapılmasından bahsetmek söz konusu değildir. Kendi ülkesinde “milli” olmayan para uluslar arası arenada milli olamaz.