Ağustos 08, 2017 09:00 Europe/Istanbul

Evrensel: Karataş: Ağırlaştırılmış bir hukuksuzluk süreci yaşanıyor

Yeni Mesaj:

Her 5 kurmay subaydan 3'üne ihraç

Yeniçağ:

AKP'de istifalar başladı

Yeniasya:

Şener: Artık düşünmek bile tehlikeli ve yasak hale geldi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Nuray Mert, 7 Ağustos tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “‘Yeni devlet”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İktidarın en büyük sorunu samimiyetsizliği. Partilerinin eski MKYK üyesi, “kurucusu Erdoğan olan yeni bir devlet kuruyoruz” diyerek aslında halihazırda yaşanan süreci dosdoğru tanımlamış. Dahası, bunu ilk söyleyen o değil, AK Partisi’nin bu istikamette icraatları bir yana, son iki senedir çeşitli vesileler ile bu gerçek pek çok kez ifade edildi. ‘Yeni Türkiye’ diye adı kondu, seçim ve en son referandum süreçlerinde, bunların sıradan seçimler olmadığı, yeni bir başlangıç olduğu ifade edildi. 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra, koalisyon çalışmalarına bu gerekçe ile itiraz edildi; ‘AK Parti sıradan bir siyasal parti değil, koalisyon yapması düşünülemez’ dendi, koalisyona aklı yatanlar hainlikle suçlandı. AK Partili siyasetçiler, yazar, çizerler Cumhuriyet dönemi için ‘tarihi parantez kapandı’ dedi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Nihayet, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra, bu olay tüm Türkiye’ye onun demokrasisine karşı bir girişim olarak nitelenip demokratik uzlaşma zemini olarak görülmek yerine, AK Parti’ye karşı bir ihanet sayılıp ana muhalefet dahil, tüm muhalefet çevreleri darbecilikle itham edilerek tasfiye edilmeye girişildi. 16 Nisan referandumu ile partili cumhurbaşkanı sistemi kuruldu, yani tam bir rejim değişimi gerçekleşti. Bir ülkede, tek bir parti ve onun lideri tüm milletin gerçek temsilcisi olarak tanımlanıp ona karşı itiraz millet düşmanlığı ile eş tutulduktan, hukuki süreçler bu çerçevede işlemeye başladıktan sonra zaten tek parti rejimi fiiliyata geçmiş demektir, olan budur. Buna rağmen, içlerinden birisi çıkıp bu gerçeği ifade edince neden inkâr ederler, anlaşılır gibi değil. Hadi, güçleri sınırlı olduğu sürece, asıl hedeflediklerini gizleme yoluna gittiler, sonuçta bu sadece bir siyasi etik sorunu, şimdi tüm güç ellerinde, neden kamuoyunun karşısına çıkıp, ‘evet, yeni bir devlet kuruyoruz, bunun doğru olduğunu düşünüyoruz, gelin neden böyle size açık seçik anlatalım’ denmez?

Belli ki, hâlâ ciddi bir ‘meşruiyet’ sorunları var. Zira, konu eskiden beri iddia edildiği gibi ‘eski statükonun direnci’ olamaz, o direnç çoktan yıkıldı, madem, ‘millet düşmanı bazı çevreler’, dış güçler ile ittifak içinde olanlar dışında millete güven sonsuz, neden her şey açıkça konuşulmaz? Bunun bir nedeni, belli ki milletin AK Parti’yi destekleyen yarısına karşı, diğer yarısının gidişattan rahatsız olması, itiraz etmesi, buna karşın AK Parti’nin ısrarla tüm milleti temsil ettiğini iddia etmesi ve tüm ülkede yaşayanları ve onların geleceğini kökten etkileyecek tüm sistemi/rejimi değiştirme meşruiyetini sadece kendisine destek verenlere dayandırma çabası.

…***

Murat Çabas, 7 Ağustos tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, “Yemen illeri kan ağlıyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“ABD’nin kendisine vatan açma projesi olan “Büyük Ortadoğu Projesi”nin hedefindeki Yemen’de büyük bir insanlık dramı yaşanıyor. Hazırlanan uluslar arası raporlar gösteriyor ki, Yemen’de 7 milyon insan açlık tehlikesi ile karşı karşıya… 5 yaşın altındaki 2,3 milyon çocuk yetersiz besleniyor. Halkın üçte ikisi insani yardıma ve korumaya muhtaç… 3 milyondan fazla kişi savaş sebebiyle ülkeyi terk etmiş, 2 milyon insan ise ülke içinde yer değiştirmiş durumda…Amaç bu ülkeyi ABD’ye vatan olarak hazırlamak olduğu için insanlar hiçbir ayrım yapılmadan rastgele katlediliyor, üzerlerine bombalar yağdırılıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

ABD’den hep aynı işgal taktiği… Önce ajanlarını kullanarak ülkeyi bir şekilde karıştırıyor, oradaki birlik ve beraberliği bozup iç savaş çıkarıyor. Sonra desteklediği bir takım ülkeleri “koalisyon güçleri” adı altında bu ülkenin üzerine çullandırıyor. Sonra da kendisi sözde demokrasi ve barışı getirmek adına buraya yerleşiyor. Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Libya’da hep böyle olmadı mı?

Yemen’de de aynı senaryo uygulandı. Önce Yemen karıştırıldı, ayrılıklar körüklendi, kardeş kardeşe düşman edildi, iç savaş çıkarıldı. ABD’nin talimatıyla Suudi Arabistan devreye girdi ve burada ABD adına sivil katliamları gerçekleştirdi.Yemen’deki Genel Halk Kongresi partisinin liderlerinden Muhammed Enam, “Suudi Arabistan, ABD’li siyasilerin elinde yalnızca bir enstrüman” ifadesini kullandı.ABD’den gelen açıklama da bunu destekler mahiyette… Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da konuşan ABD Savunma Bakanı James Mattis, “Suudi Arabistan, ABD’nin çıkarları için güvenlik iskeletinin bir ayağı olmaya devam ediyor” dedi.Suudi Arabistan, ABD’den aldığı silahlarla Yemenli sivillere yönelik her türlü katliamı uyguladı. Geçtiğimiz haftalarda bir kitle imha silahı olan ve daha sonra da ölümlere neden olan misket bombasını kullandı ve kullandığını resmen doğruladı. Yine bir cenaze merasimine hava saldırısı düzenledi ve yüzlerce sivilin ölmesine neden oldu.ABD, elbette ki sadece Suudi Arabistan’la Yemen’i talan etmeyi yeterli bulmuyor. Suriye ve Irak’ta olduğu gibi terörü de devreye sokuyor. Muhammed Enam, ABD’nin, Suriye ve Irak’ta kullandığı El Kaide ve IŞİD militanlarını Yemen’e aktardığını belirtti ve “Resmiyette El Kaide ve IŞİD teröristleriyle mücadele çağrısı yapıldı, ancak ABD, bu teröristleri aynı Suriye ve Irak’ta yaptığı gibi Yemen’de de destekliyor” dedi.

ABD, koordine ettiği bu işgal senaryosuna devam ederken, elbette ki bütün bunları kendisine saha açmak için yapıyor. ABD Savunma Bakanı Mattis, Yemen’de savaşa bir son vermenin gerekliliğinden bahsetti. Sanki Yemen’deki bu savaşla hiçbir alakaları yokmuş gibi… Bu ifade, bir askeri müdahalenin sinyaliydi ve hemen arkasından diğer adım geldi.

Pentagon Sözcüsü Albay Jeff Davis, ABD’nin, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Yemen’in Şebva ilinde Arap Yarımadası El Kaide’sine (AQAP) yönelik operasyonlarına destek vermek üzere Yemen’e asker konuşlandırdığını açıkladı. Davis, ABD askerlerinin görevinin hem hava saldırısı, hem de kara operasyonları şeklinde olduğunu belirtti.

Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da, Libya’da ve son olarak Yemen’de yaşananlar hep İslam dünyasının birlik ve beraberliğini kaybetmesinin neticesidir. Ve aynı oyunlar Türkiye için de devrededir. Ülkemizde de hem mezhepsel, hem de etnik ayrımcılıklar körüklenmektedir. İç savaş senaryoları devreye sokulmak istenmektedir. Terör dört bir koldan bütünlüğümüzü tehdit etmektedir.Bu girdaptan kurtulmanın tek yolu da birlik ve beraberliktir.

…***

Faruk Çakır, 8 Ağustos tarihli Yeniasya gazetesinde, “Terörün büyük faturası”başlıklı yazısını okmıuyucularla paylaşıyor.

“Terörle mücadelenin milletimize ve memleketimize neye mal olduğunun her hâlde tam olarak farkında değiliz.Neredeyse yarım asra yaklaşan ‘bölücü terör’ün millet nezdinde hem maddî hem de mânevî yaralar açtığı, ortaya çıkan büyük faturadan anlaşılır.“Bugün biter, yarın biter” dediğimiz terörün maalesef iniş çıkışlarla devam ettiği görülüyor. Bu meselenin tartışıldığı her zeminde mücadelenin sadece silâhla değil, sosyal ve siyasi adımlarla da desteklenmesi gerektiği söyleniyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Dünyanın en zor işlerinden biri de terörle mücadeledir. Bununla beraber başarılı olmak da imkânsız değildir. Bu belâ, bu musibet sadece Türkiye’nin derdi değil. Dünyanın başka ülkeleri de terörle mücadele etmekte ve başarılı olmaktadır. Uzun yıllar terör estiren bazı yapıların bir şekilde ikna edilerek silah bıraktıklarına da şâhit olundu. Bir ara benzer bir tablonun ülkemizde de yaşanacağına hep birlikte inanmış ve sevinmiştik. Maalesef böyle bir tablo başka bir bahara kaldı.

Şu çok rahatlıkla söylenebilir ki, terör devre dışı kalmış olsa ülkemiz çok rahat bir şekilde zengin ülkeler sınıfına girebilir. Bu noktada çok farklı rakamlar ifade edilmekle birlikte, çok fazla para harcandığı ortak bir tesbit olarak karşımızda duruyor. Meselâ, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, Muş’ta yaptığı açıklamada “Bugüne kadar teröre harcanan para en az 500 milyar dolar. Daha çok olduğu da söyleniyor. Bu, yüzlerce Orhangazi Köprüsü, Marmaray, Avrasya, binlerce Muş Havalimanı terminali, kilometrelerce yol yapmak demektir” demiş.

Bir milyar dolar paraya bile ihtiyaç duyan bir ülkenin, bunun 500 katı ve belki de 900 katı bir parayı teröre ayırması akıl işi değil. Tabii ki çare, terörü en kısa zamanda sona erdirmek ve böyle bu mücadele için ayrılan parayı ülkenin imarına, inşasına ve zenginliğine ayırmaktır. Bin defa düşünüp bin yolu deneyip bu meseleyi halletmek en âcil, en önemli, en zaruri işimiz olmalıdır.