Ekim 28, 2017 10:49 Europe/Istanbul

Aydınlık: Gül’ün ısrarlı ataması kripto FETÖ’cü çıktı

Birgün:

AKP Sözcüsü büyük kongre için tarih Verdi

Cumhuriyet:

Ekonomi korkutuyor

Evresnel:

HDP'li vekiller 1 yıldır tutuklu: 'Savunmasız hissediyoruz'

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Esfender Korkmaz, 27 Ekim tarihli Evrensel gazetesinde, “Hak savunucuları serbest; hak savunuculuğu da serbest mi?”başlıklı yazıısnı okuyucularla paylaşıyor.

“113 gündür tutuklu olan, 2’si yabancı uyruklu, 6’sı T.C. vatandaşı 8 insan hakları savunucusu önceki gün çıkarıldıkları mahkeme tarafından serbest bırakıldı.Hak savunucularına yönelik iddianamedeki suçlama; terör örgütü üyesi olmak ve terör örgütünü desteklemekti!Ancak, terör örgütü basitçe bir “teröristlik” suçlaması olmaktan öte; Cumhurbaşkanı ve yandaş medya tarafından ülkeyi “kaosa” sürüklemek için planlar yapma, dahası yabancı ülkelere casusluk yapma olan bir “Terör örgütü üyeliği ve yardım etme” suçlamasıydı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Kuşkusuz böylesi afaki suçlamalarla barış savunucularının, insan hakları savunucularının, varlık nedeni görevi gerçekleri yazmak olan gazetecilerin “polis raporları”, “gizli tanık ifadeleri”, kimliği belirsiz kişilerin “ihbarları”na dayanılarak tutuklanması, mahkemelere sürüklenmesi, kuşkusuz ki bütün baskıcı rejimler için tipiktir.

Dahası bu tip tutuklamalarda amaç sadece suçlanan kişiyi cezalandırmak, korkutmak değil, ondan da fazla, insan haklarından yana, barışı savunan, basın özgürlüğünü önemseyen, her kişiyi, her çevreyi sindirmektir, susturmaktır; terörize etmektir.

Bunun örneklerini 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinde, ‘90’lı yılların terör günlerinde gördük! Yine bunu ‘FETÖ’cü emniyetçilerin ve savcıların organize ettiği ve Hükümetin de kendisini bu davaların savcısı ilan ettiği Ergenekon-Balyoz davaları döneminde yaşadık. OHAL ve “tek parti tek adam rejimi” eliyle muhalif herkesi suçlamayı, sindirmeye çalışmayı içinden geçtiğimiz dönemde de görüyoruz. Üstelik de Meclisteki üçüncü büyük parti olan HDP’nin eş başkanları ve milletvekillerini tutuklamaya kadar vardıran bir çizgide!

Bırakılan insan hakları savunucularının tutuklanması etrafında sürdürülen “casusluk”, “cumhurbaşkanına hakaret”, “terör örgütüne destek”...iddialarıyla sürdürülen kara propaganda da yanlış bilgilenmekten değil tersine bilinçli olarak, insan hakları savunucularını, barış talep edenleri, gerçeğin peşinde koşmaya çalışan gazetecileri hedefe koyan bir kara propagandadır.

İnsan hakları savunucularının serbest bırakılmasıyla mahkeme heyeti de davaya konu olan iddiaların çöktüğünü kabul etmiş olmaktadır. Ama bu, insan hakları savunucularının, barış savunucularının, gerçeği yazan gazetecilerin bundan böyle daha az baskı göreceği anlamına gelmemelidir.

İnsan hakları savunucularının serbest bırakılmasını, Erdoğan-AKP yönetiminin her davranışında bir keramet keşfeden yandaş yorumcular; bunu hükümetin özgürlükler konusunda artık daha ılımlı bir çizgiye geçtiğinin ifadesi olarak değerlendiriyorlar. Cumhuriyet gazetesinden bazı gazetecilerin serbest bırakılması, Enis Berberoğlu’nun cezasının bozulması, Atilla Taş ve Murat Aksoy’un serbest bırakılmasını arka arkaya yazarak, “Hükümet artık daha yasal, hak-hukukçu bir çizgiye çekilmiştir” propagandası yapıyorlar.

Ama, böyle bir yorum için ortada gerçek veriler olmadığı gibi, tersine, gerçekleri ifade etmede kararlı her kesim için baskıların arttığı bir dönemden çıkmadığımız da ortadadır.

Çünkü, serbest bırakılan gazeteci ve insan hakları savunucuları; uluslararası ve ulusal kamuoyunda yoğunlaşan tepkiler karşısında serbest bırakıldılar. Ama bu adımın, genel değil sadece baskının konusu olan kişi ve davalarla ilgili olduğu da açıktır. Çünkü tersine her vesileyle gazeteciler, hükümete muhalefet eden barış özgürlük talep eden kişi çevreler üstünde baskılar, tutuklamalar devam etmektedir.

Bu yüzden de bu insan hakları savunucularının serbest bırakılmalardan çıkarılan sonuç; iktidarın daha özgürlükçü bir noktaya geldiği değil, mücadelenin yarattığı baskının sürmesinin gerektiğidir. Çünkü, “tek adam tek parti rejimi”nin ihtiyaç duyduğu sürece Hükümetin baskı politikalarından, keyfi tutuklamalardan, afaki suçlamalardan, kara propagandadan vazgeçmesi beklenemezdir.

...***

Arslan Bulut, 27 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Koltuklar nasıl temizlenecek?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Zonguldak'ın Kilimli ilçesinde, "Koltuklar kirlenmesin" diye otobüste ayakta seyahat ederek gündeme gelen maden işçileri, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kapsamında verilecek resepsiyona davet edildi. Anadolu Ajansı, konuyla ilgili haberi, "Örnek vatandaşların Cumhuriyet Resepsiyonu'na davet edilmesi" başlığıyla servise koydu.Haberde "Resepsiyona davet edilen 'hayat hikâyeleriyle topluma örnek vatandaşlar' arasında, Zonguldak'ta otobüs boş olmasına rağmen yaklaşık 6 kilometrelik yolda 'koltuklar kirlenmesin' düşüncesiyle ayakta seyahat eden işçiler Gökhan Onur, Musa Uğur, Sabahattin Akkoç, Ali Aktaş, Turgay İnam ve Koray Karabacak da yer alıyor." bilgisi verildi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

 "Koltuklar kirlenmesin diye" düşünen maden işçileri, ister istemez akla, "Peki, devlet kadrolarında oturdukları koltukları kirletenler ne olacak?" sorusunu getiriyor!Bazı belediye başkanları istifaya zorlanıyor. Koltukları kirlettikleri için mi? Koltukları sadece onlar kirletmişse, geride kalanlar tertemiz ise mesele yok! Fakat uygulanan kadrolaşma, yandaşları ihalelerle zengin etme, alınan komisyonlarla oluşturulan havuzlarda biriken 200 milyar dolar civarındaki parayı, Katar, Singapur ve Malezya bankalarına yatırma, sonra da bu paralarla, Türkiye'nin mal varlığını satın alma gibi kirli işlere ne demeli? Türkiye'de 20-25 yıldır, devlet kadrolarına çalınmış soruları ezberleyenler girdi. Askeri okullara 1996 yılından itibaren hakkıyla giren olmadı! Poliste durum daha farklı değil. Hâkim-savcılar da temizlemekle bitmiyor. Türkiye'de devlet koltuklarının yarısından fazlası, bu şekilde kirletilmiş durumdadır. Geride kalan koltuklara da parti yandaşları yerleştirildi. Yazılı sınavda 90-100 puan alanlar sözlüde elendi, yerlerine 70'in altında kalanlar yerleştirildi?Kısacası, ülkede kirlenmemiş koltuk kalmadı. Şimdi, birkaç maden işçisi, koltuklar kirlenmesin diye otobüs koltuğuna oturmadığı için örnek vatandaş ilan edilerek resepsiyona davet edilince, devlet koltukları temizlenmiş mi olacak?

...***

Kazım Güleçyüz, 27 Ekim tarihli Yeniasya gazetesinde, “Âdil yargılanma ve savunma hakları”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Âdil yargılanma, savunma ve hak arama hakkı, hukuk devletinin en temel ve olmazsa olmaz şartlarından.Yargının bağımsız ve tarafsız olmadığı, iktidar ve başka güç odaklarınca yönlendirilip baskı altına alındığı bir yerde âdil yargılanma hakkı da ortadan kalkar.Yargı bir rövanş aracına dönüşür. Ve hedefe konulan kişi ve kesimlere yönelik toplu tasfiye ve kıyım operasyonlarında en çok masumların hukuku zarar görür.Oysa adaletin birinci şartı ve yargının aslî görevi, suçluları tesbit edip hukukun temel ilkeleri ve kanunun öngördüğü sınırlar çerçevesinde cezalandırırken, masumların haklarını koruyup gözetmektir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Özellikle siyasî konjonktürün etkisi ve gölgesi altında yapılan yargılamalarda adalet terazisinin çok daha hassas olması daha zor, ama o derece de önemlidir.Ancak at izinin it izine karıştığı olağanüstü ortamlardaki çok yönlü baskı ve müdahaleler ne yazık ki adaletin ayarını da bozar ve meselâ yargılamalar mahkemelerden önce medyada yapılır hale gelir.

İhbar ve iftiralarla “terörist, hain” ilân edilen kişiler, önceden TV ekranlarında ve gazete sayfalarında teşhir ve mahkûm edilip yargısız infaza maruz bırakılır, linç edilir.Halbuki kim olursa olsun ve neyle suçlanırsa suçlansın, âdil yargılanmak herkesin temel hakkıdır. Bunun en önemli şart ve gereklerinden biri de savunma hakkıdır.İtham edilen kişiye kendisini savunma hakkı verilmediği veya yaptığı savunma umursanmayıp dikkate alınmadığı, ön yargılı yaklaşımlarla itibar edilmediği takdirde, görevi hiçbir tarafgirlik ve hissiyata kapılmadan münhasıran adaleti tecellî ettirmek olan mahkemenin tarafsızlığı ile bağdaşması imkânsız bu tavır, dehşetli zulüm ve haksızlıklara ve bunların getireceği çok ağır mağduriyetlere yol açar.Bunlara meydan vermemek, suçlamaları ve delillerini kılı kırk yaran bir dikkat ve duyarlılıkla değerlendirmek, savunma hakkını zihinlerde hiçbir şüphe ve istifham doğurmayacak şekilde kullandırmak, hariçten gelecek yönlendirme ve baskılara itibar etmemek, yargılamaları yapan mahkemelerin sorumluluğunda. Dengeler değişiyor mu?

21 gazeteciye tahliye verdiği için açığa alınan 3 hâkimi HSK aklayıp başka görevlere atadı. Sancılı da olsa ibre normalleşmeye dönüyor mu?Türkiye’nin normalleşme yoluna girebilmesinin ilk ve en önemli şartı, keyfî ve haksız tutuklamaların bir an önce sona erdirilmesi.