Türkiye'den köşe yazarları
Özcan Yeniçeri, 18 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Suriye'de bilek güreşi ve Türkiye”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“ABD'nin Orta Doğu ve Kuzey Afrika'yı BOP ve Arap Baharı çerçevesinde dizayn etme stratejisi Suriye jeopolitiğinde Rusya engeliyle karşılaşmıştır. Rusya Karadeniz'deki varlığını, Kırım'ı iltihak ederek hem güçlendirmiş ve hem de sürekli hale getirmiştir. Akdeniz'deki varlığının tahkim edilmesinin yolunun da Suriye'den geçtiğini bilmektedir”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Sonuç almak doğru zaman, doğru yer ve doğru ilişki gerektirir. Ahlaken doğru olanı yapmak siyaseten doğru sonucu almak için yeterli değildir. Bilindiği gibi siyasette sonuç almak diğer her faktör ve aktörden daha önemlidir. Siyasetin doğruluğu jeopolitik gerek ve gerçeklikle uyumlu olmaya bağlıdır.Soğuk Savaş sonrası meydana gelen olaylardan hiç birisi Suriye kadar ABD ve Rusya'yı karşı karşıya getirmemiştir. Suriye coğrafyası, bir tarafında ABD-AB-İsrail diğer tarafında Rusya ve ona müzahir ülkelerin bulunduğu iki tarafın bilek güreşine dönüşmüştür. ABD'nin Orta Doğu ve Kuzey Afrika'yı BOP ve Arap Baharı çerçevesinde dizayn etme stratejisi Suriye jeopolitiğinde Rusya engeliyle karşılaşmıştır. Rusya Karadeniz'deki varlığını, Kırım'ı iltihak ederek hem güçlendirmiş ve hem de sürekli hale getirmiştir. Akdeniz'deki varlığının tahkim edilmesinin yolunun da Suriye'den geçtiğini bilmektedir.Rusya için Akdeniz ve Suriye'de var olmak Esad rejimi ile birlikte olmaktır.Küresel bilek güreşi!ABD ve Rusya özelinde küresel güçler bölgede bilek güreşi yapmaktadır. Her iki taraf da bilek güreşini yerel güçleri kullanarak gerçekleştirdiklerinde zayiat vermemektedir.Sonuçta yıkılan İslam kentleridir, ölenler Müslümandır ve yağmalanan İslam medeniyetidir. ABD'nin Türkiye yönünden çok daha vahim gelişmeler planladığı açıktır. PKK'nın Suriye kanadı olan PYD'ye ABD'nin helikopterlerle ağır ve etkili silahlar verdiği açıklanmıştır.ABD'nin verdiği silahlar arasında Stinger füzeleri ve zırhlı araçlara karşı kullanılabilecek roketlerin olduğu da ifade ediliyor. Ayrıca ABD'nin Suriye'de YPG'ye dayalı güvenli bir bölge oluşturmayı planladığı da açıklanmış durumdadır.
…***
Muharrem Bayraktar, 18 Aralık tarihli yeni mesaj gazetesinde, “Ekonomide tehlike çanları”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ama Türkiye’yi yönetenler adeta Nasreddin Hoca fıkrası anlatıyorlar gibi bir yandan ekonominin nasıl küçüldüğünü sektör sektör anlatıyorlar diğer taraftan millete “uyusun da büyüsün ninni” kabilinden “kişi başı milli gelir 9 bin dolardan 11 bin dolara çıktı” diye açıklamada bulunuyorlar. Bunu da her zaman yaptıkları gibi milli gelir hesap yöntemlerinde değişiklik yaparak gerçekleştiriyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Türk ekonomisinin son durumuna dair “resmi karne”, TÜİK tarafından açıklandı. Buna göre ekonomi yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 1.8 küçülmüş.
Bu küçülme rakamı, geleceğe dair tehlikeli sinyaller veriyor zira dördüncü çeyrekte küçülmenin daha da fazla olma riski yüksek.
Ekonomideki bu daralmayı her zamanki gibi “dış güçlerin hain tezgâhı, bizi bölmek ve parçalamak isteyenlerin planı” gibi hamaset kokan bilgilerle kirletmek yerine “çok zamandan beri ekonomide yanlış şeylerin olduğunun sinyali” olarak yorumlamak daha sağlıklı olur.
Bu konuda TÜİK’in verilerinde bizi doğrulayacak hayli önemli bilgiler var:
Mesela aynı dönem itibarıyla, tarım sektörünün toplam katma değeri, yüzde 7.7 küçülmüş.
Sanayi sektörünün toplam katma değeri yüzde 1.4 küçülmüş.
Hizmetler sektörünün toplam katma değeri yüzde 8.4 azalmış.
Hane halkları tüketim harcamaları yüzde 3.2 azalmış.
Aynı verilere göre devletin tüketim harcamaları yüzde 23 artmış.
Sadece bu tablo bile gösteriyor ki, sanayisi duran, tarımı kesimi dibe vuran, turizmi çökmüş ve doğal olarak vatandaşın harcamaları azalma trendine girmiş ve buna rağmen “devletin harcamaları sürekli artış gösteren bir ülkenin ekonomisi küçülme sürecine girer.
Yaşanan olay bu.
Ortadoğu’da Suriye, Irak, İran ve Mısır ile gerginleşen ilişkilerin, Rusya ile uçak krizi ile dibe vuran ilişkilerin tarım sektörüne, turizm sektörüne vurduğu darbe, ülkenin dört bir yanından feryatlarla kendini zaten belli ediyordu ama dinleyen yoktu.
Şimdi bu vahim tablo “kısmen” resmi rakamlara yansıdı.
Kısmen diyorum zira rakamlara yansıtılmayan “açık” çok daha büyük.
Ama Türkiye’yi yönetenler adeta Nasreddin Hoca fıkrası anlatıyorlar gibi bir yandan ekonominin nasıl küçüldüğünü sektör sektör anlatıyorlar diğer taraftan millete “uyusun da büyüsün ninni” kabilinden “kişi başı milli gelir 9 bin dolardan 11 bin dolara çıktı” diye açıklamada bulunuyorlar. Bunu da her zaman yaptıkları gibi milli gelir hesap yöntemlerinde değişiklik yaparak gerçekleştiriyorlar.
İşte böyle bir şey!
Ekonomi küçülüyor ama vatandaş zenginleşiyor!
Yani bakkal iflas ediyor ama bakkal sahibi zenginleşiyor!
Olayları ve gerçekleri örtbas ede ede bir yara varmak mümkün değil.
Millet, cebindeki paraya bakar. Milletin cebinde para yoksa istediğiniz kadar her şeyi güllük gülistanlık gösterin, nafile.
…***
Mehmet Kara, 18 Aralık tarihli yeni asya gazetesinde, “Acıda birleşiyoruz, ama”başlıklı yazısını okjuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra terör sarmalından bir türlü çıkamıyor. Suruç’la başlayan terör saldırılarından en büyüğü Ankara Gar’ı önünde gerçekleşmiş, terör eyleminde 100’ün üzerinde kişi ölmüş, 100’lerce kişi yaralanmıştı. Peşinden Ankara’da Genelkurmay kavşağı ve ardından Kızılay’ın göbeğinde bombalar patlamıştı. İstanbul’da, Bursa’da bombalar patladı, insanlar öldü.”diyen yazxar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Türkiye terör sarmalından çıkamıyor. Her gün yeni bir acı ile karşı karşıya kalıyoruz.
“Terörü ülke gündeminden çıkaracağım” diye görev başlamıştı Başbakan Binali Yıldırım. Ancak terör ne bitiyor ne de gündemden düşüyor. Terör gündemden düşmek bir yana Türkiye’nin birinci gündemi oluyor.
Türkiye, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra terör sarmalından bir türlü çıkamıyor. Suruç’la başlayan terör saldırılarından en büyüğü Ankara Gar’ı önünde gerçekleşmiş, terör eyleminde 100’ün üzerinde kişi ölmüş, 100’lerce kişi yaralanmıştı. Peşinden Ankara’da Genelkurmay kavşağı ve ardından Kızılay’ın göbeğinde bombalar patlamıştı. İstanbul’da, Bursa’da bombalar patladı, insanlar öldü.
En son olarak da bir spor müsabakası sonrasında İstanbul’da patlatılan iki bomba 37 gencecik çevik kuvvet polisi, 7 gencin şehit olmasıyla maalesef devam ediyor.
Daha dün, Kayseri’de Erciyes Üniversitesi kampüsünde çarşı iznine çıkan askerlerin bulunduğu halk otobüsünde patlama meydana geldi.
18 aydır evlere ateş düşüyor. O tarihten bu yana bin 300’ün üzerinde şehit verdik. Analar, babalar, eşler, çocuklar ağlıyor. Bütün Türkiye ağlıyor…
Oysa, seçim öncesine hükümet, HDP, İmralı ve Kandil arasında yürütülen “çözüm süreci” çerçevesinde terör sebebiyle ölenlerin sayısı yok denecek kadar azalmıştı. Dönemin Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, partinin grup başkanvekilleri ve genel başkan yardımcıları ile HDP’nin grup başkanvekilleri ve milletvekillerinden oluşan bir heyet İstanbul’da Dolmabahçe’deki Başbakanlık ofisinde terörün bitirilmesi için “mutabakat metni” bile imzalamıştı. Maalesef “çözüm masa”sının dağılmasından sonra başlayan terör saldırıları durmuyor…