Türkiye'den köşe yazarları
Birgün: TEOG alternatifi bir ay içinde Bakanlar Kurulunda
Yeniasya:
ByLock rant kapısı oldu
Milli gazete:
Mevlüt Çavuşoğlu: 25 Eylül'de yapılması planlanan referandum, Irak Anayasası'na aykırı
Cumhuriyet:
Referandumda son dakika pazarlığı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
..***
Çiğdem Toker, 20 Eylül tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Cezaevi yaptırmak kolaylaşırken”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“AKP iktidarı 15 Temmuz darbe girişiminin ardından, devletin cezaevleri yaptırma sürecini mali, hukuki ve teknik açıdan kolaylaştırdı. Tahmin edeceğiniz gibi bu “kolaylıklar seti”, OHAL KHK’siyle mümkün olabildi. 674 sayılı KHK ile cezaevleri mevzuatına eklenen madde, yerleşik süreci tamamen değiştirdi. Şimdi Adalet Bakanlığı istediğinde Hazine arazileri kolayca tahsis edilebiliyor. Eskiden mera alanlarına cezaevi yapılamazken şimdi yapılabiliyor. Eskiden bütçede ödenek olması gerekirken, şimdi bu şart bulunmuyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Nihayet deprem, sel, afet olmadan, “Sen gel, sen gel” diyerek, cezaevi ihalelerini yapacağı düşünülen firmalar çağrılıp ihale bedelini pazarlıkla belirlemek de mümkün oluyor.Hal böyle olunca, Türkiye’nin dört bir yanında, yeni cezaevi projeleri hızla artıyor. Derlediğim verilere göre Adalet Bakanlığı, mayıs ayından bu yana, toplam 20 il ve ilçede cezaevi pazarlığı yaptı. Ortalama 2-3 yıl süreceği öngörülen her bir cezaevi için müteahhitler belirlendi. Bu ihalelerin toplam tutarı -yaptığım hesaplamalara göre- 3.5 milyar TL’yi buluyor.
Konuyu araştırırken rastladığım bir “durum”, özel bir dikkati hak ediyor. Yeni cezaevleri, yapılacakları yerdeki iktidara yakın yerel medya tarafından, istihdam ile ekonomik canlanma bakımından habere değer bulunuyor.
Hak/hukuk temelinden tamamen bağımsız biçimde “yatırım” olarak görülen cezaevleri, yüzölçümü ve kapasitesinin genişliğine göre ekonomiye olumlu yansıyacağı yaklaşımıyla ele alınıyor.
Bu yaklaşımı, AKP’li yerel politikacıların beslediğini de belirtmek gerekiyor. Misal, AKP Aksaray İl Başkanı Abdülkadir Karatay, Kapsam Haber’e “Aksaray’a çok önemli ve tarihinde tek olarak en yüksek yatırımı kazandırdık. Adalet Bakanlığı Aksaray Ceza İnfaz Kurumu ihalesi tamamlandı” diyor. Cezaevinin, içinde 2 bin 500 bin kişinin çalışacak olması nedeniyle Aksaray’a çok önemli katkı sağlayacağını söylüyor.
Netice olarak, hukuk devleti ölçüleri bakımından övünç değil, mahcubiyet vesilesi olması gereken cezaevleri üzerinden, ekonomiye olumlu yansıyacak bir yatırım diye propaganda yapmak, kolay düzelir bir maraz gibi görünmüyor. İşin kamu harcamalarındaki aşırı artışa dair bütçeyi ilgilendiren kısmını Maliye düşünüyordur nasılsa. Cezaevleriyle daha da canlanacak inşaat sektörü üzerinden tahsil edilecek vergi tahminleri yapılıyordur.
…***
Esfender Korkmaz, 20 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, “İşsizlik bozuyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“2015 yılı Haziran ayında, TÜİK tarafından açıklanan işsizlik oranı yüzde 10.2 idi. Bu sene Haziran ayında bu oran değişmedi ve yine yüzde 10.2 olarak gerçekleşti. Tarım dışı işsizlik oranı da değişmedi.Gençlerde, işsizlik oranı ise, aynı dönemde yüzde 19.4'ten, yüzde 20.6'ya ulaştı.İş aramayan ve iş bulsa işe başlayacak olanlar sayısında bir düşme var. Bu nedenle de geçen sene yüzde 16.80 olan fiili işsizlik oranı yüzde 16.02'ye geriledi.Haziran'dan Haziran'a son bir yılda nüfusumuz 803 bin kişi arttı. Buna karşılık iş aramayıp çalışmaya hazır olan işsizleri de katarsak, fiili iş gücü sayısı 934 bin kişi arttı. İstihdamdaki artış ise 1 milyon 52 bin oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
İşsizliğin en çarpıcı sonucu gelir dağılımının bozulması, orta sınıfın daralması ve Türkiye'nin bir orta gelir tuzağına düşmesidir. Tarım sektöründe bu sene istihdam geçen seneye göre 180 bin kişi arttı. Tarım sektöründe nüfus artışını da dikkate alırsak, işsizlik oranı değişmedi. Buna rağmen tarım sektöründe işsizlik oranları için ihtiyatlı olmak gerekir. Zira bu sektör işsizliği gizler. Ticaret sektöründe 341 bin artış var. Referandum nedeniyle yapılan vergi indirimleri, artan krediler perakende satışları artırdı. Ticaret sektörü canlandı. Finans ve eğitim sektörlerinde düşme var. Bazı yabancı bankalar şube kapattı. Eğitim sektörünü siyasi iktidar yürütemiyor. İdeolojik ağırlıklı bir eğitim sistemi her zaman kaybetmek zorundadır. Ne var ki iş, eğitim sektörünün kayıpları ile sınırlı kalmıyor ve maalesef toplumsal maliyeti daha yüksek oluyor. İşsizlik de bu maliyetlerden birisidir. İdari hizmetlerde 201 bin artış var. 2019 seçimleri yaklaştıkça kamuda daha fazla istihdam yaratılacaktır. Fiili işsiz sayısı geçen seneye göre 109 bin düştü. Fiili işsizlik oranı da yüzdelik puan olarak, 0.78 puan geriledi. İkinci çeyrek GSYH'da yüzde 5.1 oranında büyümenin etkisi oldu. İşsizlik oranı, tarımda geçici işçilerin azalması, hizmetler sektörü ve özellikle turizmde otellerin kapanması nedeni ile sonbahar ve kış aylarında artacaktır. İşsizlikte planlı bir istihdam politikası yoktur... Ayrıca nüfus artış hızı yüksektir. Bu kadar hızlı artan nüfusa yeni iş imkânları sağlamak için siyasi iktidarın popülizme giden kaynakları, yeni iş yaratmaya yönlendirmesi gerekir.
…***
Necati Doğru, 20 Eylül tarihli Sözcü gazetesinde, “Çöktü”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İkisi de aynı dönemin iki kısmet, nasip, makam, mevki kapısı açıcısıydı. TEOG da ve TAYYİP Erdoğan da birer efsaneydi. 16 yıllık TEOG-TAYYİP efsanesinin 6 milli eğitim bakanı, deneye, sınaya, yanıla yıkıla; LGS, OKS, SBS modelleri ile ülkenin yıllarını, parasını, kaynaklarını harcayıp, tüketti. TEOG'da karar kılmışlardı. Sorgusuz, sualsiz. Habersiz, ihbarsız. Tek sözle kaldırdı. TAYYİP, TEOG' u bitirdi. Efsane, efsaneyi çökertti.”diyen yazar, yazısının devamında şu satırlara yer veriyor:
…***
Buraya nasıl gelindiğini hatırlamanız için size son 15 yıllık eğitim tarihinden sadece bir yaprak açayım: Tekel'in Kartal Cevizli'de sigara fabrikasının, lojmanlarının, kreşlerinin, futbol, basketbol sahaları, yüzme havuzlarının, konuk evinin içinde yer aldığı toplam 46 bin dönüm arazinin 29 bin dönümlük bölümü, üzerinde 4 bin 100 ağaç fakat hiçbir yapı olmayan boş yemyeşil şehir toprağıydı. Bu pırlanta parçayı; Özelleştirme Yüksek Kurulu, 28 Kasım 2008 tarihinde
Özelleştirme İdaresi'nden alıp Maliye Bakanlığı'na “hibe etme” kararı verdi. Pırlanta mülk bir kararla, bir gecede Özelleştirme İdaresi'nin sahipliğinden çıktı,Maliye'nin mülkiyetine geçti. Maliye Bakanlığı da kendisine hibe edilen bu pırlantayı; 9 Şubat 2009 tarihinde İstanbul Şehir Üniversitesi adına “irtifak hakkı” tahsisi yoluyla kiralayıverdi. Devletin pırlanta arsası özele geçti. İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi oy çoğunluğu ile bu araziye “240 bin metrekare bina yapma” imar izni verdi. O tarihte ortada üniversite yoktu. Kuracak olanın adı vardı. Bu adın şanı şöhreti iktidara yakınlığındandı. Bu üniversiteyi kuracak olan vakfın o tarihlerde başkanlığını yapmış olanlardan biri önce başbakan danışmanı, sonra bakan sonra da AKP Genel Başkanı ve Başbakan oldu. Bu örnek 16 yılın içinde sadece bir yaprak. Yüzlerce nasip, kısmet, mevki, makam yaprağı var. Belediye arsaları, belediye binaları, Hazine arazileri, Bütçe destekleri, bağışla, hibeyle, kirayla, partiye yakınlık gözetilerek “vakıf adı altında” aktarıldı. 70 vakıf üniversitesi kuruldu. İçlerinde sadece 5'i gerçek. Onların da iktidarla bağı yok. Gerisi ticarethane oldu. Ticarethaneye dönüşen vakıf üniversiteleri; fen, TIP, mühendislik bilimlerinde hiçbir varlık gösteremedi. Hocalarının bilimsel makale üretimi neredeyse sıfır oldu. Ticarethaneye dönüşen üniversitelere girmek için TEOG'a gerek kalmadı. Bir emir yetti.TEOG kaldırıldı. 16 yılda varılan sonuç: Her 4 üniversite mezunundan biri işsiz. Ve dünya yolsuzluk endeksinde Türkiye çürüme derecesi yüksek ülkeler arasında dibe doğru gidiyor.