Kasım 13, 2017 11:09 Europe/Istanbul

Evrensel: Irak-İran sınırında 7.3 büyüklüğünde deprem: En az 200 ölü

Aydınlık:

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan yabancı sınırına ilişkin açıklama

Milli gazete:

Başbakandna ABD’de tarihi itiraflar

Yeniçağ:

AKP’nin Akşener korkusu

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

İhsan Çaralan, 13 KAsım tarihli Evrensel gazetesinde, “Erdoğan ve AKP’sinin zorlukları da telaşı da artacak”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AKP’de bir telaş panik var.Bu paniği en çok da, her gün her konuda bir şeyler söyleyen AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın şahsında görüyoruz.Çünkü, aklı AKP propagandası tarafından bulandırılmamış her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının gördüğü gibi Erdoğan ne söyleyeceğini ne yapacağını şaşırmış bulunuyor. Bu yüzden de bunca yıldır siyasetin içinde Erdoğan’ı tanıyanlar, “Bunları söyleyen Erdoğan mı?” diye sormaktan kendisini alamıyor.Bu telaşın nedeni, yaptırdığı anketlerde AKP’nin oy desteğinin yüzde 30’lar bandına düşmüş görünmesidir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan, AKP’nin başına geçtiğinden beri, bir yandan kendi partisini eleştiriyor öte yandan parti içinde ciddi operasyonlar yapıyor; “metal yorgunluğu” dediği, parti içindeki çıkar çatışmasının, rant paylaşımının “parti disiplini içinde” yapılmasını istiyor!

Bu uğurda birçok il başkanı ve yöneticisi ile Ankara ve İstanbul gibi en büyük kentlerin de içinde olduğu bazı belediye başkanlarını istifa ettirdi. Dahası Erdoğan, bu yoğun uğraşları içinde “Araçlara cam filmi takılsın mı takılmasın mı?”, “Süper ligdeki takımlar kaç yabancı futbolcu oynatsın?” gibi, siyasetin müdahalesi açısından çok basit, ayrıntıdaki konularda bile popülizm fırsatını kaçırmıyor; gündeme müdahale edip; Hükümetin dediği değil “Benim dediğim olacak” diyerek, “racon” kesiyor!

Ama bu girişimlerin de istenen sonucu vermediği belirtiliyor.

İşte kara propaganda burada devreye sokulmaktadır. Akla gelen her konuda ya muhalefet ya da parti içinde suçlular bulunuyor; bununla da yetinilmiyor; yalan, karalama, iftira, devreye sokuluyor. 

AKP’deki bu beklenmeyen “U dönüşleri”; “Bunlar sermayenin politikacıları, savundukları sermaye kesiminin partilerinin çıkarı için her kılığa girebilirler” demek, olup biteni “pragmatizm”le açıklamak da pek olanaklı değil. Çünkü bu girişimler, bu sert U dönüşleri, pragmatizmden çok bir “tek parti tek adam rejimi”nin gereği olarak yapılmaktadır. Ve bu sert “U dönüşleri” de kara propaganda ile desteklenerek, gündem bozuşturulmaktadır.

Peki bu “U dönüşleri” ve kara propaganda da gerçeklerin üstünü örtemezse, AKP’nin oylarının yüzde 50+1’in altında kalacağı ortaya çıkarsa, ne olacaktır?

AKP’nin bu durum için de hazırlandığının işaretleri vardır.

Nitekim önceki gün, AKP’nin, “YSK yasasının değiştirilmesi için Mecliste bir çalışma başlattığı” gündeme düşmüştür.16 Nisan referandumunda YSK’nin oynadığı rol AKP’nin YSK’nin arkasında tuttuğu mevzi dikkate alındığında hazırlanacak yasanın nasıl bir yasa olacağı da besbellidir.

Dahası önümüzdeki günlerde Meclise “uyum yasaları” gelecektir.  Ve AKP-MHP ortaklığı, AKP’nin ve Edoğan’ın her durumda seçimi kazanması için düzenleneceği ortadadır.

Bu yüzden de gerek “YSK yasası”, gerekse uyum yasaları etrafındaki mücadele önümüzdeki dönemde belirleyici önemde olacaktır.

Peki bütün bu amaçlarını gerçekleştirse bile AKP’nin ve Erdoğan’ın seçimi kazanması sağlanabilir mi?

Elbette ki bu tamamen ülkemizin ilerici demokrat güçlerinin, tek parti tek adam rejimine karşı olan güçlerin mücadelesi tarafından belirlenecektir. Çünkü; bu güçler sağlam durduğunda ne iktidarın manevraları, ne kadar propaganda, ne hile ve anti demokratik muhtemel yasal düzenlemeler, gerçeklerin üstünü örtemeyecek, halkların tercihini gölgeleyemeyecektir. Bu yüzden de bugün asıl olan iktidarın yapmak istediği değişikliklerdeki amaçlarını teşhir etmek; halkları uyarmak, Meclisin içinde ve dışındaki demokrasi mücadelesini yükseltmektir.

AKP’deki telaş da onların da işlerinin ne kadar zor olduğunun görmüş olmasındandır. Ve bu zorluklar, eğer demokrasi güçleri üstlerine düşeni yaparsa daha da büyüyecektir.Bugün en tepedeki telaş, panik havası, işlerinin ne kadar zor olduğunu görmeye başlamalarındadır.

…***

Can Ataklı, 13 Kasım tarihli Sözcü gazetesinde, “Yani adalet var mı diyeceğiz şimdi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Sözcü Gazetesi muhabiri Gökmen Ulu'nun 174 gün süren esaretinin bitmesi ve tahliye edilmesi büyük sevinçle karşılandı. Elbette Gökmen'in ailesi çok sevindi. Çalışma arkadaşları haklı olarak havalara uçtu. Kamuoyu da yapılan bir haksızlığın bir parça giderilmiş olmasından dolayı mutlu oldu. Gökmen Ulu'nun serbest kalmasından sonra okuduğum bazı yorumlarda “adaletin yerine geldiği” veya “Türkiye'de her şeye rağmen bağımsız yargının olduğu” yönünde görüşler vardı. Evet Gökmen Ulu belki artık serbest ama tutuklandığı günle bugün arasında hiçbir fark yok.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Yazılan haberlere bakıldığında sanki hakimler Gökmen Ulu'yu “savunmasına bakarak” tahliye etmişler. Doğrudur, Gökmen muhteşem bir savunma yaptı. Her satırı bir hukuk dersi gibi olan savunma “normal bir hukuk düzeninde” mutlaka büyük etki yaratır. Ancak şunu bilelim ki, Gökmen o savunma sayesinde serbest kalmadı. Öyle sanıyorum ki Sözcü Gazetesi'ni hizaya getirmek isteyen güçler bir muhabirin hapiste kalma süresini yeterli gördüler. Hepsi bu. Hem Sözcü, hem de başta Gökmen Ulu olmak üzere tüm sanıklar hakkında isnat edilen suçlarda ve istenen cezalarda bir değişiklik yok. Oysa bu davanın daha ilk günden çöktüğü herkes tarafından muhtemelen davanın hakim ve savcıları tarafından da biliniyor. Buna rağmen tutuklu sanıklar serbest bırakıldığı halde suçlamalarda bir değişiklik yok. Konuştuğum bir çok hukukçu “Bu davada birine ceza vermek mümkün değil. Mahkeme ne kadar taraflı olursa olsun, ne kadar talimat alırsa alsın, son güne gelindiğinde hakimler bir günlük ceza bile veremez. Neye ceza verecekler ki ortada hiçbir şey yok”diyorlar. Doğal olarak soruyorum “O halde ne oluyor?” Cevabı çok basit. Hakimler bu kadar kötü bir iddianame ve olmayan kanıtlara bakarak bir ceza veremezler ama davayı istedikleri kadar uzatma yetkileri var. Hatta bu davada ceza vermeye vicdanları elvermeyebilir ama süreyi çok uzun tutmaktan çekinmeyebilirler.

…***

Abdulkadir Selvi, 13 Kasım tarihli Hürriyet gazetesinde, “Erdoğan’ın seçim takvimi ve ekonomi” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“CUMHURBAŞKANI Erdoğan, AK Parti milletvekilleriyle yaptığı toplantıda önemli mesajlar veriyor.Meclis başkanlığıyla ilgili konuyu bir milletvekili gündeme getiriyor. “İsmail Kahraman’ın tercih edilmesi durumunda saygı duyarız ama başkası olacaksa Meclis başkanı kriterlerini belirlemek lazım” diyor. Erdoğan konuşulanları not alıyor, tek tek cevap veriyor. Ama Meclis başkanı konusuna değinmiyor. Bu arada Meclis başkanlığıyla ilgili başvuru süreci de başladı. AK Parti’de İsmail Kahraman’la birlikte Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya ve Anayasa Profesörü Burhan Kuzu’nun isimleri konuşuluyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

…***

Seçim barajını milletvekilleri de gündeme getirmiyor, Erdoğan da o konuya değinmiyor. Oysa Devlet Bahçeli %10 barajının çok ağır olduğunu belirterek, “Yüzde 5 mi olur, 7 mi olur, yoksa 10 mu kalır” diyerek netleştirilmesini istemişti. MHP sözcüleri baraj korkularının olmadığını ifade etseler de MHP’nin 37 yıl sonra yüzde 10 barajını fark etmesi, Meral Akşener’in çıkışıyla irtibatlandırılıyor. AK Parti uyum yasaları kapsamında Siyasi Partiler ve Seçim Yasası üzerindeki çalışmalarını tamamladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunulacak, oradan çıkan irade doğrultusunda üzerinde yeniden çalışılıp aralık ayında Meclis‘e sunulacak.

Buna göre:

1- Yüzde 10 barajı korunuyor.

2- Daraltılmış bölge seçim sistemi öneriliyor.

3- Seçimlerden önce ittifak yapılmasının önü açılıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da yönetimde istikrar açısından yüzde 10’un devamını savunmuştu. Ancak Bahçeli’nin tercihleri Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından önemseniyor. Çünkü Erdoğan, MHP ile yakınlaşmanın 2019 Cumhurbaşkanlığı seçiminde de sürmesini istiyor. O nedenle baraj konusunda ne yapacağı merak ediliyor.