Türkiye'den köşe yazarları
Birgün: Erdoğan'ı uğurlamada dikkat çeken Gökçek detayı
Karar:
AKP geleceği satıp gizlice borçlanıyor
Yeniçağ:
İstifası istenen AKP'li Edip Uğur'dan flaş hamle
Yeni Mesaj:
Çavuşoğlu: İş işten geçmiş değil, Barzani adım atabilir
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Taha Akyol, 5 Ekim tarihli Hürriyet gazetesinde, “500 milyar dolar” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan partisinin grup toplantısında “500 milyar dolar ihracat” hedefini tekrar vurguladı; bunun 2023 hedefi olduğunu bu defa söylemedi.Toplumu ve firmaları motive etmek için hedefler koymak çok iyidir fakat somut programları yapılmazsa hedefler gerçekleşmiyor.Önce ‘gidişat’a bir bakalım.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeler eyer veriyor:
…***
Sayın Erdoğan “500 milyar dolar ihracat” hedefini, 11 yıl önce TİM’de yaptığı konuşmada açıklamıştı. Şöyle diyordu:
“2002 yılında 36 milyar dolar civarında olan ihracatımız 2005 sonunda 73 milyar dolara yükseldi. 2010 yılında 100 milyar doları yakalamak istiyoruz. Cumhuriyet’in 100. yılında inşallah el ele, omuz omuza vereceğiz, ihracatta 500 milyar dolara Türkiye’yi ulaştıracağız.”
Ekonomi o kadar dinamikti ki, 2010 yılında ihracat 113 milyar dolara sıçrayacaktı.O dönemde iktidar uzlaşmacı ve reformist politikalar izliyor, AB sürecine dört elle sarılıyor, AB kurumlarından alkışlar alıyordu.Bu güven ortamı Türkiye’ye “cazibe” kazandırıyor, yabancı sermaye girişi de hızla artıyordu.İzleyen dönemlerde dünya ekonomisindeki konjonktürlerin etkisi oldu fakat bizde siyasi ve diplomatik ortamın gerginleşmesi de ekonomik performansımızı olumsuz etkiledi. Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek 11 Aralık 2015 gibi nispeten sıkıntılı bir dönemde bile “AB sürecinin canlanması üç temel çıpamızdan biri olacak” diyordu.Bugün bu alanda hayli sorunlu bir durumdayız.
Daha önemli faktör eğitimdeki başarısızlıktır ki bunu Cumhurbaşkanı da defalarca söyledi.Emek yoğun ekonomilerde “daha çok çalışarak” ekonomik büyüme mümkün. Fakat Türkiye artık “daha verimli çalışarak” yani teknoloji ile büyüme aşamasına geçmek zorundadır, bu da eğitime bağlıdır. Siyasi duygularımızı bir tarafa bırakalım, özellikle de iktidar bu duygulara kapılmadan düşünmeli: 2006 yılında ekonomi gerçekten çok iyi gidiyordu. O zaman 2023 yılı için 500 milyar dolar ihracatı tasavvur etmek, bunun heyecanını duymak tabii idi.Bununla kalmayıp “500 milyar dolar ihracat yapacak bir ülkenin eğitimi nasıl olmalıdır?” diye çalıştaylar, şûralar toplansaydı, değişik görüşlere başvurulsaydı... Müfredat ve okullaşma politikaları buna göre belirlenseydi, ekonomide daha ileri bir noktada olmaz mıydık?Evet, her şey zamanında düşünülemeyebilir, hiç olmazsa şimdi bu tecrübeden ders alarak eğitimi biraz da eğitimcilere bırakalım, ne tür insan istediklerini iş dünyasına soralım.Yeni nesillere siyaset ve ideolojiden önce bilim, teknoloji ve sanat heyecanları verelim.
…***
Orhan Uğuroğlu 4 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Erdoğan Başkan Gökçek için racon kesti Ya istifa ya azil”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Melih Gökçek'in adının yıpranmasını, aday gösterilirse seçimi kaybetmesini, onu Mart 2019'da tekrar aday göstermeyi hedefleyen Recep Tayyip Erdoğan ister mi? İstemez.Önce şu önemli gelişmeyi vurgulayayım;Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gibi siyasetin içinde yoğrulmuş AKP'nin Genel Başkanı, bu dedikoduları "tekzip" etmedi, ya da hiç "yalanlamadığı" gibi tam tersin, "... Şu an böyle bir şey yok. Olmayacağı anlamına gelmez" diye konuştu.Bakanlar Kurulu sonrası Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ bir gazetecinin "Melih Gökçek ve 5 Belediye Başkanının istifası konuşuluyor doğru mu?" sorusuna, "Hayır bunlar yalan, yanlış haberler, arkadaşlarımız görevlerinin başındadır" demedi bu haberleri yalanlamadı. Bozdağ "bunu parti sözcüsüne sorun" dedi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
AKP'nin "Racon kesecek" tek ismi de kuşku yok ki Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dır.Tevazu göstermeme gerek yok çünkü yazdıklarım ortada ki bunları hatırlatmak isterim.21 Eylül'de, "Kadir Topbaş ve Melih Gökçek başkanlıktan alınacak" diye yazdım. 24 saat sonra 22 Eylül'de Topbaş istifa etti.Arkasından 24 Eylül'de, "Sıra Gökçek'te diye yazdım."Ancak hâlâ istifa etmedi.Melih Gökçek Mart 2019'da yapılacak yerel seçimlere kadar görevde kalacak mı, kalabilir mi?Önce şunu net şekilde vurgulayalım.Yaklaşık 10 gündür benim yazdıklarımın dışında Gökçek'in görevden alınacağı kankası Ahmet Hakan Coşkun dahi Kanal D ana haberde Melih Gökçek ve hatta ilaveten 5 Belediye Başkanının da istifa edeceklerini haber yaptı.Bir siyasetçi için en önemli şey kamuoyu nezdinde, seçmenleri nezdinde saygınlık kaybetmemektir, güven kaybetmemektir değil mi?Görülen o ki medyada da sosyal medyada da Melih Gökçek çok büyük bir hızla güven kaybediyor, saygınlık kaybediyor.Peki, diyeceksiniz ki "neden görevden alınmıyor?"Yanıtlayayım.Biliyorsunuz Melih Gökçek'in tüm siyasetçilerden farklı bir yönü vardır.Gökçek muhaliflerine çok sert şekilde siyaseten saldırması ile ünlüdür.Bu huyunu bilen AKP yönetimi Melih Gökçek'in kendiliğinde istifa etmesini beklemeyi tercih etme yolunu seçmişlerdir.Çünkü Gökçek'in ele avuca sığmaz yapısı ile başta Erdoğan olmak üzere tüm AKP'lilerin aleyhine siyaset yapacağını hatta kamuoyu deyimiyle, "ipliklerini pazara çıkaracağını" tahmin ediyor AKP Genel Merkez yönetimi.Bu yüzden de üzerine gitmiyor, görevden almıyor, söylentileri yalanlamıyorlar.Ateş olmayan yerden duman çıkmaz misali Melih Gökçek'in yıpranmasına, yıpratılmasına ve istifa noktasına götürülmesini bekliyorlar.Kadir Topbaş nasıl mesajı alıp fazla yıpratılmadan istifa ettiyse, Melih Gökçek'in de böyle istifa etmesi, parti içinde kalmasını arzu ediyorlar.Ancak görevden alırlarsa Gökçek'in siyasi saldırısına maruz kalacaklarını da net şekilde biliyorlar.Gökçek'in AKP'den ayrılırsa yeni parti kuracağını ve kendilerine rakip olacağını da biliyorlar.Ayrıca Gökçek ailesinin sahibi olduğu iddia edilen Beyaz TV ile AKP'ye yönelik muhalefet kampanyası yürüteceğini biliyorlar.İşte bu yüzden Melih Gökçek'in istifa etmesini, ancak Kadir Topbaş gibi biat ederek AKP içinde kalmasını bekliyorlar.Bu durumda Gökçek'in önünde iki yol kalıyor ki tercih de AKP tarafından ona bırakılıyor.Erdoğan'ın açıklaması "Ey Melih Gökçek istifa et, biat et partide kal" çağrısıdır.
…***
Mine Söğüt, 4 Ekim tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “İntihar süsü verilmiş belediye cinayetleri”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Belediyelerde yaşananlar Güneydoğu’daki şaibeli kadın cinayetlerine çok benziyor. Tek fark kadın cinayetlerinde kadınlar tartışmasız mağdurdur... Burada belediye başkanları iktidarın tartışmasız suç ortakları. Kadın cinayetlerinde önce aile meclisi kadın için ölüm kararı alır. Karar kadına bildirilir.Kadın ailenin diğer üyelerinin gözleri önünde kendi kendini öldürür. Ölümü kayıtlarda intihar yazar. Ama herkes bilir, bu aslında bir cinayettir ve cinayeti aile ile birlikte koca bir toplum elbirliğiyle işlemiştir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
İktidar partisi şu anda kendi belediye başkanlarına onları istifaya zorlayarak aynı şeyi yapıyor. Cinayeti kendisi işlemiyor, maktule işletiyor ve hem kendisine hem de ona ait büyük bir suçu örtbas ediyor. Koca ülke de olan biteni bir tiyatro seyreder gibi seyrediyor. Dedikodular, söylentiler, işaretler... İktidar partisi içinde kaynayan kazanlar...Ülke içeriği belirsiz bir müdahaleyle bu kez belediyeler cephesinden iktidarın kaygılarına ve hesaplarına göre yeniden şekillendiriliyor. Ve bu derin kamu alanında oynanan oyunlar kamunun yararına mı zararına mı kimse çıkıp bir hesap bile vermiyor. İktidar partisini bugünlere taşıyan ilk hamlenin belediye başkanlıklarını kazanması olduğunu biliyoruz. O parti bugün geldiği şu şaibeli ve tehlikeli ve denetim tanımaz noktada yine belediye başkanlıkları üzerinden kendi lehine yeni bir oyun kurmaya hazırlanıyor. Bunu yaparken de belediye başkanlarını açık açık görevden almıyor. Başkanlar parti tarafından istifaya zorlanıyorlar. “Feodal aile meclisi” tarafından hakkında ölüm kararı verilen “kurban” duruma itiraz edecek gücü bulamadan ipi kendi eliyle boynuna geçirip altındaki iskemleyi kendi başına tekmeliyor. Böylece kimsenin eli kana bulanmıyor. Herkesin istifa olmadığını bildiği bir ayrılık kayıtlara istifa olarak geçiyor. Herkesin görevden alma olduğunu bildiği bir durum göz göre göre hasıraltı ediliyor. Geride ne olan biteni sorgulayan bir itiraz... Ne olayı tartışmaya açan bir merci... Kol kırılıp yen içinde kalıyor. Ama kırılan kol ülkenin kolu; yen ise iktidarın şahsi yeni.