Ağustos 21, 2017 09:42 Europe/Istanbul

Birgün: Ailelerin yüzde 73’ü güvenlikten endişeli

Aydınlık:

PKK’nın bölge sorumlusu öldürüldü

Evrensel:

Geçici işçilerin acı bayramı: 100 bin işçi işsiz kaldı

Yeni Mesaj:

PYD Türkiye’yi tehdit etti

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Renzi Özdemir, 21 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Bankacıya ahlaksız tuzak”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye'de sanayici kazanmadı. Esnaf da kazanamadı. Çiftçi zaten hiç kazanamadı. Memur yılda yüzde 3 zamla zaten hep kaybeden.Peki bu 80 milyonluk ülkede kim kazandı?Tabii ki bankalar. Bir önceki yılın 6. ayına göre kârını yüzde 33 artırıp yaklaşık 17 milyarı kazanan bankalar.Hani Cumhurbaşkanı'nın her yıl fırça çektiği bankalar. Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın her fırçasından sonra onlar durmak yok yola devam dediler.Yollarına devam ederken de  bu yılın yarısında 17 milyarı cebe indirdiler.İşte bu bankalar son dönemde Türkiye'de adeta yasaları yok sayarak  ahlaksızca personel katliamı yapıyorlar. Hepsi yapıyor demek haksızlık olur ama bazı bankalar son iki yıldır yıllarını kurumuna vermiş insanları "performansın düşük" diye kapının önüne koydular.Onlar bu ahlaksız oyuna performans diyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

.Performans ölçme kriterlerin nedir dediğinde bilen yok. Kafaya göre tıraş var. Yasaları takmadıkları için istedikleri gibi at koşturuyorlar. Hepsinde gerekçe aynı. Performans düşüklüğü.Banka, kovmak istediği personeline kafasına göre hedef veriyor. Son bir ayda da bu kafasına göre hedefleri neredeyse yüzde 200 artırmış.Bir bankacının 5 milyon vadesiz hedefi varsa bunu 10'a hatta 13'e çıkartıyor. Sigorta gelir hedefi 3 bin lira olanı 7 bine. Bu hedefler bu ortamda mümkün mü? Elbette değil. Zaten bunun tutmayacağını onlar da  biliyor. Bu rakamları tutturamasınlar diye artırıyorlar.Dahası personeli kovmak için performans tuzağı kuruyorlar.Çalışma Bakanlığı ve düzenleyici kurum olan BDDK'nın bu işe el atması lazım diyemiyorum. Çünkü el atmayacaklar biliyorum.Atmış olsalardı bu bankalar bugün meydanı boş bulmuşçasına insanların kaderi ile oynayamazlardı.Avrupa'da yapamadıklarını Türkiye'de yapıyorlar. Orada yasalar işliyor çünkü.Katliam sürüyor. Yabancı sermayeli bu banka geçen hafta boş durmadı ve 200'e yakın personeli kapının önüne koydu.Bu bankanın yanı sıra Türkiye'nin en büyüklerinden olan yabancı sermayeli bankadan korkutan haberler geliyor. Türk hissedarını  devreden çıkartarak tamamen Avrupalı olan bu bankanın önümüzdeki günlerde ciddi bir küçülmeye gideceği konuşuluyor. Nitekim bazı personellere çıkış için alternatifler sunulmaya başlandı. Tekirdağ'da çalışan bankacıya Konya'da çalışıp çalışmayacağı soruluyor.İddialara göre banka bin kadar personelle yollarını ayırmaya çalışıyor. Bunu yaparken de bankayı boğa güreşinin yapıldığı arenadaki gibi açık açık değil sessiz sedasız yapıyor ve personeli istifaya zorluyor.  Böylelikle personel çıkartan banka görüntüsünden kurtulmaya çalışıyor.Bankacılık dünyası toz duman. Dahası personel için kötü ve karamsar günler yaşanıyor. Yabancı, daha az personelle daha çok para kazanma derdinde.

…***

İhsan Çaralan, 21 Ağustos tarihli Evrensel gaetesinde, “Türkiye-Almanya çatışması, ‘tek adam rejimi’ girişimleriyle bağlantılı”başlıklı yazısını okıuyucularla paylaşıyor.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan, Almanya’nın Türkiye kökenli vatandaşlarına; “Ben de Almanya’daki bütün soydaşlarıma diyorum ki sakın bir yanlışa düşüp de bunları desteklemeyin. Ne Hıristiyan Demokratları ne  ne Yeşilleri. Bunların hepsi Türkiye düşmanıdır” sözleri, Türkiye ile Almanya arasında düşme eğilimine giren siyasi-diplomatik gerilimi yeniden hat safhaya çıkardı.Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu sözlerine hemen yanıt veren Almanya Başbakanı Angela Merkel, federal seçimlere Türkiye’den hiçbir müdahaleye müsamaha etmeyeceklerini söyleyerek; “Türkiye kökenliler de dahil tüm Alman vatandaşlarının özgür seçim hakkı vardır. Hiçbir müdahaleye müsamaha göstermiyoruz” dedi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel, Erdoğan’ın ‘Almanya’da Türkiye düşmanı partilere oy vermeyin’ çağrısına “Ulusal egemenliğimize görülmemiş bir müdahale” diyerek karşı çıktı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Almanya seçimlerine açıkça müdahale anlamına gelen açıklamaları, Merkel ve Gabriel’in yanı sıra Almanya’daki başlıca siyasi odaklar ve medyada da sert tepkilere yol açtı.Cumhurbaşkanının açıklamaları, Türkiye’de ise Başbakan, AB Bakanı, Bahçeli’den başlayarak AKP sözcüleri ve yandaş basında kuvvetli destek buldu. Denebilir ki, son bir yıl içinde, yüz yıllık “sorgusuz sualsiz Almanya dostluğu” tersine dönerek “sorgusuz sualsiz Alman düşmanlığı”na dönüştü.Cumhurbaşkanı, Almanya’dan gelen tepkilerden sonra da tutumunu sürdürdü. Önceki gün “Düşman partilere oy vermeyin” çağrısını yineleyen Erdoğan, bir adım daha atarak, eleştirilerini Alman politikacıları kişisel olarak aşağılamaya kadar götürdü: “Hele hele şimdi bir Dışişleri Bakanları var, aman ya Rabbim, evlere şenlik. Hiç haddini falan bilmiyor. Sen kimsin ki Türkiye’nin Cumhurbaşkanı’na konuşuyorsun, sen Türkiye’nin Dışişleri Bakanı ile konuş. Haddini bil! Bize ders vermeye kalkıyor. Senin siyasetteki geçmişin ne, kaç yaşındasın?..”Almanya siyasetinden çok sert eleştiriler yapılıyor ama; Almanya her zaman yaptığı gibi Türkiye’ye asıl olarak, en iyi bildiği yoldan, ekonomik alandan yanıt veren bir tutumda ısrar edecek görünüyor.

Çünkü Almanya biliyor ki, Türkiye’nin şu dönemdeki en “yumuşak karnı” ekonomidir! Bunu Almanya, Türkiye’de yatırım yapan altı yüzden fazla Alman şirketi hakkında soruşturma yapmaya kalkıldığında, gösterdiği tepki karşısında hızla geri adım atıldığı zaman gördü. Bu yüzden de Almanya, yine en iyi bildiği yoldan ilerleyerek;

- AB üstünden Türkiye’nin yararlandığı fonları kısıtlayarak,

- Gümrük Birliği’nin güncellenmesini erteleyerek Türkiye’ye siyasette de geri adımı attıracağını ummaktadır.

Elbette resmiyetteki bu adımların, gayri resmi olarak Türkiye’ye turizmden bankacılığa kadar çok daha geniş ekonomik önlemler anlamına geldiğini herkes bilmektedir. Çünkü Almanya ve AB’nin bu tavrı, Türkiye’nin ithalat ve ihracatının yarısından fazlasında yeni sorunlarla karşılaşması demektir. Bu yüzden de Merkel “Gümrük Birliği’nin güncellenmesini gündeme almayacağız” dediğinde Türkiye’den yapılan, “Pek de umursamıyoruz. Bizim için de acelesi yoktu!” kıvamındaki açıklamaların gerçeğe tekabül ettiğini söylemek gerçekçi olmaz.

…***

Abdulkadir Selvi, 21 Ağustos tarihli Hürriyet gazetesinde, “Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylık formula” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “İçerideki zatla ilgili soruşturma kendisine uzanacak diye korkuyor. İçerideki zatla Kılıçdaroğlu’nun bağlantısı çıkarsa şaşırmayın. Buradan çıktım, çıktım, çıkmadım açıklamalarda bulunacağım diyor” sözleri üzerine, “Kılıçdaroğlu tutuklanacak mı?” tartışması başladı.“Kılıçdaroğlu tutuklanacak mı?” tartışması AK Parti cephesinde de rahatsızlığa yol açmış. Ama buna rağmen Kılıçdaroğlu’nun üzerine gitmekte kararlılar. Çünkü CHP liderini zayıf bir yerden yakaladıklarını düşünüyorlar. Siyasetteki gelişmeleri artık 2019 Cumhurbaşkanlığı seçiminden bağımsız olarak düşünmek mümkün değil. Kılıçdaroğlu’nun, cumhurbaşkanı adayı olacağı düşünülüyor. Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ,“Benim kanaatim, kendisi 2019’da adaylık için zemin hazırlıyor. Kılıçdaroğlu, adalet mitingi değil, bir adaylık mitingi yaptı” diye işin adını koydu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Kılıçdaroğlu’nun üslubunda da bir değişiklik dikkati çekiyor. Adalet yürüyüşünden önce, “Cumhurbaşkanı partili olmamalı” diye kestirip atan CHP lideri, yürüyüşten sonra açık kapı bırakmaya başladı. 21 Temmuz tarihindeki görüşmemizde adaylığını sorunca, “Bakalım” karşılığını vermişti. Ankara temsilcileri ile buluşmasında ise, “Doğmamış çocuğa don biçilmez” demekle yetindi. Yani reddetmedi.

Kılıçdaroğlu, adalet yürüyüşüyle beklenmedik bir başarı sağladı. Parti içi muhalefeti susturdu, siyasette özgül ağırlığı arttı. Bu onu Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’a karşı en güçlü aday konumuna taşıdı. Erdoğan ise bir yandan partisini 2019 seçimlerine hazırlarken, diğer yandan da hayır cephesini dizayn etmeye çalışıyor. FETÖ tartışması, MİT TIR’ları görüntüsünü Enis Berberoğlu’na verdiği iddiasıyla Kılıçdaroğlu’nu türbülansın içine sokmaya çalışıyor. CHP liderinin karizmasını çizmeyi amaçlıyor.

Bu arada Kılıçdaroğlu, “Bir parti genel başkanı Cumhurbaşkanlığına aday olmamalı” görüşünü koruyor. Peki bu durumda Kılıçdaroğlu nasıl aday olacak? Cumhurbaşkanı adayı olmak üzere CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa edecek mi? Kılıçdaroğlu’nun çevresiyle bu formülü konuştum. Şunları söylediler.Cumhurbaşkanlığı seçimine 2 yıl kala kendimizi bağlamak istemiyoruz.Cumhurbaşkanı adayını belirlemede ‘Hayır bileşenleri’nin tavrı belirleyici olacak. İlk tura her parti kendi adayıyla girecek. Hedef ilk turda Erdoğan’ı seçtirmemek. İkinci tura kaldığında Erdoğan karşısında aday için uzlaşma aranacak. Hayır bileşenleri, Erdoğan’ı örnek gösterip Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanı olarak aday olmasında sakınca yoktur derlerse,bu durum Kemal Bey’in çekincesini ortadan kaldırır.Hayır bileşenleri istifa etmesini isterse Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa edip, cumhurbaşkanı adayı olabilir.