Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: Amerika, Namluyu Türkiye’ye çevirdi
Evrensel:
Gazetecilere dönük hak ihlalleri ekim ayı raporu açıklandı
Birgün:
Denetimden kaçmanın adı ‘özel hesap’ oldu!
Milli gazete:
Uluslararası kredi derecelendirme şirketi Standard & Poor's Türkiye'nin kredi notu ve görünümünü değiştirmedi
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Esfender Kormaz, 5 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Enflasyonda panik”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Geçen sene Ekim ayında, Üretici Fiyatları Endeksi (ÜFE) oranı yüzde 2.84 idi. Bu sene Ekim ayında bu oran yüzde 17.28 oldu.Yine Ekim ayında İmalat sanayiinde ÜFE oranı yüzde 18.86 ve Ara malında ÜFE oranı yüzde 24.30 oldu.Üretimde girdi olarak kullanılan ithal aramalı ve hammadde oranı yüksek olduğu için, kur arttıkça üretim maliyetleri de artıyor.ÜFE'nin yarattığı maliyet artışı perakende fiyatlara yansıyacağı için tüketici fiyatları da artmaya devam edecektir. Ancak asıl sorun Ekim ayında ÜFE'nin bir yıl öncesine göre yüzde 600 oranında artmasıdır. ÜFE'de bu kadar yüksek kırılganlık ,istikrar sorununun kontrolden çıktığını gösteriyor. Kaldı ki, son yıllarda doların TL karşısında yüzde 20 dolayında değer kazandı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bunun üretim maliyetlerine, kullanılan ithal girdi oranında yansıması lazımdır.Oysaki ara mallarında ÜFE oranı yüzde 24'tür. İşte bu da ekonomide panik yaşandığını gösteriyor. Üreticiler ekonominin geleceğini iyi görmüyor ve panik içinde fiyat artırıyorlar. Ayrıca artan maliyetleri, piyasada oligopol yapılar olduğu için, yetersiz talep olsa bile perakendeye yansıtmakta sorun yaşamıyorlar.Tüketici Fiyatları da geçen sene Ekim ayında yüzde 7.16 iken bu sene 11.90’a yükseldi. Üstelik TÜFE sepetinde Gıda'nın payının düşürülmesi gibi yanlış veya kasıtlı uygulamalar olduğu halde.
Bu panik nereye gider? ÜFE oranının TÜFE 'den daha yüksek olması, enflasyon trendini gösteren 12 aylık ortalama enflasyonun artış yönünde olması, çekirdek enflasyonun artması, önümüzdeki dönemlerde TÜFE'nin artacağını göstermektedir.Ekonomi yönetimi telaşla, enflasyon hesabında değişiklik yapabilir.Hükümet üyeleri belki faiz oranları için artık Merkez Bankasına baskı yapmaya bir son verebilir. Merkez Bankası 11 yıldır enflasyon hedeflemesi yapıyor ve hiçbir sene tutturamadı. Bu durum Merkez Bankası için güvensizlik yarattı.Enflasyonda hızlı değişme ve yüksek enflasyon, Dünyanın en kırılgan ekonomisi olduğumuzu tescil ettirdi.Enflasyonun artması, ekonomi yönetiminin günü birlik kararları ve ekonomiyi bakkal hesabı ile yönetmesi ve siyasi iktidarın iç ve dış politikada 2012 yılından sonra gösterdiği düşük performansının bir sonucudur.
…***
İhsan Çaralan, 5 Kasım tarihli Evrensel gazetesinde, “OHAL'in kaldırılması için ortak mücadele çağrısı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“KESK, DİSK, TMMOB ve TTB, yaptıkları ortak açıklamayla OHAL’in kaldırılması ve KHK’lerin iptal edilmesi için “OHAL değil demokrasi istiyoruz” kampanyası başlatacağını duyurdu.Sendika merkezleri ve emek örgütleri adına konuşan DİSK Genel Başkanı Kani Beko, “Demokrasi ve barış için ilk şartın OHAL’in kaldırılması, KHK’lerin iptal edilmesi” olduğunu belirterek, “Geleceğimizi ipotek altına almaya çalışan, hak-hukuk tanımayan bu adaletsiz düzene karşı, OHAL rejimine karşı, toplumun tüm kesimlerini ortak mücadeleye çağırıyoruz” diyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
OHAL’in “FETÖ’cü darbenin yarattığı tahribatı tamir için” ilan edildiğini iddia eden yetkililer, bir süre sonra bu söylediklerini unutmuş; OHAL’in kendilerine verdiği ve vermediği yetkileri, “OHAL var”ın arkasına sığınarak, “tek parti tek adam rejimi”nin inşası için kullanmaya yönelmişlerdir. OHAL’in süreç içinde Hükümetin ve Cumhurbaşkanının amaçları için kullanıldığının farkına varılması ile de OHAL’in kaldırılması talebi ülke sathına yayılmıştır. Ama gösterilen bütün tepkilere karşın Erdoğan-AKP yönetimi OHAL’i “olağan” bir düzen haline getirmiştir. Dahası Hükümet ve Erdoğan OHAL’i sözde bile kaldırmaktan söz etmemektedir. Tersine Hükümet, OHAL’i “sürekli ve normal bir düzen” olarak kullanacağını açıkça söylemekten çekinmemektedir.Gelişmeler, “OHAL’in kaldırılmasına” karşı bir mücadele olmadan Hükümetin OHAL’i kaldırmaya yanaşmayacağını göstermektedir. Öte yandan bugüne kadar “OHAL’e hayır” diyen güçlerin, giderek ortak mücadelenin gerekliliğini ve önemini fark ettikleri bir süreç yaşanmaktadır. Elbette çağrının yapılması önemlidir. Ama bundan da önemlisi; “OHAL’in kaldırılması” çağrısına ilişkin gerekçelerin emekçi sınıflar içinde yayılmasını amaçlayan bir çalışmanın ortaya konması ve OHAL’e karşı olan yığınların siyaset sahnesine doğrudan müdahale edecekleri girişimlerin yapılmasıdır. Aksi halde daha önce örneklerini gördüğümüz gibi, sadece “güzel” açıklamalar çerçevesinde yapılacak girişimler, mücadeleyi akamete uğratmakla kalmaz, bu doğrultuda atılacak başka adımları da tahrip eder. DİSK Genel Başkanı Beko, kampanyanın amacını ve niyetlerini gayet “güzel ve açıkça” ifade etmiştir. Ama amaç doğrultusunda “ciddi ve sonuç alıcı” girişimler yapılması bundan sonrası için belirleyici olacaktır. Çünkü “sözün gücü”, “hamaset” dozundan, gerçeğe yakınlığından ya da güzel ifade edilmesinden gelmez. Tersine sözün gücü yığınlara mal olmasından gelir. Başka bir söyleyişle söylenen “söz”, yığınların düşüncesinde ve duygularını birleştirmede ne kadar başarılıysa, o kadar güce dönüşmüş olur.Bu yüzden DİSK Genel Başkanının açıklamalarının ve OHAL’in kaldırılması için sunduğu gerekçelerin geniş yığınlar içinde yayılarak bir güce dönüşmesi için; yığınların içinde yaygın bir ajitasyon yapılması, bunun için sendikaların, emek örgütlerinin, demokrasi güçlerinin, tüm imkanlarını seferber etmesi, sendikalar ve emek örgütlerinin yerel örgütlerinin yanı sıra yereldeki ilerici demokrat güçlerin, sınıf partisi ve demokrasi güçlerinin yerel örgütlerinin harekete geçmesi; basın açıklamaları, salon toplantıları, mitingler, yürüyüşler...yapması, işçi ve emekçilerin ileri kesimleri ve mücadeleci sendikaların bulundukları her alanda inisiyatif alması, “OHAL kaldırılsın, KHK’ler iptal edilsin” talebi etrafında yürütülecek bir mücadelenin sorumluluğunu üstlenmeleri gerekmektedir. OHAL’e karşı mücadelenin, gerçek bir ortak mücadele hattına oturması için bu adımlar belirleyici önemdedir. Söylediklerimizin yığınlara mal olup “güce” dönüşmesi, bu “gücün” hayatımıza yön vermesi ve ülkemizi demokratik bir ülke olmaya doğru yönlendirmesi için haydi mücadeleye!
…***
Çiğdem Toker, 5 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Hazine şirketin muhasebecisi değildir” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Başlık, Hakan Özyıldız’ın blogundaki yazısından ödünç.
Özyıldız, eski Hazine Müsteşar Yardımcısı.Bu yazıya katkı koyan eski Müsteşar Yardımcısı Ferhat Emil de öyle.Her iki ismin ortak özelliği, kamu görevleri boyunca borçlanma meselesiyle ilgilenmeleri. 2001 krizinden alınan dersle çıkarılan Kamu Mali Borç Yönetimi yasasında emekleri büyük.AKP iktidarının yasal limitleri aşarak, 37 milyarlık ek borçlanma yetkisini torbaya koyduğunu haftalar önce buradan duyurmuştuk.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
O “torba”nın yasalaşmasına az kaldı. Özyıldız diyor ki: “Hazine şirketin muhasebecisi değildir. Patronun oğlu aldığı harçlığı bir süre sonra geri verebilir (...) Ama Hazine’nin fazla borçlanmasında fedakârlığı patron değil halk yaptığı için, limit aşıldığında, onun ve TBMM’deki temsilcilerinin bilgilendirilmesi gerekir.”
Emil ise Hazine’nin bu konuda yaptığı açıklamayı sert eleştiriyor.
Hazine’nin bu konudaki açıklamasına yorumu:
“Çok şey söylüyor gibi gözüküp hiçbir konuya açıklama getirmeyen bir ‘açıklama’...”
Devam ediyor: “Hazine açıklamasının vahim tarafı, bunun bir mali kural olduğunun farkına varılmaması. (...) İş, kadere bırakılmış.”
37 milyar TL ek borç talebi, limitin aşılması anlamına geliyor. Ferhat Emil, bu durumu “yasadışılığına kılıf bulmak için Meclis’te yapılacak bir düzenleme ile emrivaki yapılıp bu durumun temizlenmesi” diye niteliyor.Bunun, Meclis’in kendisini inkârı anlamına geldiğini vurgulayıp “Zira Meclis başta vermediği bir yetkiyi mali yıl sonunda vermiş ve yürütmenin yarattığı fiili duruma boyun eğmiş olacaktır. Bu Meclis’in Bütçe hakkının kendisi tarafından reddedilmesi demektir” diyor.Özetle, ekonomide, art arda sevindirici haberlerin geldiği falan yok.