Kasım 15, 2017 11:52 Europe/Istanbul

Aydınlık: FETÖ demeden siyasi ayak tasfiyesi

Cumhuriyet:

Bahçeli geleceği AKP’de görüyor

Evrensel:

Suudi operasyonunun mali etkisi daha yeni başlıyor

Yeniçağ:

İYİ parti:

Düşük baraj, kaygı ifadesi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Abdulkadir Selvi, 14 Kasım tarihli Hürriyet gazetesinde, “Etüt merkezleri AKM projesi ve seçim barajı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“CUMHURBAŞKANI Erdoğan, İsmail Kahraman’ın Meclis başkanı olarak devam etmesi kararını verdi. Karar, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde baş başa yenilen yemekte alındı. Dün iki kişinin telefonları çok yoğundu. AK Parti milletvekilleri, tebrik etmek için İsmail Kahraman’ı aradı. AK Parti yöneticileri ise ikna etmek için Burhan Kuzu’nun telefonlarını susturmadı.Bülent Arınç ve Cemil Çiçek iki dönem Meclis başkanlığı yapmıştı. İsmail Kahraman’ın da iki dönemi tamamlaması uygun görüldü.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Artık tüm hesaplar 2019 seçimlerine göre yapılıyor. iki nokta ön plana çıkıyor.

1- Cumhurbaşkanlığı seçimi parlamenter sistemi geri getirmek isteyenlerle başkanlık sistemini savunanlar arasında geçecek.

2- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın alacağı oy ile milletvekili seçimleri arasında oy farkı olacak.

Cumhurbaşkanının yukarıda rahat oturabilmesi için altında güçlü bir parlamento desteği gerekli. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde parlamentonun bir fonksiyonu olmayacak diye düşünülmesin. 600 milletvekilinden oluşacak olan parlamentoda cumhurbaşkanı hakkında soruşturma komisyonu kurulması kararı 360, Yüce Divan’a sevk kararı ise 400 milletvekilinin oyuyla alınacak. Bu yüksek bir oran değil. Cumhurbaşkanı, soruşturma komisyonu kurulmasına karar verildiği andan itibaren erken seçim kararı alamayacak. Ayrıca cumhurbaşkanı yürütmeye ilişkin konularda ülkeyi kararnamelerle yönetecek ama yasa çıkarıldığı takdirde kararname hükümsüz kalacak. Cumhurbaşkanının ülkeyi rahat yönetebilmesi için güçlü bir parlamento desteğine sahip olması gereğini ortaya koyuyor.

Yüzde 10 seçim barajı konusunda AK Parti ile MHP’nin bir araya geleceği anlaşılıyor. Karar verilirken üzerinde durulacak noktalardan biri, “Güçlü cumhurbaşkanı,güçlü Meclis” olacak.

Buraya bir virgül koyup, Erdoğan’ın ucunu açık bıraktığı iki noktaya dikkat çekmek istiyorum.

1- ETÜT merkezleri.

2- Ankara AKM projesi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti milletvekillerinden TEOG’un yerine getirilen sistemin iyi anlatılmasını istiyor. Ucunu açık bıraktığı nokta ise “etüt merkezleri”yle ilgili. Erdoğan, FETÖ’yle mücadele kapsamında dershanelerin kapatılması talimatını vermişti. Erdoğan bu talimatı verdi ama dershaneler tamamen ortadan kalkmadı. Bir kısmı etüt merkezine dönüştü. Erdoğan, “Bu adamlar dershanelerden yılda 2 milyar para kaldırıyorlardı. Buna son vermek istedik. Evde özel ders alanlara bir şey yapamayız ama arkadaşlar ben asla dershane ve etüt merkezi istemiyorum” demişti.

Erdoğan’ın bu sözlerinden sonra etüt merkezleriyle ilgili süreci merak ediyorum.

Bir Ankara milletvekilinin gündeme getirmesi üzerine Erdoğan, Ankara AKM projesine değiniyor. Bununla ilgili bilgilerin bir kısmı daha önce yazıldı. Benim aktarmak istediğim nokta ise farklı.

Erdoğan, “Ankara AKM’ye iyi bir proje uygulamamız lazım. AKM ile ilgili 4 proje var ama daha iyi projeler olabilir” dedi.

Belli ki Erdoğan, mevcut AKM projelerini tatmin edici bulmamış. Belki yeni bir proje hazırlatabilir. Ankara AKM’nin içinde bulunduğu alana Kültür ve Turizm Bakanlığı binasının yapılması gibi bir düşünce vardı. Eski dönemde gündeme geldiği için Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş’un bu konuda ne düşündüğünü bilmiyorum. Ama AKM’nin içinde olduğu alanı da içine alacak şekilde birkaç proje üzerinde duruluyor.

AKM diye gülüp geçmeyin AK Parti’nin 2019 yerel seçimlerindeki rüya projesi olabilir. O denli önemli.

…***

Güngör Mengi, 14 Kasım tarihli Vatan gazetesinde, “Seçim barajı yüzde 5’e inecek mi?”başlıklı yazısına yer veriyor.

“Geçen Haziran ayının ortalarında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim sistemi için düğmeye bastığı ve “seçim barajının yüzde 5’e ineceği” haberleri çıkmıştı.Bu haberlerde seçim sisteminin de “dar bölge” veya “daraltılmış bölge” sistemlerinden birine değişebileceği belirtiliyordu ki Eylül ayında Ak Parti’nin bu konularda çalışmalarına başladığı bildirildi.Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2013 yılında, henüz Başbakan iken bu iki sistemden ve barajın yüzde 5’e indirilmesinden söz etmiş ve “ikisi de kabul edilmezse yüzde 10 barajlı mevcut sistemle devam” demişti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

…***

Mevcut sistemde partiler yüzde 10 barajı nedeniyle aldığı oy oranıyla kıyaslanamayacak kadar yüksek sayıda milletvekili çıkarıyor.Buna örnek olarak Ak Parti’nin örneğin 2002 seçiminde yüzde 34.3 oyla Meclis’te yüzde 65 oranında milletvekiline sahip olması gösterilebilir.

Anayasa Hukuku Profesörü Ekrem Ali Akartürk “Mevcut durumun milli iradeyi saptıran, parlamentoya yansıtmayan bir sistem olduğunu, sorunun çözümünün ‘dar bölge sistemiyle’ bulunacağını” söylüyor.

Fransa’da da bu sistemin uygulandığını, “2 turlu seçim yapıldığını, yüzde 51 oy alan adayın milletvekili seçildiğini, böylece meşruiyetin arttırıldığını” anlatan Prof. Akartürk’ün açıklamasına bakalım.

“Öncelikle, adil ve temsili adaletin olduğu demokratik bir seçim için yüzde 10 barajının indirilmesi şart. Sonra ‘milletvekili adaylarının halkla doğrudan ilişkisinin olduğu, parti ve genel başkan baskılarının ortadan kalkacağı, partiler tarafından atanmamış milletvekillerinin çıkacağı dar bölge sistemi’nin getirilmesi doğru çözümdür.

Aynen cumhurbaşkanlığı seçiminde olacağı gibi, ilk turda yüzde 51 alan aday yoksa 2’inci tur yapılmalı ve en çok oyu alan aday milletvekili olmalıdır.’

Biliyorsunuz Anayasa değişikliği ile milletvekili sayısı 600’e çıkarıldı ve ‘partilerin oy oranına göre’ dağıtılacak ‘Türkiye milletvekilliği’ konuşuldu. Bu da ‘Milli Bakiye Sistemi’ denilen ve partilerin seçim sonunda Türkiye çapında ‘artan oylarına göre’ milletvekili çıkarmasıyla çözülebilir. Bu sistemde ‘temsil edilmeyen oy’ kalmayacaktır.”MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli birkaç gün önce “yüzde 10 barajı Türkiye için çok ağır, uzlaşmaya varacak bir çalışma yapılmalı” dedikten sonra seçim barajının yüzde 5-7 arasına inmesi gerektiğinden söz etti.CHP Sözcüsü Bülent Tezcan “Bize göre seçim barajı hiç olmamalıdır, mutlaka olacaksa en çok yüzde 3 olabilir” dedi.Başbakan Binali Yıldırım ise Haziran ayında çıkan haberleri yalanlarcasına “Biz seçim kampanyamızda bu yönde bir taahhütte bulunmadık, yine de görüşebiliriz” şeklinde konuştu.2019 seçimleri daha demokratik bir seçim kanunu ve siyasi partiler yasası ile yapılabilecek mi, yakında anlaşılacaktır.

…***

İhsan Çaralan, 14 Kasım tarihli Evrensel gazetesinde, “‘OHAL kaldırılsın’ kampanyasına güç vermek için mücadeleye!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Kampanya ile OHAL’e karşı mücadele eden güçlerin bir araya getirilmesi ve bir “OHAL kurultayının düzenlenmesi” amaçlanırken, kampanya sırasında, fabrika ve işyerlerinde de dolaşılarak, OHAL’in işçilerin, emekçilerin aleyhine bir yönetim olduğunun anlatılacağı belirtiliyor. DİSK Genel Başkanı Kani Beko, OHAL’den en çok işçilerin emekçilerin zarar gördüğünü belirterek, demokrasi talebinde bulunan herkesi mücadeleye çağırıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Elbette ki bugün OHAL’e karşı olan değişik çevrelerin, siyasi parti ve çevrelerin ortak bir mücadele çizgisinde, seslerinin ve güçlerinin birleştirilmesi çok önemlidir. Burada dört emek örgütünün girişiminin kıymetli olduğu da kuşkusuzdur.

Çünkü; eğer konfederasyonlar ve emek örgütleri böyle bir kampanya yapıyorsa;

1- OHAL’e karşı zaten bir mücadele tutumunda olan farklı çevreleri birleştirmek, bir mücadele ortalığı için adım atmak,

2- Bu sendika ve emek örgütlerinin üyeleri ve genel olarak emekçiler içinde kampanyanın amaçlarının tartışmaya açılması, işçi ve emekçi yığınlarının OHAL’e karşı mücadeleye doğrudan çekilmesi, kampanyanın amacına varması bakımından belirleyici olacaktır.

İlk bakışta “iyi” olan bu geleneğin, daha yakından bakıldığında bugün “Aşılması gereken bir zaaf olduğu” da açıkça görülmektedir. Çünkü bu gelenek, demokrasiden yana güçlerin etkinlik zeminini daraltan, rutinleştiren bir rol oynamaktadır.

Bu yüzden de sendika ve emek örgütleri; geleneksel “birlik ve mücadele” çizgisini aşarak; işçilerin, emekçilerin ana kitlesini mücadeleye çeken bir çalışmayı öne çıkaran bir tutum almak durumundadırlar. Bu da öncelikle işyerlerindeki sendika ve işçi temsilcilerini, ileri işçileri devreye sokarak; iş yerlerinde OHAL’e karşı mücadeleye çeken adımlar atmayı gerektirir