Türkiye'den köşe yazarları
Birgün: Tutuklu Diyarbakır Eş Belediye Başkanı Gültan Kışanak: Temsili demokrasiyi bile arar durumdayız
Aydınlık:
Erdoğan’dan İstanbul’a büyük neşter
Yeniasya:
IMF'den Türkiye'ye: Ekonomik büyüme gelecek yıl yavaşlayacak
Yeniçağ:
AKP’de değişim depremi
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Esfender Korkmaz, 14 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Kriz olur mu?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Küreselleşme öncesi gelişmekte olan ülkelerde ekonomik krizler daha sık yaşanırdı. Dışa açık ekonomilerde, ulusal ekonomide oluşan stresin diğer ülkelere etkisi daha hafifleyerek yayılıyor. Aynen bir suya atılan taşın dalgaları gibi sonunda sıfırlanıyor.Ayrıca, küreselleşme ile gelişmekte olan ülkelere yüklü oranlarda yabancı sermaye girdi. Bu nedenledir ki yabancılar sermayelerini korumak için artık krizlere karşı daha hassastırlar.Bu gün için ekonomik kriz riski konut gibi büyük oranda iç talebe dönük sektörlerde daha yüksektir. Ayni şekilde uluslararası ekonomik yaptırımlar ve ambargo kararları da kriz riskini artırır.Orta boy bir işletme sahibine; İşleriniz nasıl diye sordum ''Nefesimiz kesildi'' diye cevap verdi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
AKP kendi icadı metal yorgunluğunu yenmek için kadrolarını değiştirip nefes almaya çalışıyor. Gayri resmi ortağı MHP meclis dışı kalmamak için yüzde 10 barajını gündeme taşıyor.
Ne var ki Millet nefes alamıyor. Enflasyon, işsizlik, iç ve dış açıklar gibi ekonomik sorunlar halkın nefesini kesti.
Bu sene, sıcak para artı referandum popülizmi geçici olarak büyümeyi yüzde 5'e çıkaracak. Ancak sonrası yok.. Çünkü sıcak para aynı oranda gelmez. Borsa şişti. Seçim yok yeni bir popülizm olmaz. O zaman büyüme de yine düşük oranlara iner.
Türkiye üç sektörde kriz riski taşıyor:
Birisi inşaat sektöründe arz fazlası sorunudur… Hükümet ekonomiyi canlı tutmak için sürekli inşaat sektörüne yüklendi. İnşaat sektöründe Alt yapı yatırımları dış borçla ve gelecek yılların bütçesinden finanse edildiği için, bugün büyümeye pozitif etkisi oluyor. Ancak devlet kefaletinde dış borçla finanse edildiği için dış borçların çevrilme imkanlarını daraltıyor ve yeni dış borçlanma faizlerini artırıcı etki yapıyor. İnşaat sektöründe sorun konut sektöründedir. Konut arz fazlası oluştu. Konut kredileri artık daha uzun vadelere yayılıyor. Müteahhitler finansman sorunu yaşarsa, bu durum bankalara da yansır.
İkincisi dış kredileri çevirme sorunudur… Kurlardaki reel artış dış borç maliyetlerini artırdı. Bankaların 2017 itibariyle toplam 132 milyar dolar dış borcu var. Bunların 43 milyar doları kısa vadelidir. Bankaların döviz stokları da var. Ağustos 2017'de Finansal Kesim Dışındaki firmaların Net Döviz Pozisyonu Açığı ise 212.056 milyon ABD dolarıdır. Bunlar banka kredilerini ödemekte sorun yaşarsa, bankalar da dış borçlarını ödemekte sorun yaşayabilir. Doğrudan yabancı yatırım sermayesi girişi azaldı. Sıcak para girişi arttı.Hükümet, yeni yabancı yatırım sermayesi çekmek için önlem alacağını söylüyor. Ne var ki, yabancı yatırım sermayesi önce Mülkiyet hakkının ne kadar güvencede olduğuna bakar. OHAL varsa güvenmez. Ayrıca Türkiye'nin raitingine bakar. Türkiye'nin dış borçlarının risk primine bakar. Bunlar tamamıyla negatif yöndedir. Bu nedenle yabancı yatırım sermayesi gelmez. Sıcak paranın da ne zaman, hangi gerekçe ile çıkacağı belli olmaz. Bir yandan da cari açığımız artıyor. Özet olarak döviz sorunu yeniden yumuşak karnımız oldu. Risk arttı.Sonuç olarak Kriz riski artıyor… Bundan sonrası siyasi iktidarın niyetine ve yeteneğine bağlıdır.
…***
Kazım Güleçyüz, 14 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, “Kemalist cendere ilânihaye taşınamaz”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“AKP adına son dönemde özellikle 29 Ekim ve 10 Kasım vesile kılınarak daha sık ve daha güçlü vurgularla tekrarlanan “Mustafa Kemal’le sorunumuz yok” mesajı aslında yeni değil.Bu parti başından beri zaten böyleydi.Hattâ bu konudaki yaklaşımlarının, partinin kurucu ve lider kadrolarının içinden çıktıkları millî görüş çizgisinden itibaren hep aynı olduğunu dahi ifade etmek mümkün.Erbakan’ın “Bizim tenkitlerimiz 1938 sonrasına yönelik, öncesine değil” gibi beyanları bunun kayda geçmiş örnekleri.AKP de bu çizgiyi devam ettiriyor.Hem söylem, hem uygulama olarak.Son dönemdeki en çarpıcı örneklerinden biri, 16 Nisan referandumuna konu edilen düzenlemelerin, 1950 öncesi tek parti ve şeflik dönemi referanslarıyla savunulması.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Birinci ve İkinci Cumhurbaşkanlarının da “partili” olduklarının ısrarla vurgulanması.Bu dönemde her türlü muhalefeti tasfiye için izlenen yöntemin, cumhuriyet adı altında bir tek parti ve tek adam rejimi kurulurken takip edilmiş olan stratejilerle benzerliği de manidar.
O dönemde Kurtuluş Savaşının muzaffer komutanları dahil, yeni dönemde etkili olma potansiyeline sahip birçok önemli kişi farklı taktiklerle devredışı bırakılmıştı.
Şimdi de benzer tasfiyelerle bugünlere gelindi. Hattâ bu tasfiyeler, “bu yollarda beraber yürüyüp yağan yağmurda beraber ıslanan” kurucu kadrolara kadar uzandı.Tek adama dönüştürülen “reis”in etrafı, vaktiyle 28 Şubat’ın tetikçiliğini yapanların da dahil olduğu, çok farklı görüş ve niyetlere sahip olan ekipler tarafından kuşatıldı.
Bu durum aynı yarışta geri kalmak istemeyen muhalefeti de bloke ediyor. Ve böylece zaten öteden beri mevcut olan Kemalist cendere siyasetin alanını daha da daraltıyor.
İktidarıyla ve muhalefetiyle Kemalist kalıp ve şablonlara iyice hapsolmuş güdümlü ve kısır bir siyasetin ülke sorunlarına sağlıklı çözümler getirebilmesi mümkün mü?
Ancak toplum bu tıkanıklığı ilânihaye taşıyamaz. Bulduğu ilk fırsatta kendi yolunu açar. Bütün mesele, doğru ve güven verici bir alternatifin ortaya konulabilmesi.Gençlerle buluşmalarımızın ilk etabında bir araya geldiğimiz genç kızlarla müthiş verimli ve muhteşem bir toplantı yaptık. Gerçekleşmeleri hizmetlerimizi katlayacak harika fikir ve teklifler dile getirildi, heyecan verici projeler seslendirildi. Katılımcılara çok teşekkürler.
...***
Muharrem Bayraktar, 14 Aksım tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, “Meral Akşener ve 28 Şubat”başlıklı yazısına yer veriyor.
“Meral Akşener’in kurduğu İYİ Parti, siyaset sahnesine ne getirecek, ne götürecek henüz belli değil. Kadrosunun da siyasi felsefesinin de sağlam temellere oturduğunu söylemek mümkün değil. Ama yine de yeni bir partidir, milletin teveccühünün ne olacağının adresi sandıktır diyerek ben de ilk seçimde nasıl bir oy potansiyeline sahip olduğunu merakla bekleyenlerdenim.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Doğrusunu söylemek gerekirse Meral Hanım’ın 28 Şubat hakkında yaptığı konuşmalar olmasaydı bu çiçeği burnunda parti için yazı yazmak konusunda biraz daha bekleyip, ne olup bitiyor diye gözlemlemeye çalışacaktım. Ancak İYİ Parti’nin kuruluş toplantısında Meral Akşener’in yaptığı konuşmayı dinleyince “Vay be!” demekten kendimi alamadım. Zira Sayın Akşener, parti kuruluşunda yaptığı konuşmada kendisini adeta “28 Şubat’a karşı mücadele vermiş bir kahraman gibi” takdim ediyordu. Bakın ne diyordu 25 Ekim tarihli konuşmasında: “28 Şubat'ın anlı şanlı kadrolarına seslenmek istiyorum, mutlu musunuz? Eğer siz insanımızın yaşamlarına şekil vermeye, yön vermeye kalkmasaydınız, görevimizin onların haklarını korumak olduğunu söyleseydiniz şimdi bu durumda olmazdık. Ey 28 Şubat'ın gafilleri, o gün milletin hakkı için karşınızda duran bu kadını hatırladınız mı?” Buradan anlıyoruz ki, 28 Şubat döneminin İçişleri Bakanı olan Meral Akşener, “milletin hakkını korumak için, 28 Şubatçıların karşısında” durmuş! Meral Hanım’ın daha önce de buna benzer konuşmaları var. Meral Akşener, yeni kurduğu partide İYİ işler yapmak düşüncesiyle yola çıkmış olabilir ama geçmişinde hiç de öyle söylediği gibi iyi şeyler olduğunu görmüyoruz. Bizim bilgilerimiz hiç de onun söylediği gibi değil. Meral Akşener, 28 Şubat Kararları’na imza atan bir kişi. Onun İçişleri Bakanlığı zamanında İstanbul Fatih’te polisler, kılık kıyafetlerinden dolayı Müslüman avına çıkmıştı.