Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: AKP’de profil düşüyor
Sözcü:
Gürsel Tekin: Belediye başkanlarından sonra sıra bakanlara gelecek.
Aydınlık:
İstifalar AKP anketlerini yükseltemedi
Milli gazete:
Ankara Büyükşehir Belediyesi önünde gecenin geç saatinde kadro tartışması
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Çiğdem Toker, 20 Ekim tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “‘Hesap vermek’ hedefse buyrun...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“2018 yılı Bütçe Kanunu Tasarısı Meclis’e sunuldu. Sırasını bekliyor. Vergi zamları getiren torba kanun Plan Bütçe Komisyonu’nda tamamlanınca, görüşme sırası bütçeye gelecek. Haber vereyim: Bakanlar Kurulu imzalarını taşıyan tasarının daha ilk sayfasında, 15 maddelik bir liste var. Bu listede, bütçenin hangi hedeflere göre hazırlandığı, maddeler halinde yer alıyor. Ta en altta, 15. sırada da olsa “hesap verebilirliği ve mali saydamlığı güçlendirmek” bütçenin hedefleri arasına konulmuş. Dolayısıyla, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Yıldırım ve diğer bütün bakanların imza attığı bu bütçe tasarısına dair “hesap verebilirlik ve mali saydamlık” beklentisi haktır. Hak da çoklukla aranmayı gerektirir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Malum, kamu ihaleleri “hesap verebilirlik ve mali saydamlık” ihtiyacının en çok hissedildiği alan. Bizden toplanan, yetmeyince arttırılan vergilerin nereye nasıl harcandığını görmenin aynalarından biri olduğu için.
Hal böyle olunca, uygar bir ülkede kamu ihalelerinin her aşamasının açık yapılması, kamu yararı gözeterek alınacak fiyat tekliflerinin toplumla paylaşılması beklenir.
Misal, geçen pazar proje ayrıntılarını verdiğimiz Okluk’taki toplam 13 bin 166 metrekare kapalı inşaat alanına sahip “T.C. Cumhurbaşkanlığı Yazlık Konutu Yerleşkesi”.
Üçünde, 250’şer metrekarelik hobi, eğlence alanlarının bulunduğu dört ana blok, bir dinlenme evi, personel lojmanları, iki nizamiye yapısı, gül bahçesi, Savarona yatının demirleyebileceği ölçekte iskelenin bulunduğu yerleşkenin inşaat maliyetini sormuştuk o yazıda. Tabii yanıt gelmedi. Yeni bütçeye konulmuş “Hesap verebilirlik ve mali saydamlık” ilkesi, soruyu tekrarlama ihtiyacı doğurdu. Ama bu sorudan da öncelikli bir tereddütlü durum olduğunu duyduk. Okluk Yerleşkesi projesi kamusal nitelikli bir yatırım mı, değil mi? Proje için bir ihale süreci işletilecek mi? Bu süreci önce Başbakanlık Merkez Binası olarak tasarlanıp sonra Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na dönüştürülen yapıda olduğu gibi TOKİ mi yönetecek? Yapay plaj, kıyı dolgusu,yat yanaşma yeri duyurusunu aylar önce Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yaptığı projenin asıl inşaatıyla da ilgili açıklamalar yapılacak mı? Ve tabii temel mesele: Bu yapının bütçeye maliyeti nedir? Bu soruların yanıtlarının, 2018 bütçe tasarısının hedefleri arasında yer alan mali saydamlık ve hesap verilebilirlik kapsamında verilmesi beklenir. Aksi halde, vergi zamları getiren “torba”ları sadece güvenlik harcamalarındaki artışla açıklamak inandırıcı olmayacaktır. Böyle bir derdin yönetici kadrolarda olmadığı söylenebilirse de, bizde var. “Hesap verme ve mali saydamlık” ilkesini, Meclis’ten yetki istediğiniz bütçenin birinci sayfasına koymanın anlamı tam da budur çünkü.
…***
Esfender Korkmaz, 20 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Şeffaflık ve tasarruf lafta kalıyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Devlette şeffaflık şarttır... Zira vergi mükellefleri parasının nereye harcandığını ne oranda kalkınma ve topluma döndüğünü görmesi gerekir. Aksi halde kimse vergi vermek istemez... Sermaye yatırım ve iş yapmaz, yani vergiden kaçınma olur veya vergi kaçırma olur.Bunun içindir ki halk, devlet yönetimini geçici olarak seçtiği siyasi iktidarlara emanet eder. Meclis yoluyla da bu emaneti denetler. Bu denetim sırasında bütçenin çarçur edilmesine, etkin olmayan lüks harcamaları da denetler ve engeller.İki köprü bağlantı yolları ve 'Avrasya Tüneli' altyapı yatırımıdır. Altyapı yatırımları fiziki yatırımlar, fabrikalar için gereklidir. Köprüler ve tünel, ayrıca zaman tasarrufu sağlıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Sorun bu altyapı yatırımlarında değil, devletin bunları yaptırma usulü ve halka yüklenen borç yüküdür.Devlet altyapı yatırımlarını üç yoldan yapar: Bütçeye ödenek koyar. Doğrudan kendisi yapar. Büyük altyapı yatırımlarında yalnızca bu yatırımlar için borçlanarak yatırımı yapar. Yatırımın gelirleri de bu borcun ödenmesine tahsis edilir. Yap işlet devret modeline göre ihale açılır. Devlet yatırım maliyetine ve gelire karışmaz. Yatırım yapacaklar, bu yatırım için işletme süresi teklif ederler. En az yıl işletecek olana verilir. Kârı zararı yatırım yapanlara ait olur.Köprüler ve tünel için bunlardan çok farklı bir uygulama yapıldı. Adına yap-işlet devret denildi. Ancak aynı zamanda bir nevi kâr garantisi olarak geçiş garantisi verildi. Yetmedi sonradan bir de borçları için hazine garantisi verildi.Basında 2018 bütçesinde, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Osmangazi Köprüsü ve Avrasya Tüneli için 3.6 milyar TL (1 milyar dolar) ödenek ayrıldığı yazıldı. Köprüler ve tünel için, ayrıntılı bir açıklama bulamadım.
Kaba bir hesap yaparsak, üçü için verilen işletme yılı ortalaması 16 yıl ediyor. 2018 bütçesini gösterge olarak alırsak 16 yılda 16 milyar dolar ödeyeceğiz. Geçen taşıt sayısı yıl içinde artacak ve fakat dolar kuru da aynı şekilde artacak. TL olarak bütçe yükü değişmeyecek. 16 milyar dolara karşılık elde 7 milyar dolarlık altyapı yatırımları var. Bunların geliri işletenlere gidiyor ve fakat biz bütçeden ilave 9 milyar dolar daha ödüyoruz. Eğer bu yatırımları devlet borçlanarak yapsaydı, kâr payı olmadığı için maliyet 6 milyar dolar olacaktı. Devlet 6 milyar dolar uzun vadeli olarak borçlanacaktı. Bu borçlar köprü ve tünel gelirleri ile ödenecekti. Halkın yükü daha düşük olacaktı. Köprülerden geçen araba sahiplerine geçmeyenlerin vergisi ile haksız bir gelir transferi yapılıyor. Bu durum aynı zamanda vergiye karşı tepki yaratıyor.
…***
Murat Muratoğlu, 20 Ekim tarihli Sözcü gazetesinde, “Ağam bizimle eğleniyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhurbaşkanlığı; “İtibardan tasarruf olmaz” derken, Başbakan Yıldırım, “Şaşaa, debdebe dönemi artık bitiyor” diyebiliyor. İhtişam ve şaşaada, debdebe ve dâratta Nemrud'u, Firavun'u, Neron'u geride bırakanlar sanki vatandaşmış gibi söylüyor. En azından yaşanan şaşaayı, debdebeyi kabul ediyor. Sahi, Başbakanlık'tan bakınca vatandaş debdebeli bir hayat yaşıyormuş gibi mi görünüyor? Vatandaşa açıklanacak bir şey yok…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Harcarken vatandaşa mı soruluyordu da, kısarken haber veriliyor. “İsteseniz de istemeseniz de bu olacak” diyorlar. Oluyor! Millet, havalar sıcak gitsin, kış geç gelsin de doğalgaz ödemeyelim diye her gün dua ediyor. İktidar, tasarruf yapacağız diyerek yaz saatinde inat edip çocuğu, çoluğu gece karanlığında yollara düşürüyor. Oysa devletin kendi kazancı yoktur. Vatandaşından aldığı vergilerle faaliyetlerini sürdürür. Ayda 1404 liraya çalışan insanlardan toplanan paralarla, vergilerle ödeniyor bu giderler… Para bittikten sonra istese de debdebe ve şaşaa yapamayacaklar. Onlar da vergiye zam yapıp duruyorlar. İtibarda tasarruf olmaz neticede… Dünyada zerre kadar itibarı olmayan Hollanda Başbakanı, Kral ile yapacağı görüşmesine bisikletle giderken, bizim Cumhurbaşkanlığı'nın araç filosundaki taşıt sayısı 268'den 306'ya çıkarılıyor. Bildiğin kervan düzüyor. O kadar araçla başka ne yapılır ki? Sadece Motorlu Taşıtlar Vergisi ile küçük bir ülke doyar! Sarayın benzin masrafı 4 milyon 330 bin lira kadar…