Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Türkiye'den AİHM'e Demirtaş ve tutuklu HDP'li milletvekilleri için 130 sayfalık savunma
Birgün:
Doğan Medya'da işten çıkarmalar başladı
Milli gazete:
Çeçen komutanın katline karışan Rus ajanları iade edildi!
Yeniçağ:
Engelliye 50 bin liralık vergi cezası şoku
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Uğur Gürses, 1 Aralık tarihli Hürriyet gazetesinde, “Büyümede arızi, enflasyonda kalıcı şampiyonluk”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“EKONOMİ Bakanı Nihat Zeybekçi partisinin bir ilçe toplantısında, Türkiye’nin son dönemde yaşadıklarını “Haçlı seferlerine” benzeterek, uzun uzun Türkiye’nin saldırı altında olduğunu anlatıyor ve şunu söylüyor; “11 Aralık günü kulağınız televizyonlarda olsun. Türkiye’nin büyüme rakamları açıklanacak. Dünya birincisi olacak, buradan söylüyorum sizin huzurunuzda”. Bakan Zeybekçi, aynı zamanda “Türkiye ile ilgili felaket tellallığı yapanların mahcubiyetlerinin bir bir ortaya çıktığını, çıkmaya da devam edeceğini” eklemeyi unutmamış.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ülkeyi yöneten siyasetçiler, hem vatandaşa bir takım güçler tarafından saldırı altında olduğumuzu, ekonomimizi çökertmeye çalıştıklarını tekrar tekrar anlatıp vatandaşın zihnine kazırken, diğer taraftan da “felaket tellallarını” da telin etmekten uzak durmuyorlar.
Bu anlatımdan, yurttaşların aklına şu sorular gelebilir; madem çökertmeye çalışıyorlar, birincisi ekonomimiz bu çökertme girişimlerine kapı açacak kadar zayıf mıdır? İkincisi de madem saldırı yaptıklarını görüyorsunuz neden önlem almıyorsunuz? Yok aldıysanız ekonomi önlem aldığınız halde çökme eşiğine gelecek kadar kötü müdür?
Sokaktaki ekonomik birimlere durmadan komplo kuramı anlatmak, giderek o işaret edilen “felaket tellallığına” giriyor. Ekonomisinin yüzde 60’ı hane halkı tüketimine dayanan bir ülkede, finansal piyasalardaki dalgalanmaların sonuçlarını hane halkına işaret ederek sürekli olarak tedirgin etmek, harcamalarına fren yaptırtacak bilinmezlik-belirsizlik aşısı yapmak iyi bir yol değil. Sonuç olarak, eğer varsa bir “çökertme girişimi”; bu tür zihin bulandırmalar, buna yol vermekten başka işe yaramaz.
Madalyonun diğer tarafı, evet 11 Aralık tarihinde bu yılın üçüncü çeyreğine dair büyüme sayıları açıklanacak. Büyük bir olasılıkla, siyasetçilerin de gururla ilan ettiği gibi üçüncü çeyrek için yüzde 8-9 gibi yüksek bir ekonomik büyüme sayıları göreceğiz. Unutmayalım ki; 15 Temmuz 2016 kanlı darbe girişimi sonrasına denk düşen üçüncü çeyrekte (temmuz-eylül) ekonomi yüzde 1’e yakın küçülmüştü. Darbe girişimi öncesindeki son 4 çeyrekte ortalama yüzde 5.8’lik bir büyüme ivmesi olan ekonominin yüzde 0.8 küçülmesi, bu yılın üçüncü çeyreğine yükseltici bir baz etkisi sağlıyor.
İşin doğrusu; geçen yıl 5 büyüyecekken yaklaşık yüzde 1 küçülen ekonominin bu yılki telafisinden bir şampiyonluk çıkmaz. Başbakan Binali Yıldırım’ın tahmin ettiği gibi yüzde 6-7 arası bir yerde yıllık büyüme için, içinde bulunduğumuz çeyrekte de yüzde 8-9 büyüyor olmalıyız. Bu mümkün görünmüyor; yüzde 5-5.5’luk bir büyüme daha olası.
Tekil bir çeyrekteki dünya şampiyonluğundan çok, enflasyondaki şampiyonluğa odaklansak çok daha iyi olacak. Zira artık tüketici fiyatlarında yüzde 10’u geçip, 4 Aralık tarihinde açıklanacak olan kasım enflasyonunda tahminimce yüzde 12.5’luk bir oranla G20 şampiyonu olacağız.
Ekonomik büyümede yüksek oranlarla ilgilenen siyasetçiler, yoksulu çok daha yoksullaştıran yüksek enflasyonla neden ilgilenmiyor?
…***
Abdülkadir Baş 1 Aralık tarihli Yeni mesaj gazetesinde, "Büyük Türkiye’ diye diye ne hale geldik" başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Büyük devlet olmanın yolu tamamen milli çıkarlar doğrultusunda ve tam bağımsız bir dış siyaset anlayışı belirlemekten geçer demiştik. Maalesef bizim şu anda bu anlayışla uzaktan yakından alakamız yok. Halimiz bu iken millet büyük Türkiye propagandası ile uyutuluyor. Kendi tercihi ile uyutulmayı seçiyor. Fakat artık mızrak çuvala sığmıyor. Büyük ve güçlü Türkiye diye diye iç savaşa kadar geldik.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Büyük devletlerin yıllara belki yüzyıllara yayılan, oturmuş dış siyaset anlayışları mevcuttur ve bu anlayış tamamen bağımsız bir bakış açısıyla ve milli çıkarlar doğrultusunda belirlenir. Daha doğrusu milli çıkarlar doğrultusunda belirlenmelidir. Büyük devlet olmanın şartı budur.
13 yıldır “güçlü ve büyük Türkiye” olma yolunda ilerlerken(!) takip ettiğimiz dış siyaset anlayışı bizi ne noktaya getirdi!
1) Huzur içinde hayatını devam ettiren Suriye’nin devlet başkanını bir gecede diktatör ilan ettik.
2) Suriye iç savaşının en büyük destekçisi konumuna geldik. Burada Müslümanların mahvolmasına sebep olan terör gruplarını eğitir donatır olduk.
3) Esad’ın devrilmesi konusu dış siyasetimizin odak noktası haline geldi.
4) Bu uğurda her türlü gayreti gösterdiğimiz gibi Rusya ile savaşın eşiğine geldik.
5) Ve bütün bunları stratejik ortak ABD’nin politikasına uygun şekilde yaptık, yapıyoruz. Bu saydıklarımızın bir tanesi bile milli çıkarlarımızla bağdaşıyor mu? Hayır. Dikkat edilirse ne ABD, ne Avrupa ülkeleri Suriye meselesine direkt olarak müdahil olmaktan kaçınıyorlar. Nitekim NATO önceki gün yaptığı açıklamada “Rusya ile savaşa girerseniz bize güvenmeyin” demek suretiyle tavrını açık ve net olarak ortaya koydu. NATO üyesi Lüksemburg’un Dışişleri Bakanı Jean Asselborn, “Türkiye NATO’ya çok güvenmesin” dedi. Asselborn NATO anlaşmasının 5. maddesine de atıf yaparak “bu maddenin ittifaka üye bir ülkenin tartışmasız şekilde saldırıya uğraması halinde geçerli olacağının” altını çizdi. Daha evvel de NATO Genel Sekreteri yeni bir soğuk savaş istemediklerini söyleyerek aslında konuya son noktayı koymuştu. Bunun böyle olacağı zaten belliydi ama anlayan nerede? Hatırlarsak NATO, 2015 yazında patriotları kademeli olarak Türkiye’den çekme kararı almıştı. Hollanda, Almanya, ABD geçen sene patriotları ülkemizden çektiler. O dönemde New York Times’da patriotların çekilme kararı ile ilgili olarak şu haber yer almıştı: “... Ankara’daki ABD büyükelçiliği tarafından yapılan açıklamada, Amerikan ve Türk hükümetleri patriotların kritik modernizasyon güncellemeleri için ABD’ye yollanacağını belirtti.” Bu kritik modernizasyon güncellemelerinin tam da Rusya ile Türkiye’nin gergin bir döneme girdiği zamana denk gelmesi şüphesiz ki tesadüf değil. Demek istiyorlar ki “bizim çıkarlarımıza hizmet ederken bizden bir şey beklemeyin.” Türkiye açıkça uçurumun eşiğine gelmiş durumda... Ne için? BOP’nin hayata geçirilmesi için. Ne için? Stratejik ortak ABD çıkarları için. Ne için? Büyük İsrail’in önünün açılması için.
…***
Ahmet GÜRSOY, 1 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Ülkücüler AKP'yi niye seçsin?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bir gecede bütün okul müdürlerini görevden alıp binlerce ülkücü-milliyetçi okul müdürünün kazanılmış haklarını yok ettiği için mi seçelim?Buyurun söyleyin.. Neden seçmeli ülkücüler AKP'yi? Çocukları işe alınmadıkları için mi seçsin? KPSS'den 80-85 puan alanları bile işsiz bıraktıkları için mi seçsin? Milletin evlatlarını asgari ücret düzeyinde işe mahkûm ettiği, onu dahi bulunmaz hale getirdiği için mi seçsin? "diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ülkücüler hep birlikte AKP'yi sonuna kadar desteklemeliymişiz? İlla tek adam rejimini kurmalıymışız. Vatan borcumuz buymuş. Öyle ki buna mecburmuşuz. Neden mecburmuşuz? Vatanın bağrında ot bitmez hale getirdiği için mi?Mercimeği dünyanın öteki ucundan, kuru fasulyeyi beriki ucundan alıp, milleti tarımdan el çektirdiği için mi?Yerli tohum satışlarını kanunla yasaklayıp, İsrail tohumlarını pazar pazar sattırdığı için mi?Dahası sattırdığı İsrail tohumlarının tek atımlık olduğunu bile bile, her yıl bizi el âleme muhtaç ettiği için mi destekleyeceğiz AKP'yi?Yoksa Sırp kasaplarının önünde ucuz ete kuyruk yapıp, öğlen olmadan et bittiği ve zorunlu olarak kuyruğu bozduğumuz için mi seçmeliyiz?Niye seçeceğim?Haklı bir sebep söyleyin. Akılcı bir gerekçe belirtin seçelim. Nihayetinde onlar kendi ülkemizin insanları. Düşman değiliz ya..Ama..?Seçemiyoruz.İstesek de seçemeyiz.Aslında yapıp eyledikleri ile onlar kendilerini seçmemize mani oluyorlar. AKP'yi seçmememizin tek engeli yine kendileri.Az evvel yaptıklarından bazılarını söyledik..Devam edelim..Ülkemizin insanlarını, bir umutla okula alıp, eline esaslı bir diploma verdikten sonra sokağa bıraktıkları kısaca işsizliğe tavan yaptırdıkları için mi seçelim AKP'yi..Peki, o da değilse, hatırlayın...
Peki, terörist başının her nevruz mitinginde yazdığı bildiriyi Diyarbakır meydanından bütün Türkiye'ye okuttuğu için mi seçelim? Yoksa ülkenin parasından Barzani bölgesine para aktardığı, Peşmerge'nin maaşlarını ödediği için mi seçeceğiz? Değilse Kerkük, Peşmerge tarafından işgal edilirken sustuğu, tapu daireleri yakılırken ses çıkmadığı, mezar taşları sökülürken, görmezden geldiği için mi seçelim? Haydi, söyleyin!Ülkücüler AKP'yi neden seçsin? Yoksa siz, Şivan Perver bir elinde, Barzani öteki elinde "Megri megri" şarkısına mı âşık oldunuz? Belki de hayranlığınız, şu Habur kapısına mahkeme kurulup, teröristlere gösterilen derin hoşgörüyedir. Yoksa Kobani'ye sevkiyat yapılırken ısmarlanan pideye, lahmacuna mı bayıldınız? Kim bilir belki de hayranlığınız bir gece ansızın eski Selçuklu topraklarından Süleyman Şah türbesinin sökülüp başarıyla (!) sınıra yaklaştırmasınadır..