Türkiye'den köşe yazarları
Birgün: Gar davasında tazminat krizi
Milli gazete:
İşsizlik maaşına yeni düzenleme
Evrensel:
Gazeteler, 10 Ekim Ankara Katliamı’nı görmedi!
Yeniçağ:
Dolar hız kesmiyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Fatih Polat, 11 Ekim tarihli Evrensel gazetesinde, “Kurmaca iddianameler zamanı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Büyükada’da mesleki bir toplantı halindeyken yapılan polis baskınıyla 5 Temmuz günü gözaltına alınan hak savunucuları hakkındaki iddiname 3 ay sonra tamamlandı. Ve yine görüyoruz ki, siyasi saiklerle gündeme getirilen bir davanın kurmaca iddianamesiyle karşı karşıyayız. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, hak savunucularının gözaltına alınmasından 3 gün sonra yaptığı “Büyükada’da gözaltına alınanlar 15 Temmuz’un devamı niyetinde bir toplantı için bir araya gelmişler” açıklamasını destekleyebilecek hiçbir ifadeye iddianamede yer verilmiyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Şaşırdınız mı? İktidarın propaganda aygıtı gibi çalışan gazetelerin, 1 ay boyunca hak savunucularıyla ilgili olarak “kaos planı”, “casusluk” ithamlarıyla attıkları manşetleri destekleyecek bir ifadeye de iddianamede rastlayamıyoruz. Bilakis Savcı Can Tuncay’ın hazırladığı iddianamede, “casusluk” suçlamasına dair somut bir delil bulunamadığı için bu suçlamanın ayrıca soruşturulmaya devam edileceğini belirten bir ifade yer alıyor: “Şüphelilerle ilgili terör örgütleriyle bağlantıları ve olayın oluş şekline göre işledikleri yönünde şüphe bulunan Terörizmin Finansmanı ve Casusluk suçları yönünden evrak tefrik edilmekle kayıt edilen başka soruşturma evrakı üzerinden soruşturmaya devam edilmekte olup...”Ve iddianamenin en can alıcı noktası ‘Büyükada iddianamesi’nde Büyükada’daki toplantıya dair delillendirilmiş somut bir suçlamanın dahi bulunmaması. Toplantıya katılan ve bir kısmı şu anda tutuklu olan hak savunucuları daha önceki faaliyetleri, kurdukları iletişimler ve el konulan notları, eşyaları üzerinden devşirilmeye çalışılmış, ama her biri dökülen suçlamalarla iddianamedeler. Yani aslında bu kişiler, gözaltına alınmalarına karar verildikten sonra evlerinden de alınarak benzer suçlamaların hedefi olabilirlerdi. Bu gerçek bile ‘Büyükada’nın bu operasyonda ‘casusluk’ suçlamasına el verişli bulunan simgesel bir mekan olarak seçildiğini düşündürüyor.İddianamede, aslında bu iddianame hazırlanmadan çürütülmüş olan iddialar da bolca yer alıyor. Örneğin adli kontrol uygulamasıyla serbest bırakılan Nejat Taştan’ın “BYLOCK kullanıcısı olduğu tespit edilen Asuman DOĞAN isimli şahısla görüşme kayıtlarının bulunduğu” iddiası tam da böyle bir iddia. Oysa Taştan, ayrıldığı eşini ByLock kullanan birinin aramış olmasının kendisine yönelik bu saçma suçlamanın delili olarak öne sürüldüğünü açıklamıştı.
…***
Esfender Korkmaz, 11 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Refah toplumuna çok uzağız”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Memur-Sen tarafından her ay düzenli olarak yapılan "açlık-yoksulluk" araştırmasına göre, Türkiye'deki 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı bin 717 TL, yoksulluk sınırı ise 4 bin 847 TL olarak belirlendi.Türkiye'de asgari ücret 1404 lira, en düşük memur maaşı ise 2900 lira. Bu demektir ki asgari ücretle çalışanlar açlık sınırında, memurların önemli bir kısmı da yoksulluk sınırında yaşıyor.Hükümetin ve ekonomi yönetiminin, Gayri Safi Yurt İçi hasılada (GSYH) geçmişteki yüksek büyüme oranlarına dikkat çekmeleri ve bu sene de yüzde 5.5 büyüme ile övünmeleri, işçi ve memurun açlık ve yoksulluk sınırında kalmasıyla büyük bir çelişki yaratıyor.Aslında, dünya gelir meselesini çoktan geçti. Halkın ve çalışanların refah meselesini tartışıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Refahın da yalnızca büyüme ve reel gelir artışı ile sağlanamayacağı, kalkınmada insan hakları, demokrasi, sağlık, eğitim, kültürel tatmin gibi, kalkınma göstergelerinin önemli olduğu açıktır.
Dünyada mutlak gelir dağılımı yoktur, olmadı. Ancak refah için gelir dağılımındaki bozukluğun kamu vicdanını rahatsız etmemesi gerekir. Kamu vicdanının kabul edeceği adalette bir gelir dağılımının sağlanması gerekir.GSYH'da büyüme nüfus artışının üstünde ise Fert Başına Millî Gelir artar. Fert başına gelir artışı kalkınmayı ve refah seviyesini göstermez. Önce bakılması gereken GSYH'daki büyüme fertlerde gelir artışı yaratıyor mu?GSYH'da büyüme, her zaman topluma yansımaz. Söz gelimi Türkiye'de işçi ve memura, enflasyon kadar düzeltme yapıldı ve fakat büyümeden pay verilmedi.Ya da, GSYH'da büyüme toplumda çok dar bir çevreye gidebilir. Büyüme topluma gelir artışı ve refah artışı olarak yansımaz. Halkın geliri artsa da, bu gelirin refaha yansıması gerekir. Diğer refah göstergeleri yanında ve hatta daha da önemli olarak: Demokrasinin olması gerekir... İnsanların, topluma zarar vermeyecek şekilde düşüncelerinde, kılık kıyafetlerinde, inançlarında ve siyasi tercihlerinde özgür olmaları gerekir.
…***
Murat Muratoğlu, 11 Ekim tarihli Sözcü gazetesinde, “İşsizin fonuna kim kondu” başlıklı yazısını paylaşıyor.
“İşsizlik son beş yıldır istikrarlı olarak artıyor. Millet işsiz güçsüz geçinmeye çalışıyor. Peki, işsizler sefaletten kırılırken işsizler için fonda toplandığı söylenen paralarla ne yapılır? Yasaya aykırı olmasına rağmen cayır cayır harcanır! Bugüne kadar fonda 151 milyar lira birikmiş olması gerekiyor. Mart 2002'den beri işsizlere ödenen para sadece 15.5 milyar lira… Hem de bu kadar çok işsiz varken! Zira 2008'den beri İşsizlik Fonu'nun nema gelirleri de bütçeye aktarılıyor. Bu yolla 17 milyar lira bütçe için kullanıldı. Onu hiç saymıyorum. Toplam 17.5 yılda işsize bu kadarını verdiysen, hesaba göre bu para aktarımını dondursak bile 175 yıl daha yeter! Anaparaya dokunmadan faizi ile bile yıllarca ödeme yapabilirsin. O zaman neden hala yüzde 2 işverenden, yüzde 1 işçiden para kesiyorsun?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Madem fon bu kadar fazla veriyor, neden daha az kesinti yapılmıyor? En azından indir bari işçi ve işverenden alınan payı! Bırakın indirimi utanmasalar payı artıracaklar! Toplarken iyi ama para bir türlü işsize gitmiyor. Bu parayla ne yapılıyor? Toplanan 151 milyar lira paranın 15.5 milyarı dağıtılmışsa yaklaşık 135 milyar lira para olması gerek değil mi fonda? Yok! Ne kadar var? 108 milyar lira… Aslında o da yok! İşsizlik Fonu aslında sanal bir kaynak… Çünkü İşsizlik Fonu dediğimiz nakit olarak tutulan bir para değil… Zaten fonun tamamı hazineye borç verilmiş karşılığında bono ve tahvil alınmış. Yani devlete kaynak sağlanmış nitekim harcanmış… Para görünüyor ama kağıt üzerinde… Sahi, hesapta olmayan 27 milyar lira nerede?
Sayıştay araştırmış, 552 milyon lirasının kayıp olduğuna hükmetmiş. Belli ki birileri indiragandi yapmış. Ne olduğu, nerede olduğu bir türlü bulunamıyor. Boşuna yastık altınıza iyi bakın demiyorlar. Belki biri oraya koymuştur! Kayıp 552 milyon hem çok, hem devede kulak…
GAP İdaresi'ne 11.5 milyar lira aktarıldı. Hükûmet “ödünç alındı, geri ödenecek” dese de, ödenmedi? Acaba gerçekten GAP'a mı harcandı?Diğer giderler kalemi var. Tam 4.2 milyar lira… Yaklaşık 17.5 yılda işsize 15.5 milyar lira dağıtmışsın, 4.2 milyar liralık gider maliyeti çıkartmışsın! Sahi bu neyin, kimin gideri? Nerede diğeri? Gerisi de iş başı eğitim parası adı altında işverene aktarılan para diyorlar. Hangi işverene verildi? Kimi kim eğitti? Ülkede 11 milyarlık eğitim yapsan Mars'a astronot gönderirsin!Demem o ki hesap tutmuyor!“Yani, her şey düzgün gidiyor da sen bir bu İşsizlik Fonu'na mı takıldın?”diyorsan, sen de haklısın!