Ekim 18, 2017 11:36 Europe/Istanbul

Yurt: Erdoğan 'itibardan tasarruf olmaz' demişti; Başbakan'a göre ise 'kemer sıkma' dönemi başlıyor

Cumhuriyet:

Meclis’te gerginlik: AKP'li Dağ'dan sert sözler!

Milli gazete:

Üniversiteye giriş sınavında bir dönemin sonu! 15 dakika kuralı kaldırıldı

Yeniasya:

Zap’ta hava harekatı devam ediyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Çiğdem Toker, 18 Ekim tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “İstanbul’un metro hatlarına saçılan vergiler”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Adalet Bakanlığı’nın Konya’da yaptırmayı planladığı iki büyük cezaeviyle ilgili “davet” gelişmelerini iki yazıda duyurduk.

Cengiz İnşaat’ın en düşük teklifi verdiği pazarlıkta, söz konusu tutar, bakanlığın ihale duyurusunu yaparken belirlediği yaklaşık maliyet 65.5 milyon TL üzerindeydi. 675.9 milyon TL’lik Konya Yüksek Güvenlikli Kadın Ceza ve İnfaz Kurumu’nun yaklaşık maliyeti 675.5 milyon TL’yken Cengiz 741.5 milyon TL verince, Bakanlık ihaleleri iptal etti. Etti zira, normal koşullarda, kamu idarelerinden hangi yöntem, hangi maddeyi uygularlarsa uygulasın kamu çıkarlarını gözetmesi beklenir. Bu da teklif veren müteahhitten, “kırım” adı verilen indirim vermesiyle mümkün olur. Oysa Konya’daki iki cezaevi ihalesinde de müteahhitler indirim bir yana, belirlenen teklifin 50-60 milyon TL üzerinde teklif vermekte beis görmedi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bu tablonun görünür nedeni ise ihale sisteminde kamu çıkarlarının unutulduğu yozlaşma sürecidir. İşler öyle çığırından çıkmış durumda ki, kamu aleyhine çok yüksek tutarlara imzalanan sözleşmeler değil, teklif yüksek bulunduğu için iptal edilen ihaleler dikkat çeker oldu. Bu yanıyla Adalet Bakanlığı’nın toplam ihale bedeli 1.1 milyar TL olan iki cezaevi pazarlığındaki iptal tercihi; şimdilik kamu lehine bir istisna olarak kayıtlara geçmiş görünüyor.Bu vesileyle müteahhitlerin, idarece belirlenmiş yaklaşık maliyetlerin çok üzerinde teklif verdiği projeleri hatırlama zamanı... Aşağıda listelediğim İstanbul Büyükşehir Belediyesi Raylı Sistem Dairesi Başkanlığı ihalelerinin ortak özellikleri var. Aynı gün yapılmış olması. Aynı yöntem, yani kamu İhale Kanunu’nun “ön yeterliliği” esas alan yüksek teknolojili ihalelerdeki maddesinin uygulanması. Ancak idarenin ilan ettiği “yaklaşık keşif” ile sözleşmesi yapılan alıcı teklifi arasındaki farklar kamu aleyhine çok büyük tutarlara ulaşıyor.Peki, bu beş metro ihalesinde bir kamu kuruluşu olan belediyenin, 1.2 milyar TL daha pahalı sözleşmelere imza atmasının sebepleri ne olabilir? Belki ileride öğreniriz. O arada siz de bu tabloyu birkaç konuyu hatırlayarak yorumlayabilirsiniz.Zorla istifa ettirilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın borçsuz belediye bıraktığına dair sözleri. Meclis’teki vergi zamları içeren torba kanun. Harcamaları kısıp bizden kemer sıkma talep eden 2018 bütçe tasarısı.

...***

Kazım Güleçyüz, 18 Ekim tarihli Yeniasya gazetesinde, “AKP’nin seçim afişiydi: “OHAL kalktı, baskılar bitti!””başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AKP’nin 7 Haziran seçiminde “Onlar konuşur, AK Parti yapar” sloganını kullandığı afişlerden birinde gayet mütebessim bir çehrenin yanında şu cümleler konulmuştu: “OHAL kalktı, baskılar bitti, köyümde özgürce yaşıyorum.”Burada sözü edilen OHAL, Güneydoğu’da 12 Eylül ürünü sıkıyönetimin yerini alan ve yıllardır süren olağanüstü haldi.3 Kasım 2002 seçiminde birinci parti ve iktidar olan AKP bunu kaldırmış ve sonrasında bu kaldırma kararını seçim propagandasında övünerek kullanmıştı. Aradan zaman geçti, 15 Temmuz oldu ve beş gün sonra ülkenin tamamında OHAL ilan edildi. O zaman bazı bakanların “Belki bir-bir buçuk ayda da kalkar” dediği OHAL 15 aydır devam ediyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

...***

Bu uzatma öncesinde, daha önce birkaç sefer OHAL’in kalkması gerektiğini söylemiş olan Ekonomi Bakanı, Adalet Bakanıyla ikili görüşmelerinde bir ara formül aradıklarını, Adalet ve İçişleri Bakanlıklarına bir yıl süreyle yasal düzenleme yetkisi verilebileceğini ifade etmişti.

Ama bunun pratikte bir anlamı yoktu.Zaten Cumhurbaşkanı da “Terörle mücadelenin gerektirdiği ihtiyaçlar ortadan kalkmadan OHAL de kalkmaz” diyerek, ara formül muhabbetine noktayı koydu.Ardından OHAL’in bir kez daha uzatılmasının MGK ve hükümet gündemine getirileceği, nedense (!) AKP Grup Başkanvekiline söylettirildi. Ve hafta başında yapılan MGK toplantısından sonra yayınlanan bildiride o “tavsiye” de yer aldı. Ve nihayet OHAL uzatıldı.

“Demokrasi, hukuk devleti ilkesi ve vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin devamlılığını sağlamak için” gerekçesiyle beraber...

İroniye bakar mısınız? Bir tarafta OHAL hukukunu bile “takmadan” tamgaz devam eden yoğun hak ve özgürlük ihlalleri; diğer tarafta demokrasiyi, hukuk devletini, hak ve özgürlükleri koruma iddiası! Demokrasi, hukuk devleti, hak ve özgürlükler, darbeyle de, terörle de hiçbir ilgisi olmayan yüz binler, ailelerini, çoluk çocuklarını da dahil edersek milyonlarca masumu mağdur ederek mi korunacak?

...***

Esfender Korkmaz, 18 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, “İstihdam yaratacak yeni bir ekonomik modele geçmeliyiz”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Gelişmekte olan ülkelerin gelişmesini tamamlaması için, yalnızca büyüme yetmiyor. Ayrıca büyüme yanında, eğitim, verimlilik, sosyal yapıda iyileşme gibi değerleri de içine alan "İktisadi Gelişme" hedef alınmalıdır. İktisadi gelişme ve kalıcı istikrar için ise, temel olarak iktisadın üretim-istihdam ve bölüşüm ayakları birlikte planlanmalıdır. 2001 yılından itibaren, IMF ve IMF'ciler tarafından Türkiye bu temel raydan çıkarıldı. Yerine, ekonomi istihdam yaratmayan ve ithalata dayalı bir büyüme kulvarına sokuldu.Bugün, herkes istihdam yaratmayan bu ekonominin kırılmasını istiyor... Ancak çözümler tartışılmıyor... Çözüm ise "İstihdam dostu büyüme" gibi, içeriği açıklanmayan sloganlarla sınırlı kalınıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

İstihdam yaratacak yeni bir ekonomik modele ihtiyacımız var... Tartışılması gereken bu model olmalıdır.İstihdam politikalarının başarılı olması için önce siyasi altyapının uygun olması gerekir. İç ve dış politikada sorun yaşadığımız sürece, istihdam politikalarında başarı beklemek nafiledir.Bu kapsamda yapılması gerekenler: Rekabet şartlarında iyileşme sağlanmalıdır.Bir ekonomide haksız rekabetin önlenmesi, Oligopol yapıların kırılması ve tekelciliğin önlenmesi, devletin görevidir. Tam rekabet şartları yalnızca bir idealdir. Hiçbir zaman sağlanamaz. Önemli olan, bu şartlara ne kadar yaklaşıldığıdır.Rekabet şartlarının iyileşmesi, spekülatif piyasaların ve spekülatif faaliyetlerin önlenmesi, ülke riskinin azalması ve sonuçta yatırım eğiliminin artması için öncelikli hedef olmalıdır.Bunun için:Devlet-Piyasa arasında optimal bir denge kurulmalıdır. Bu dengenin kurulmasında, özel fayda-sosyal fayda yararlanılması gereken en iyi kriterdir. Bu çerçevede, altyapı yatırımlarının bütçe içindeki payını artırmak gerekir. Sıfırdan yap-işlet-devret şeklinde altyapı yatırımları özel sektöre verilebilir. Ancak tamamlanmış paralı yol ve köprülerde özelleştirme düşünmek yanlıştır. Bu yapıların daha iyi bakımı yapılır ve fiyat düşürülürse, toplam fayda daha yüksek olur. Devletin geri kalmış bölgelerde, o bölgenin özelliğine göre, istihdam yaratacak yatırımları bizzat yapması gerekir. Bu yörelerde oturanlar bu işletmelerde çalışmalı ve aynı zamanda ücretlerinden kesinti yapılarak bu işletmelere ortak olmaları ve sonunda bunlara devredilmesi planlanmalıdır. Bu takdirde gelir artışı ve istihdam artışı, o bölgenin kalkınmasına da imkan sağlayacaktır. Oligopol yapıların olduğu sektörlerde, devlet ayırıcı ve öncelikli teşvik vererek, bu sektörlere yeni yatırımlar ve yeni girişler sağlamalıdır. Yatırım teşviklerinde, emek yoğun yatırımlarla ve ithal ikamesi yatırımlarına daha fazla teşvik verilmelidir. Bu gibi yatırımlarda, yatırımın tamamlanma aşamasına göre en az yatırımın yüzde 20'sini karşılayacak nakdi teşvikler verilmelidir. İnşaat sektörü istihdam yaratıcı ve sürükleyici sektördür. Devlet arsa üretmeli, sosyal konut yapmalı ve fakat bugün uygulanmakta olan lüks konut yapımından vazgeçmelidir. Devletin, arsa, imar ve vergi avantajlarını kullanarak inşaat sektöründe lüks konut yapması özel sektöre karşı haksız rekabet yaratması demektir. İstikrarlı bir kur politikasına geçmeliyiz. Kurların hızlı inip çıkması, ekonomide kırılganlığı artırıyor.Dalgalı kur politikası, hem içeride rekabeti bozuyor, sektörler arasında, işletmeler arasında haksız rekabet yaratıyor, hem de dışarıya karşı Türkiye'nin rekabet gücünü düşürüyor.Dalgalı kur sisteminin temel gerekçesi, kur dengesini sağlamaktır.Başka bir ifade ile teoride ve gelişmiş bir piyasada uygulamada, dalgalı kur sistemi, otomatik olarak kur dengesini sağlar. Cari açık veren bir ekonomide döviz talebi artar... Talep arttığı için de kurlar artar. Kur artışı ihracatın artmasını sağlar. Dış cari açık dengeye gelir.Türkiye'de sıcak para giriş ve çıkışı döviz arzını etkiliyor ve bu dengeyi önlüyor.Yapılması gereken sıcak para girişini kontrol etmek ve kontrollü bir kur politikasına geçmektir.