Türkiye'den köşe yazarları
Birgün: CHP'li Yarkadaş: AKP'de üç büyükşehirde daha istifa olabilir
Milli gazete:
Canikli: ABD parasını ödediğimiz silahları bize göndermedi
Sözcü:
Vergi yetmedi hakkını arayana da ceza geldi
Aydınlık:
Dış ticaret açığı Eylül’de rekor kırdı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
İhsan Çaralan, 3 Ekim tarihli Evrensel gazetesinde, “'Tek parti tek adam rejimi meclisi'nin provası yapıldı!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“TBMM’nin 26. dönem 3. yasama yılı; 9’u HDP’li, 1’i CHP’li 10 milletvekilinin tutuklu olduğu, Meclisin üçüncü büyük partisi HDP’li vekillerin Meclis dışında toplantı yapmak zorunda kaldığı koşullarda açıldı. Ne TBMM Başkanı İsmail Kahraman ne de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “tutuklu milletvekili” gibi bir sorun yokmuş gibi davranarak, tutuklu vekillerle ilgili bir şey söylememeye özen gösterdiler. Ama Cumhurbaşkanı HDP’li vekillerin oturumda bulunmamasının nedenini soran gazetecilere, “Onların yeri Kandil biliyorsunuz!” diyerek, siyasi tarihte pek görülmemiş bir çıkış yaptı; legal bir partinin altı milyon oyla seçilmiş vekillerine Kandil yolunu gösterdi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ağzını açanın “birlik ve bütünlük” temennileriyle lafa başladığı TBMM’nin “yasama yılı açılışı” oturumu ve sonrasındaki gelişmeler; siyasetteki “bölünmüşlüğün” nereye kadar geldiğini dünya alemin gözlerinin önüne serdi. Dahası Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanının konuşmaları ve sonrasında Meclis Başkanı odasında yapılan “zirve” toplantısı, siyasetteki bölünmeyi derinleştirecek girişimlere devam edileceğinin, AKP Genel Başkanı olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konudaki kararlılığının göstergesi oldu.
Diyebiliriz ki, bugüne kadar hiçbir TBMM başkanı muhalefeti yok sayan bir üslup ve kural tanımayan açılış konuşması yapmamıştır?
Diyebiliriz ki bugüne kadar hiçbir cumhurbaşkanı “yasama yılı” açılışında bu kadar ayrıştırıcı, muhalefeti bu ölçüde hedefe koyan, itip kakan bir konuşma yapmamıştır. Öyle ki cumhurbaşkanı olarak çıktığı kürsüde selam sabahtan sonra AKP genel başkanı olarak konuşmasını sürdürmüştür. Küçük ortağı Bahçeli’yi övgü ve muhabbetle koltuğunun altına alan AKP Genel Başkanı konuşmasını, 15 Temmuz darbe girişimine karşı durmayı kendisinin ve partisinin övgüsüne dönüştürerek sürdürmüştür. Konuşması içinde CHP ve HDP’yi açıkça suçlayan Cumhurbaşkanı partilere, “Gelin 2023 ve 2071 vizyonunu birlikte gerçekleştirelim” diyerek zevahiri kurtarmaya çalışmıştır.Açılış töreni sonrasında Meclis Başkanı Kahraman’ın odasında yapılan “zirve toplantısı”, Meclis çatısı altındaki partiler arasındaki ayırımcılığın da “zirvesi” oldu.TBMM Genel Kurulundaki açılış sonrasında, törene katılan yüksek zevat, Meclis Başkanı Kahraman’ın odasında bir “zirve toplantısı” yaptı. Bu toplantıya Erdoğan, Yıldırım, Bahçeli, Genelkurmay Başkanı ve yüksek yargı organlarının başkanları ile bazı bakanlar çağrılmıştı. Ne var ki, Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanının İran ziyareti öncesi yapılan bu toplantıda Meclisteki en küçük “muhalefet partisi” olan Bahçeli vardı ama ana muhalefet partisi CHP’nin Genel Başkanı Kılıçdaroğlu yoktu. Çünkü çağrılmamıştı!Meclis Başkanı Kılıçdaroğlu’nun yokluğunu, önce “Biz davet ettik işi varmış o gelmedi” diye açıkladı. Ama CHP’den “Böyle bir davet gelmedi” açıklaması üzerine Kahraman, “Biz davet ettik ama demek ki ‘kopukluk’ olmuş davet ulaşmamış” diyerek geçiştirdi. Sonrasında Kahraman’ın Kılıçdaroğlu’dan telefon edip özür dilediği belirtildi.Eğer son aylarda giderek artan bir dozda AKP ve Cumhurbaşkanının CHP’yi itibarsızlaştırma hamleleri olmasa, en azından “yasama yılı açılış töreni”nde Meclis Başkanı ve Cumhurbaşkanı kurallara, teamüllere uygun olarak hareket etseydi; “iletişim kopukluğu” açıklamasına inanılırdı. Öyle ya Bahçeli bile çağırılırken koca ana muhalefet lideri neden o toplantıya çağırılmamış olsundu ki!
…***
Kazım Güleçyüz, 3 Ekim tarihli Yeniasya gazetesinde, “Gecikildikçe ağırlaşan vebal”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhurbaşkanı Meclisin açılışında yaptığı konuşmada ve komutanlarla sohbetinde iki kritik mesaj verdi.
Mecliste “Artık AB’ye ihtiyacımız kalmadı;” komutanlara da “Her an herşeye hazır olun” dedi. Güçlü ve sağlıklı bir demokraside her iki sözün de öncelikle Mecliste yoğun şekilde tartışılması gerekirdi. Çünkü bütün toplumun kaderini çok yakından ilgilendiren son derece önemli konular bunlar. Kuzey Irak, Suriye ve Ortadoğu eksenli kritik gelişmeler karşısında atılacak—hele askerî—adımlar, her yönüyle hepimizi etkiler. Aynı şey AB politikaları için de geçerli. Ve gerçekten öyle mi? Yoksa AB kriterlerinde ifadesini bulan demokrasi ve hukuk standartlarından iyice uzaklaşılmış olması mı böyle bir sözü söyletiyor?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Saray Brüksel’le ilişkilerde “havlu atıp” masadan kalkmaya mı hazırlanıyor? Böylesine önemli ve kritik konulardaki kararların tepedeki dar bir çevrenin emrivakileriyle değil, Meclis başta olmak üzere ilgili zeminlerde geniş katılımlı tartışmalarla verilmesi icab etmiyor mu? Bunun yapılamıyor olması bile, durumun vahametini göstermek için yeterli. Ama yıllardır işlevsizleştirilen ve 16 Nisan referandumundan çıkan paketle iyice devredışı bırakılan bir parlamentonun bunları tartışabilmesi pek mümkün görünmüyor. Bu durumdan mutlaka çıkılmalı. Bunun için de muhalefet daha atak, dinamik ve güçlü olmalı; daha önemlisi iktidar grubu içinde bu gidişattan endişe duyanlar suskunluklarını aşıp artık seslerini yükseltmeli. Bu iş şahsî ikbal ve parti çıkarı hesaplarının ötesinde, ülkenin ve bütün toplumun kaderini alâkadar eden hayatî bir memleket meselesi haline gelmiş durumda. Buna rağmen hâlâ susmaya devam edenler, olanların ve olacakların ağır vebal ve sorumluluğunun altında kalırlar. Millete ve tarihe hesap veremezler.
…***
Erdal Sağlam, 3 Ekim tarihli Hürriyet gazetesinde, “Bankalara 2017 şoku”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bankalar kurumlar vergisini yıl sonu hesaplarına göre bir sonraki yıl ödemeden önce, 3 aylık kârlarına göre belirlenen orandan stopaj ödüyorlar. Taslağa göre bankalar eylül sonu bilançolarında yer alan kâr rakamı üzerinden 17 Kasım’da artık yüzde 20 değil 22 stopaj ödeyecek. Bankacılar, verginin geriye yürütüldüğünü bunun aslında yasal bir durum olmadığını belirtiyorlar.Son getirilen vergi artışları daha çok otomobil vergilerine gelen yüksek zamla konuşulurken, bankalara getirilen ek verginin detayları ortaya çıkmaya başladı. Taslağı inceleyen bankacılar, verginin geriye yürütüldüğünü bunun aslında yasal bir durum olmadığını belirtiyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Getirilen paketle sadece bankaların kurumlar vergisinin yüzde 20’den 22’ye çıkarılması öngörülüyor. Mevcut veriler üzerinden yapılan hesaplamada, buradan Maliye’nin 1 milyar TL ek gelir hedeflediği anlaşılıyor.
Bankalar kurumlar vergisini yıl sonu hesaplarına göre bir sonraki yıl ödemeden önce, 3 aylık kârlarına göre, belirlenen orandan stopaj ödüyorlar. Buna göre 3. çeyrek için belirlenen geçici kâr rakamları üzerinden artık yüzde 20 değil 22 oranında stopaj ödeyecekler. Eylül sonu bilançolarında yer alan kâr rakamı üzerinden de 17 Kasım’da bu stopajı ödemeleri gerekiyor.
Torba yasada yer alan ilgili maddeye göre bankaların bu yılın 3. çeyrek rakamı üzerinden başlayarak zamlı kurumlar vergisi ödeyecekleri anlaşılıyor. Bu da ek verginin bankalara maliyetinin bu yıldan itibaren başlayacağını gösteriyor.
Bunun yanı sıra vergideki temel ilkelerden biri olan “geriye yürütülemeyeceği” ilkesinin de çiğnendiği gözüküyor. Yani bankalar yılbaşından bugüne kadar, bu yıl elde edecekleri kar üzerinden stopaj yatırıp, gelecek yıl ödenecek nihai kurumlar vergisinde de yine yüzde 20 hesabı yapıyorlardı. Her banka bu hesaba göre şimdiye kadar faaliyetlerini yürüttü.
Ancak şimdi Maliye Bakanlığı bu hesabı tümüyle değiştirip, “Ben sizden yüzde 20 değil yüzde 22 oranında vergi alacağım” diyor. Bu da vergi hukukuna göre açıkça verginin geriye yürütülmesi anlamına geliyor.
Bu vergilerin gelecek yılı etkileyeceği söylenmişken, bankalara getirilen ek verginin bu yıldan itibaren tahsil edilmesine başlanacak. Belli ki Maliye Bakanlığı, bu yolla 2017 yılı bütçesinde de bir miktar iyileştirme yapmayı planlıyor.
Dağıtılmayan kar üzerinden stopaj kesintisi yapılırken, dağıtıldığı zaman hissedarlardan gelir vergisi alınacağı için, bu ödenen stopaj vergiden daha sonra kesiliyor. Eski düzenlemeyle bankaların sermayelerini artırmaları cazip kılınıyordu.
Bu yolla gelecek yıl ne kadar gelir elde edileceğini sorduğum bankacılar, geçen yılki rakamlara bakarak 250 milyon TL civarında bir rakam olabileceğini, böylece bankalar üzerine gelen toplam vergi yükü artışının 1 milyar 250 milyon TL olarak söylenebileceğini kaydettiler.
Bankaların bu vergi artışına tabi ki itirazları var ama bunu nasıl dillendirecekler bilinmiyor. Özellikle de başka hiçbir şirkette kurumlar vergisi artışı olmazken neden sadece bankalara uygulandığını, bunun ayrımcılık olduğunu belirtiyorlar.