Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: Suriye sınırına askeri sevkiyat
Birgün:
Erdoğan'dan emniyet mensuplarına FETÖ göndermesi
Cumhuriyet:
Kılıçdaroğlu: Erdoğan kendisini kontrol etsin
Evrensel:
'Adalet Kurultayı tüm kurumların katılımına açık'
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Özcan Yeniçeri, 25 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Halkın ve siyasetin gündemi!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“AKP iktidarının on beş yıldır Türkiye'yi ticaret ve tüketim toplumuna çevirdiği, iç/dış borç, ithalat-ihracat farkı, cari açık konusunda rekor üstüne rekor kırıldığı herkesin malumudur. Üretim ekonomisi, verimli bürokrasi, sonuç odaklı yönetim ancak etkin bir siyaset ile sağlanabilir.Halkın refahının artırılması, insanların üretici, etkin ve girişimci hale getirilmesi Türkiye'deki siyasetin öncelikle çözmesi gereken temel sorundur.İnsanların siyasetten mevcudun ötesinde daha iyi bir eğitimi, daha etkin bir sağlığı ve daha güvenlikli bir Türkiye'yi talep etme hakları vardır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Üretmeden tüketen, gelir elde etmeden gider yapan, tasarruf etmeden yatırım yapan insanlarla sağlıklı bir gelecek yaratmanın mümkün olmadığını her şeyden önce siyasetçiler bilmek zorundadır.Siyasetin odaklanması gereken konular ve çözmek zorunda olduğu sorunlar bunlardır.Türkiye'de halkın gündemine bakınca siyasetin halktan ve sorunlarından kopuk olduğu görülür.
Diğer yandan Türkiye'de siyasi gelişmelerin gerçeği ile görüntüsü arasında da çok ciddi açıklıklar meydana gelmiştir.AKP'nin "tek" diye başlayan dörtlüsü uygulamada tek reis, tek görüş, tek parti, tek doğru şeklinde tezahür etmektedir.Adeta Anayasanın değiştirilmesiyle parti devleti, partili cumhurbaşkanı, parti dini ve reis dili, resmi ideolojinin kavramları haline gelmiştir.AKP'nin "Yeni Türkiye"sinde herşeyden önce devlet adına konuşanların üslubu değişmiştir.Cumhurbaşkanlığı makamında oturan Sayın Erdoğan, "Benim adıma kimse racon kesmesin. Racon kesilecekse ben keserim" diyor.AKP Genel Başkanı Erdoğan, Kılıçdaroğlu'nun Adalet Yürüyüşü sırasında karavanın içinde atletle çekilen fotoğrafını külliyede toplanan muhtarlarla olan görüşmesinde eleştiriyor.Erdoğan şöyle diyor; "Atletle yemek yiyor, bir gazete başlık atmış, vatandaş filanca. Bu benim vatandaşıma hakarettir." Birisinin atletle ya da frakla yemek yemesi halkı niye ilgilendirsin?Muhtarların atlet konusuyla ne ilgileri olabilir?Kaldı ki, bu tür fotoğrafın siyasetle değil olsa olsa insaniyetle ilgisi var.Bu fotoğrafın muhtarların, devletin ve siyasetin konusu haline niye getirildiği anlaşılır değildir.Nitekim Erdoğan'ın eleştirilerine Kılıçdaroğlu cevap veriyor: "40 derece sıcakta adalet için yürürken bir öğle molasında kızımla yemek yerken çekilmiş bir fotoğraf... Gayet insani bir durum... Ne var bunda?"Kılıçdaroğlu "Ben adalet diyorum, o atlet anlıyor" diyor!Partilerin toplum ihtiyaçlarını, taleplerini ve sıkıntılarını göz ardı ederek yaptıkları, siyaset değil atalettir.Partilerin tartıştıkları, gündeme getirdikleri, halkla paylaştıkları konular göz önüne alındığında siyasetin Türkiye'de ne denli halktan ve sorunlarından kopuk olduğu görülür.Adalet, bugünün Türkiye'sinde toplumsal talep halini almıştır.Siyasi rakiplerin dile getirmesi ona ilgisiz kalmayı gerektirmez.Atleti, adalet taleplerini kapatmak için kullanmak başkalarına değil onu kullananlara zarar verir.
…***
Muharrem Bayraktar, 25 Ağustos tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, “Kürt devletinin ayak sesleri”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Erdoğan, Suriye’de PYD’nin dile getirdiği Kürt devleti söylemine sert tepki göstererek, “Buna asla izin vermeyeceğiz” derken, hükümetin gizli ortağı Bahçeli de Kuzey Irak referandumu sonrası meydana gelecek Kürt devletin karşı sopa gösteriyor:“Bu referandum savaş sebebidir!”Hem Suriye’de hem Irak’ta aynı anda en iyi ihtimalle Kürdistan Federasyonu’nun kurulması için düğmeye basıldığını görmenin telaşı içindeyiz ama bu köşede onlarca defa yazdık, “Bu vahim tablonun mimari Türkiye’nin ortaya koyduğu yanlış politikalar.””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Kuzey Irak’ta Barzani’nin güçlenmesi için her türlü maddi-manevi desteği sağlayan da biziz, Suriye’de “Esad mutlaka gitmeli” diyerek meydana gelen otorite boşluğunun sorumlusu da biziz.
Şimdi yanlış politikalarımızın doğurduğu kâbusun başımıza yol açacağı sonuçları görerek korkuya kapılıyoruz.Oysa bizim “terörist dediğimiz YPG’ye, müttefikimiz Amerika’nın 1000 TIR silah gönderdiğini” yine biz ilan ediyoruz.Kimse çocuk kandırmasın, bu kadar silah IŞİD’le mücadele için değil, ancak bir devletin ordusunun inşası için gönderilir.Biz ise sadece “gönderilen silahlardan rahatsızlık duyduğumuzu” söyleyebiliyoruz.Karşımızdaki YPG unsurları on binlere ulaştı ve artık tabur, tugay, tümen büyüklüğünde askeri bir yapılanma ile teçhiz ediliyorlar.
YPG sözcüsü Redur Xelil, Reuters’a yaptığı açıklamada Türkiye’nin “teröristler” tezini yalanlamak için elinden gelen yapıyor ve halen 60 bin olan silahlı militan sayısını kısa sürede 100 bine çıkartacaklarını söylüyor ve ilave ediyor:“YPG’yi iyi organize olmuş bir orduya sahip olmasını sağlamak için ciddi bir motivasyon içerisindeyiz.”
Amerikalıların eğittiği, silahlandırdığı, 100 bin kişiden oluşan bir ordu!PYD lideri Salih Müslim’i Ankara’da kırmızı halılarla ağırlarken birkaç yıl sonra 100 bin kişilik bir silahlı güce ulaşabileceğini ve Türkiye’nin başına bela olacağının öngöremedik.Biz istediğimiz kadar “rahatsız” olalım, bu rahatsız politikaların faili biziz.
…***
Ümit Zileli, 25 Ağustos tarihli Sözcü gazetesinde, “Türkiye’de demokrasi öldü” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Acıklı bir başlık değil mi?.. Ama bana ait değil, bir zamanlar AKP iktidarının en gözde yazarlarından biri olan, muktedirin bir konuşmasıyla gözden düşen Fehmi Koru'nun yazısından aldım! Ancak bu sözler ona da ait değil; OCAKmedya internet sitesi yazarlarından Mustafa Kalabalık'ın köşesinden alıntı yapmış… Aslında başlıktaki sözlerin asıl sahibi ünlü Washington Post Gazetesi'nin Türkiye uzmanı yazarı Nicholas Danforth! ABD'nin en güçlü gazetelerinden birinde Türkiye üzerine yaptığı analiz ise tam anlamıyla tüyler ürpertici!.. Danforth'un iddialarının her biri, Türkiye ile ilgili karanlık bir geleceğe işaret ediyor!..”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Türkiye uzmanı gazetecinin yazısının başlığı zaten başlı başına bir felaket:
-Türkiye kaosa girebilir!.. Nicholas Danforth'un analizini şu satırlarla başlatıyor: -Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan her zamankinden güçlü görünse de Türkiye şiddet ve kaos sarmalına girebilir!.. Washington Post'taki iddialı analizde Danforth, yukarıdaki öngörüsünü daha da açarak şu tezi öne sürüyor:
-Erdoğan'ın demokratik mirası aşındırması ve parlamenter demokrasiye yönelik devam eden saldırılarla birleşince, Türkiye önümüzdeki yıl karşılaşması muhtemel şoklara hazırlıksız yakalanacaktır. Eğer ülkedeki durum kontrolden çıkarsa, sonuç; demokrasinin geri dönmesi değil, şiddet ve kaos sarmalı olabilir!..
Korkutucu bir öngörü, değil mi?.. Ancak buraya kadar söyledikleri Danforth'un genel öngörüleri… Türkiye uzmanının, böyle bir durum için neler tasarlandığına, nasıl bir hazırlık yapıldığına dair iddiaları ise gerçekten dehşet verici… Danforth, ülkede bir “sivil çatışma” ihtimalinden söz ederek şu iddiayı öne sürüyor:
-Erdoğan, sivil çatışma ihtimaline karşı iyi silahlandırılmış ve kendisine sadık yeni başka örgütlenmeler üzerinde çalışıyor!.. Bitmedi, bir yandan böyle “sivil kuvvetler” yaratılırken, diğer yandan resmi güçler arasında yaşanması muhtemel çatışmalar için de palanlar yapıldığını ileri süren Danforth şu iddiayı dile getiriyor: -Hükümetin polis özel kuvvetlerini ve istihbarat servisini orduyla çatışma ihtimaline daha fazla silahlandırıyor. Erdoğan aynı zamanda sivil yurttaşları silahlandırıp örgütleyerek 2013'teki gibi yaygın protesto ihtimaline karşı bunları kullanmaya hazırlanıyor!.. Fehmi Koru, Mustafa Kalabalık'ın Washington Post'tan aktardığı bu iddiaları paylaştıktan sonra yazısını şöyle bağlamış: -ABD'deki karar vericiler Washington Post'ta çıkan bu ve benzeri yazıları okuyarak güne başlıyorlar!.. Bir soru da ben sorayım bari: -Karar vericiler mi bu yazıları okuyup etkileniyor ve kararlarını bu “uzman yazılara” göre oluşturuyorlar, yoksa uzman gazeteciler o karar vericilerden aldıkları “bilgiler” ile mi bu türden öngörüleri en etkili gazetelerde yazıyorlar?.. Biraz “tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan?” gibi oldu ama ben eminim…