Ağustos 07, 2017 08:29 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Birgün: Feyzioğlu'ndan 'tek tip kıyafet' açıklaması

Cumhuriyet:

HDP'nin İstanbul'daki 'Vicdan ve Adalet Nöbeti'ne polis müdahalesi

Yeniçağ:

Akşener'den Yılmaz ve Toktaş'a yapılan saldırıya çok sert tepki

Yeniasya:

6 ayda 3.2 milyar liralık yatırım iptal edildi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Çiğdem Toker, 6 Ağustos tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Türkiye dış ticarette ‘riskli ülke’ mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Cevap, ülkemiz için büyük önem taşıyor. Bu soruyu başlığa çıkarmamı gerektiren sıcak gelişmeyi anlatacağım. Kaynağından dinlediğim konunun üç aktörü mevcut: Ankara’da yedek parça alanında faali­yet gösteren bir firma. Çin’de faaliyeti gösteren bir üretici firma. Ve dünyanın en büyük bankaları ara­sında yer alan Bank of China. Adı bende saklı Ankaralı firma, zaman zaman traktör üretiminde kullanılan bazı ye­dek parçalar ithal ediyor.”diyen yazar, yazısının devamında şunlara yer veriyor:

...***

Bağlantıda olduğu Çin fir­masına geçenlerde bir parça siparişi vermiş. Öyle çok yüksek tutarlı bir alım değil. Piyasalarına göre mütevazı bile sayılır. Siparişi verirken ürün bede­linin bir kısmını ödüyor. Kalanı teslimden sonra ödeyecek. Fakat ödemeden hemen sonra Çin fir­masından beklenmedik bir e-posta geliyor. E-postada, ödemenin ulaştığı, ancak çalıştıkları bankanın, bu ödemeyi “bir sorundan dolayı” kendi hesaplarına aktar­madığı bildiriliyor. Paranın aktarılması için bazı doküman­lara ihtiyaç olduğu, bu durumun “geçen sene var olmayan yeni bir kuraldan kay­naklandığı” anlatılıyor.Çin firmasının yetkilisi, mahçup tondaki e-postayı şöyle sürdürüyor:‘Parçanın son kullanıcısı kim olacak?’“Bu durumun sizin firmanızla bir ilgisi yok. Türkiye, çalıştığımız bankanın siste­minde, ülke olarak ‘alarm’ vermiş. Başka ülkeler de var. Ama maalesef Türkiye bunların arasında yer alıyor. Bu sebeple, gönderdiğiniz ödemenin hesabımıza akta­rılabilmesi için, bankamızın bizden istediği bazı bilgilere ihtiyacımız var.” Bank of China’nın istediği bilgi biraz manidar. Satışa konu ürünün son kullanıcısı kim olacak?Son kullanıcı hangi ülkede olacak? Türkiye’den Çin’e yönelen bir ithalat talebinde, uluslararası banka son kullanı­cı bilgisini neden talep ediyor olabilir? Ya da şöyle soralım: Bank of  China, Türkiye’den gelen bir mal karşılığı parayı hesaba aktarmak için bu bilgiye dair bel­geyi neden önkoşul olarak belirler? Traktör yedek parçasının “son kullanı­cısının” önem taşıdığı başka kritik alanlar mı var? Acaba uluslara­rası banka, başka bir uluslararası kurumun kuralına mı uymak zorunda kaldı? Dileriz, ortada bir defalık istisnai bir durum vardır. Dileriz dış ticaret ve bankacılık sistemini etkileyecek sistemik bir sorun yoktur.

…***

Ceren sözeri, 6 Ağustos tarihli Evrensel gazetesinde, “Hak aramak suça dönüştü, buna alışın diyorlar”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Yıllar önce sınavda sorduğum soruya bir öğrencim “1980 öncesi bizlerden bir sır gibi saklandığı için o dönem neler olup bittiğini bilemiyoruz” cevabını yazmıştı, uzun süre gülmüştüm. Son 10 senenin konusu ise ’90’larda yakılan Kürt köylerinden, beyaz Toros’lardan, Cumartesi Anneleri ’95’ten beri Galatasaray Meydanı’nda hak arıyor oldukları halde, gözaltında kaybedilenlerden nasıl da kimsenin haberdar olmadığıydı. Medya bize hep yalan söylemiş, ne olup bittiğini göstermemiş, hep devlet yanlısı bir dille vermişti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Adaletsizliğin geldiği aşamayı Kürt sorunundan bağımsız düşünemeyiz, bunu adalet talep edenlerin maruz kaldığı uygulamalara bakarak bile görmek mümkün. HDP’nin Diyarbakır’da başlattığı ‘Vicdan ve Adalet Nöbeti’ ağustos başı itibariyle İstanbul’da Yoğurtçu Parkı’na taşınınca hak arayanın sonu budur der gibi park adeta cezaevine dönüştürüldü. Artı Gerçek’te yer alan “Yoğurtçu’ya mı girmek istiyorsunuz, o halde okuyun!” başlıklı rehbere göre parka girebilmek için en az üç kez genel bilgi taramasından (GBT) geçmeniz gerekiyor. O da yetmiyor ya önceden akredite olmanız ya da içeriden tanıdığınız birinin yardımı gerekiyor. İçeride en fazla 60 kişinin olmasına izin veriliyor. Diğerleri içeriden birileri çıkana kadar bekliyor, izin çıktığında üzerinizdeki “yasaklı” eşyaları, ki bunlara müzik aletleri, avukatlık cübbeleri de dahil, dışarıda bırakmanız isteniyor. Nedeni bilinmiyor, açıklaması OHAL. Adalet Yürüyüşü’nü korkarak da olsa ucundan kıyısından veren televizyonlar ‘Vicdan ve Adalet Nöbeti’ni hiç görmüyor. İktidar medyasına göre ise “Halk sözde adalet nöbetine ilgi göstermiyor.”

‘Vicdan ve Adalet Nöbeti’nin dördüncü gününde Kadıköy’de birkaç sokak ötede Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’ya destek veren 33 kişi gözaltına alındı, 32’si serbest bırakıldı. Çoğu yerde haber değeri bile olmadı, yapılmak istenen Gülmen ve Özakça’ya destek vermenin suç olduğu algısını yaratmak ve buna alışmamızı sağlamak.

‘OHAL şartları, durum böyle, ben sokakta herhangi bir eyleme katılmıyorum, olanları ruh halim el verdikçe sosyal medyadan takip ediyorum, bazen Facebook’ta içimi döküyor, takip ettiğim birkaç kişiyi arada retweet’liyorum’ diyorsanız oralarda da durum pek parlak değil. Büyükada’da dijital güvenlik eğitimi sırasında gözaltına alınıp tutuklanan Eğitmenler Peter Steudtner ve Ali Gharavi ile Hak Savunucuları,”kaos planı” yaptıkları yalanlarıyla bazı gazetelerin gündeminden haftalardır düşmüyor.

Motherboard’da 19 Temmuz’da yayınlanan Joseph Cox’un haberine göre Türkiye son dönemde İngiltere’den, vatandaşlarını izlemeye yönelik en az yedi yazılım satın almış. Bir başka deyişle dijital güvenliğin “casusluk”muş gibi kriminalize edilip iktidar medyasına servis edilmesinin altında aslında kendimizi bu izlemelerden koruyacak önlemleri almamızın önüne geçmek var. Sıranın geçtiğimiz hafta Rusya’da yürürlüğe girdiği gibi VPN kullanımının yasaklanması ya da yazışmaları karşılıklı şifreleyen programları kullanmanın suç olarak kabul edilmesine geleceğini ön görmek çok zor değil.Geçmişte görülemeyeni bugün görmemizde, bir araya gelişimizde, birbirimizden haberdar oluşumuzda bilişim teknolojilerinin büyük payı var kuşkusuz. Artık görmedim, bilmiyordum deme bahanemiz yok. Ancak hak talep etmek adım adım suça dönüşürken sınır elimizde tuttuğunuz telefona, önümüzde duran bilgisayara kadar dayandı.

…***

Batuhan Çılak, 6 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, “"Yeni devlet kuruyoruz"un arkasında kim var!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AKP MKYK üyesi Ayhan Oğan'ın "Yeni devlet kuruyoruz bunun kurucusu da Recep Tayyip Erdoğan'dır" sözleri epey konuşuldu, konuşulmaya da devam ediyor. Ayhan Oğan'ın sözleri AKP kurmaylarının, AKP yöneticilerinin, AKP zihniyetinin ta kendisidir, merkezidir. Açık ve net bir şekilde malumu ilan etmiştir.Boşu boşuna Cumhuriyet ilke ve inkılaplarıyla, kuvvetler ayrılığıyla, milli devlet ile yönetildiğimizi sanmayalım… 15 Temmuz'a gelinen süreçte, devlet kurumları nasıl hallaç pamuğuna çevrildiyse, 15 Temmuz sonrasında "FETÖ ile mücadele ediyoruz" denilerek son darbe vuruluyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Gelinen mevcut durumda;Kendi çabanızla, bileğinizin hakkıyla devlet kadrolarında yer bulabilmeniz mümkün müdür?Torpil listelerinin noterden onaylanacak kadar ayağa düşmüş bir mülakat sisteminden, AKP onayı olmadan geçebilmeniz mümkün müdür? Devlete hakaret edenlerin ortalıkta cirit attığı, savcıların harekete geçemediği şartlarda, milli devletten söz edebilmek mümkün müdür?FETÖ'yü devletin her yerine yerleştirenlerin hesap vermediği bir ortamda, adaletin çalıştığını iddia etmek mümkün müdür?Partilerinde genel başkanı değiştirmek için imza veren MHP'lilerin imzalarını yok sayan, gayri meşru bir şekilde partiye müdahale edilerek, başkanlığın getirildiği bir ortamda demokrasiden bahsetmek mümkün müdür? İşte o yüzden eğri oturup, doğru konuşalım.AKP'li Ayhan Oğan'ın sözleri bir anlık gaf, bir anlık hata değil, gerçeğin ta kendisidir. Ayhan Oğan, mevcut tablonun en açık şekilde itirafını, tanımını yapmıştır.AKP sıralarından tek bir açıklama gelmemesi de bu sözlerin iktidar tarafından onaylandığını gösteriyor.Oğan, dün yaptığı yazılı basın açıklamasında "Recep Tayyip Erdoğan'ın yanında Doğu Perinçek, Devlet Bahçeli, Mustafa Destici var" demesi de bir başka itiraftır…Mesele, mevcut resmi anlatanlara tepki göstermek değil, bu sistemi düzeltebilmek meselesidir.Türkiye adım adım, gün be gün kuruluş esaslarından saptırılmıştır.Oğan'ın sözlerini tartışmak yerine, bu cendereden çıkacak siyasi açılımları gerçekleştirmek durumundayız.Türkiye artık iki cephedir.Bir tarafta Saray siyasetçileri diğer tarafta ise milli devletin savunucuları vardır.