Eylül 23, 2017 08:33 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: AKP’de İstanbul için Yıldırım sesleri

Aydınlık:

MGK’dan müdahale uyarısı

Yeni Mesaj:

TEOG'un yerine sistem aranıyor

Yeniçağ:

CHP'li Özel: Ülenin yüzde 87'si memnun değil

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Esfender Korkmaz, 22 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Tüketici bunalımda”başlıklı yazısını okıuuyucularla paylaşıyor.

“Dün bu köşede, yaşamakta olduğumuz ekonomik istikrarsızlık sorununun sürdürülemez olduğunu yazmıştım. Aynı şekilde, dış politikada ve yönetimde de sorunlar var.Yönetimde en büyük sorun, OHAL'in devam etmesi ve bu kapsamda mevzuatın sık sık değişmesidir.Söz gelimi son on beş günde TEOG kararı ve vergi açıklamaları herkesin kafasını karıştırdı. Hükümet üyeleri ve Cumhurbaşkanlığı danışmanlarının çelişkili konuşmaları da işin tuzu biberi oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Ekonomik, siyasi ve sosyal sorunlar, yatırım ortamını vuruyor ve tüketicinin moralini bozuyor.Bunun içindir ki, Eylül ayı Tüketici Güven Endeksi'nde bütün göstergeler çok hızlı bir şekilde düştü. Geçen sene Eylül ayında 74.3 olan Tüketici Güven Endeksi, bu sene aynı ayda 68.7'ye geriledi.Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Tüketici Güven Endeksi'ni''Tüketicilerin kişisel mali durumları ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ve gelecek dönem beklentileri ile yakın gelecekteki harcama ve tasarruf eğilimlerinin ölçülmesi" olarak tarif ediyor. Endeks 0 ile 200 aralığında değer almaktadır. Endeksin 100'den büyük olması tüketici güveninde iyimser durum, 100'den küçük olması tüketici güveninde kötümser durum olduğunu göstermektedir. Tüketici Güven Endeksi'nin diğer göstergeleri de şöyle: Tüketicinin genel ekonomik durumu, geçen yıla göre yüzde 7.54 oranında zayıfladı.Bu sene işsiz sayısında beklenti, yüzde 12,31 oranında arttı. Başka bir ifade ile işsiz sayısında düşüş bekleyenler azaldı. Tasarruf etme beklentisi, 6.91 oranında düştü. Beş kişiden birisi otomobil alma umudunu kaybetti.

2016 Fetö terör olayından sonra Tüketici Güven Endeksi en düşük seviyesine, 67'ye kadar inmişti. Yıl sonunda Aralık ayında da 63.4 olmuştu. Şimdi yeniden düşmeye başladı.Son gelir dağılımı araştırması da, tüketici güvenin giderek bozulacağını gösteriyor.Bu durumdan nasıl çıkılır? Bu soruya herkes aynı cevabı verecektir:  Ekonomide, siyasette, dış ilişkilerde, uygulanan politikaları değiştirmek...  Değişmezse ne olur? Şartlar zorlayınca bizim toplum her çözümsüzlükte, mutlaka kendine özgü bir çıkış yolu bulmuştur.

…***

İhsan Çaralan, 22 Eylül tarihli Evrensel gazetesinde, “Ayrımcılık, rüşvet, torpil, hatır-gönül, özelleştirme ve imam hatipleştirme sistemi!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Cumhurbaşkanından başlayarak Hükümet ve AKP sözcülerinin TEOG’la ilgili eleştirilerine bakıldığında sanırsınız ki; millet düşmanı, gençliği “yarış atı”na dönüştürerek, “sınav streslerine” sokarak gelişmesini engellemek isteyen başka bir hükümet TEOG belasını başımıza sarmıştır. Allah’tan ki, imdada bu yıl iktidara gelen AKP yetişmiş; tek lider Cumhurbaşkanının emri üzerine milleti ve gençliğimizi TEOG mezaliminden kurtarmak için kolları sıvamıştır! Hem de Cumhurbaşkanının bir TV programında “Ben TEOG’u istemiyorum. Eskiden TEOG mu vardı!” demesi üzerine bu, gençliğimizi kurtarma harekatına girişilmiştir. TEOG’u öve öve yürürlüğe sokan Nabi Avcı Hoca bile çıkıp, “kandırıldığını”, FETÖ’cülerin “iğva”sına (ayartma) geldiğini söylese bile artık şaşmayacağız. Hatta çıkıp böyle demezse, yoksa “Koca Nabi Avcı da mı FETÖ’cüymüş” diye şaşıracağız.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

TEOG tepeden “kaldırılınca”; eğitimcisinden öğrencisine, velisinden milli eğitim bürokratlarına herkeste “Şimdi ne olacak?” paniği başladı. Neyse ki, 15 yıllık AKP iktidarının 6. Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz; “Paniğe kapılmayın bize güvenin, ötesine karışmayın!” dedi de insanlar biraz rahatladı! Çünkü Bakanlığın elinde TEOG’un yerine geçirilmek üzere kimine göre 4, kimine göre 10 ayrı seçenek varmış. Şimdi bu seçenekler tartışılıp bir çözüm yolu bulunacakmış!  Bunun Türkçe  karşılığı; Bakanlığın bugüne kadar, “TEOG’u kaldırırsak yerine ne koyacağız?” sorusu etrafında bir gündeminin, bir çalışmasının  olmadığıdır! Ama bundan, yukarıdan gelen “Kaldırın bu TEOG’u!” emri üzerine, bakanlık bürokratlarının o gece akıllarına ne geldiyse onları alt alta yazıp bir dosya ile Bakanın Cumhurbaşkanının önüne attıklarını anlamak en doğrusudur. Bu yüzden de TEOG’un yerine “Şöyle bir sistem gelecekmiş”, “Finlandiya’dan Almanya’dan esinlenilecekmiş” tartışmaları bugün tamamen afaki tartışmalardır. Çünkü MEB’in elinde “sistem” diyeceğimiz belli bir bütünlüğe sahip “seçme sistemi”nin olmadığı aşikardır.

Her şeyden önce AKP iktidarı son yıllardaki marifet hazinesi; milli eğitimin merkezi sınav sisteminde bile “Kopyacılık”, “Soruların çalınması”, “Puanların yanlış hesaplanması” gibi büyük sorunlarla maluldür. Bu yüzden de ülkede en güvenilmeyen işlerden birisi de sınav sistemi olmuştur. Şimdi de; sınav sisteminin milli eğitime bağlı merkezi bir sınav ve yanı sıra “Her okulun öğrencisini seçmek için kendisinin yapacağı bir sınav” sistemine dönüleceği belirtilmektedir. Ki, bu durumda “okulculuk”, rüşvet, torpil, hatır-gönül, siyasi ayırımcılık, etnik ve mezhebi  ayırımcılık... gibi her türden ayırımcılığın belirleyeceği, tümüyle güvenilmeyecek bir sınavlar dizgesine  dönülmek istenmektedir.

ÖSYM’de ortaya çıkan sınav skandalları; “seçme liseler” ayrımcılığından da öte; tümüyle politize edilmiş ve AKP’lileştirilmiş milli eğitim ve okul idarecileri tarafından yapılacak olması nedeniyle sınavların güvenilirliğini tümüyle ortadan kaldıracak mahiyettedir. TEOG’un yerine geçirilecek sistemin bugünden bilinen diğer yanı ise, bu sistemin ve sınavların Özel eğitimi ve İmam hatipleri teşvik edecek biçiminde düzenleneceğidir.

Nitekim geçen hafta, MEB, bir yönetmelik değişikliği ile, “açık imam hatip liseleri”ne kayıtlı öğrencilerin liseler ve imam hatiplerin normal öğretim yapan programlarına geçmek için sınavı kaldırarak, imam hatipleri desteklemek için yeni bir adım daha atmıştır.Dahası TEOG yerine getirilecek sınav sistemine paralel olarak, “üniversiteye giriş sınavları” da benzer biçimde değiştirilecektir. Nitekim, Cumhurbaşkanı “Üniversiteye giriş sınavlarının da değiştirileceğini” söylemiştir.Herhalde YÖK de bu “emir” üzerine çalışmalara başlamıştır!

…***

Güray Öz, 22 Eylül tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Demokrasi Öldü Yaşasın Demokrasi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Allah’ın bildiğini kuldan saklamak olmaz; Türkiye’de kör topal denenmiş olan “demokrasi” sizlere ömür. Hastalıklı ömrü kısa sayılmaz ama sonunda FETÖ’cüler, sözde onlarla savaşanlar, liberaller ve öteki işbirlikçiler elbirliği ile bitirdiler. Nasıl bir demokrasiydi, neden yitirdik diye tartışmanın fazla bir anlamı olmasa da, yararı vardır. Anlamı yoktur; çünkü kendisini koruyamamış; hasımlarla yani otoriter bir rejim kurmak için on yıllardır savaşanlarla işbirliği yapmayı rejimi korumanın aracı saymış teslimiyetçi muhafızları tarafından sık sık terk edilmiş bir demokrasiydi. Ama ölüm döşeğindeki bu demokrasiyi tartışmanın yararı vardır; çünkü sonrası ancak böyle bir tartışma ile kurulabilecektir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Her şeyden önce “demokrasi” ile anlatılmak istenenin farklı yorumları olduğunu bilmeliyiz. Bunun için de hem kapitalist sistemin aygıtı olan devlet ile ilişkisine, hem de varsa başka, daha geniş, önü açık biçimlerine bakmak gerekiyor. “Parlamenter” olduğu sık sık vurgulanan demokrasi, kapitalizmin kadim ve yetkin aygıtı olan devletin biçimiydi. Yani esas olarak sömürüye dayanan sistemi koruyup kollayan, aynı zamanda toplumun bir arada tutulmasını, itirazların uygun tarzda giderilmesini sağlayan, çimento olmakla görevli aparattı. Bizim ülkemizde ve pek çok kapitalist ülkede bu görevinin “garantisi”, sık sık söylendiği gibi yasama, yürütme, yargının birbirinden ayrı, birbirinin denetçisi olduğu iddiasıyla tanımlanan “güçler ayrılığı” klişesiydi.

Güçler ayrılığı, aslında gerçek güçlerin, sınıfların durumuna bağlı olduğu için karikatür olmaktan öteye gidememişti. Şimdi tümüyle devre dışıdır. “Temsili demokrasi” halledildiğine göre onu “ihya” etmek için mücadele hatanın tekrarı olur. Şimdi yapılması gereken, gerçek demokrasiyi savunmak, ona giden yolun taşlarını döşemektir. Kısacası bundan böyle savunulacak demokrasi, devletin yeni biçimi olmalıdır. Kuşkusuz güçler ayrılığı ciddiye alınmalı; yolu tıkayan kayaları temizleyebilecek gücü sağlamalı, ama şu tuhaf “temsiliyet iddiası” öncelikle gözden geçirilmelidir. Doğrudan yöntemlerin artan ölçüde devreye girmesi sağlanamazsa, kararlarda katılımın önü açılamazsa, vekillerin sık sık, gerçekten hesap vermesinin, olmadı geri çağrılmasının etkili yöntemleri bulunamazsa demokrasi, demokrasi olamayacaktır.