Aralık 12, 2017 10:13 Europe/Istanbul

Aydınlık: Bahçeli Erdoğan’a desteğin şartlarını açıkladı

Milli gazete:

İşgalci İsrail ordusu Gazze Şeridi'ne savaş uçağı ve tankla saldırı düzenledi

Yeniçağ:

Zarrab davasında yeni tanık

Yeniasya:

Küresel silah satışları tırmanışa geçti

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Sabri Durmaz, 12 Aralık tarihli Evrensel gazetesinde, “‘Asgari ücret’te sendikalar ne diyor, ne yapmıyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Aralık ayı başında toplanan Asgari Ücret Tespit Komisyonu, çalışmasına, Çalışma Bakanı Sarıeroğlu’nun “İşçi de işveren de fedakarlık yapmalı” çağrısıyla başladı.Diyebiliriz ki, asgari ücretle ilgili tartışmalar açısından bakıldığında bu yıl, asgari ücret tartışmalarının “en etkisiz olduğu yıl” olduğunu söylersek yanlış olmaz. Çünkü, bırakalım genel olarak kamuoyunu, asgari ücretin doğrudan mağduru olan asgari ücretli işçi çevrelerinden bile dikkate değer bir tepki gelmedi.Burada “etkisizliği”nden söz ettiğimiz, sendikalar (işçiler) tarafıdır. Yoksa patronlar ve Hükümet çok sıkı ve “etkili” bir işbirliği içindeler ve ne yapacaklarını biliyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelee yer veriyor:

...***

Her ne kadar ayın başından beri, Evrensel’in muhabirlerinin gayretleriyle işçilerin bu konudaki talepleri, haberler ve işçi mektupları olarak gazete sayfalarına yansıyor görünse de gerçekte, geniş işçi çevrelerinin bu konuyu tartıştıkları ve taleplerinin işçi kamuoyunda yayılıp ortak bir tutuma dönüşmesi için girişimler yaptıkları da söylenmez.

Nitekim geçen hafta CHP’nin asgari ücretin 2000 TL olmasını isteyen açıklamasından sonra, DİSK ancak bir rakam öne sürebildi. DİSK Genel Başkanı Kani Beko, asgari ücretin bu yıl net 2 bin 300 TL olarak belirlenmesini istedi. Çünkü DİSK-AR’ın yaptığı hesaplara göre asgari ücret ancak bu düzeyde belirlenirse, asgari ücretli işçilerin yaşamlarında bir düzelme yaratabilirmiş! Yani DİSK’in önerisi, “Bir rakam da biz söyleyelim, CHP’nin istediğinden de yukarı olsun” gibi bir keyfiyetten değil, DİSK-AR’ın somut veriler üstünden yaptığı hesabın sonucudur.

Türk-İş ve Hak-İş’ten asgari ücret için hiçbir tepki ve talebin öne sürülmemesi ise elbette çok manidar olduğu kadar utanç vericidir. Bu da Türkiye’deki sendikal hareketin nerelere geldiğinin çok somut bir göstergesidir.

Hani 5-10 yıl önce olsa, “Sendika üyeleri asgari ücretin üstünde ücret aldığı için sendikalar asgari ücretin ne olacağı ile ilgilenmiyor” denilebilirdi. Ama son yıllarda ortalama işçi ücretleri öylesine aşağı çekilmiştir ki, sendikalı işçilerin önemli bir bölümünün ücreti de asgari ücret düzeyine gelmiştir. Bu yüzden de asgari ücretteki her artış, sendikalı işçilerin ücretlerine zam olarak da yansıyacaktır. Bu somut gerçek de dikkate alındığında, bugün Türk-İş ve Hak-İş’in asgari ücretle ilgili herhangi bir girişiminin olmamasının anlaşılır bir yanı yoktur!

Elbette ki az çok sendika adına layık sendikaların asgari ücretle ilgileri, “asgari ücret şu olsun bu olsun” diye açıklama yapmaktan ibaret değildir. Tersine eğer Asgari Ücret Komisyonu, işçileri tatmin etmeyecek bir ücret tespit ederse, bunu kabul etmeyeceklerini daha komisyon çalışması sürerken, hatta komisyon toplanmadan ortaya koymak durumundadırlar ki, komisyon belirleyeceği rakamın “faturasını” önceden görerek hareket etsin!

Ama bugünkü tabloya bakıldığında; komisyonun, açıklayacağı rakam konusunda fazla endişeye kapılması için bir neden yok. Çünkü ortaya atılan rakamlar olsa da, komisyonun bu talepleri görmezden gelerek bildiğini okuması karşısında kedisine bir “fatura” çıkmayacağını görmektedir.

…***

Esfender Korkmaz, 12 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Büyüme analizi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Temmuz-Ağustos-Eylül aylarını kapsayan 2017 yılı üçüncü çeyrekte Gayri Safi Yurt İçi Hasıla yüzde 11.1 büyüdü. Büyüme kısmen baz etkisi ile meydana geldi. Çünkü geçen sene aynı çeyrekte GSYH, yüzde 1.8 oranında azalmıştı. 2016 dördüncü çeyreğinde büyüme oranı yüzde 4.2 olmuştu. Bu sene de yakın bir büyüme olursa, yıllık büyüme oranı en az yüzde 6 olur. Bu oran dünya ortalamasının üstündedir. Zira 2017 yılı için gelişmekte olan ülkelerde ortalama büyüme oranı yüzde 4.7, Çin'de yüzde 6 ve Hindistan'da yüzde 7.5 olacağı tahmin ediliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

…***

Sektörler içinde, hizmetler sektörü ilk sırada yüzde 20 büyüdü, ikinci sırada inşaat sektörü de yüzde 18.7 büyüdü. Kredi genişlemesi, vergi indirimleri inşaat sektörünün büyümesine yol açtı. Ancak konutta arz fazlası oluştu. Ayrıca aynı destekler devam etmeyeceğine göre önümüzdeki dönemlerde inşaat sektöründe büyüme aynı hızla artmaz.Üçüncü çeyrekte sanayi sektöründe büyüme de yüzde 14.8 oldu. Sanayi sektöründe büyüme imalat sanayiinde kapasite kullanım oranını artırmadı. Zira 2016 yılının aynı üç aylık dönemine göre 2017 yılında imalat sanayiinde kapasite kullanım oranı ortalama yüzde 1.1 arttı.Üretim arttığı halde kapasite kullanım oranı neden artmadı? Üretimde verimlilik mi arttı? Araştırılması gereken bir konudur.3- Büyümeye en yüksek katkıyı özel tüketim harcamaları yaptı. İkinci sırada yatırımlar geliyor. Dış ticaret, ihracat-ithalat farkının katkısı ise 0.12 düşük kaldı.

Yüksek büyüme kendisi kadar önemli bir sorunu ortaya koydu. Üçüncü çeyrekte iş gücü ödemelerinin GSYH içindeki payı azaldı. Geçen sene yüzde 35.6 olan pay bu sene yüzde 32.7'ye geriledi. İş gücü ödemelerinin payının düşmesi, çalışanların nisbi durumlarının bozulması demektir. Bunun nedeni de maaş ve ücretlere enflasyon altında artış yapılması ve daha da önemlisi büyümeden pay verilmiyor olmasıdır.Gerçekte bütün üretim faktörleri katma değer yaratır. Maaş ve ücretlere yaratmış oldukları katma değerden pay verilmezse üretim faktörleri arasında gelir dağılımı emek aleyhine bozulur.  

…***

Deniz Zeyrek, 12 Aralık tarihli Hürriyet gazetesinde, “Kılıçdaroğlu erken seçim mi bekliyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

““Bütçe hakkı” önemli bir vatandaşlık hakkıdır. Demokrasilerde yürütme organı, her yılın sonunda bir sonraki yılın bütçesini hazırlar ve denetime sunar. Denetim görevini vergi veren vatandaşlar adına TBMM yapar. Önce Plan Bütçe Komisyonu, ardından TBMM Genel Kurulu, Bakanlıklar tarafından hazırlanan bütçeleri görüşür ve TBMM onayının ardından devletin kaynaklarının nereye nasıl harcanacağı netleştirilir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

2018 bütçesinin komisyon görüşmeleri Kasım ayında yapılmıştı. TBMM, Genel Kurul sürecini de başlattı. Gazeteci olarak mümkün oldukça izlemeye çalışırım bütçe görüşmelerini. Dün bir çok meslektaşımla birlikte ben de TBMM’deydim.

Öncelikle şunu söyleyeyim:

Bugüne dek izlediğim en sönük Genel Kurul Bütçe görüşmelerinden biriydi.

Kılıçdaroğlu bir saatlik konuşmasının sadece 20 dakikasını ekonomiye ayırdı ama o bölümde de 2018 bütçesiyle ilgili detayların yanından geçmedi. Geri kalan bölümde ise Zarrab davasını, Man Adası iddiasını, Filistin’i, dış politika konularını, Ataşehir Belediyesi’ni konuştu.

MHP lideri Devlet Bahçeli, hükümetin hazırladığı 2018 bütçesiyle ilgili konuşma gereği bile duymadı. Yerine DPT kökenli Samsun milletvekili Erhan Usta konuştu. Usta’nın konuşması içerik bakımından “ustaca” hazırlanmıştı, dopdoluydu ama sadece ekonomi uzmanlarının anlayabileceği teknik bir dil içeriyordu.

HDP temsilcileri de önce 2018 bütçesini “savaş bütçesi” olarak genelleyip, etiketleyip, ardından da Kılıçdaroğlu gibi Man Adası, Zarrab davası gibi konuları öne çıkardılar.

Muhalefet temsilcilerinin ardından konuşan Başbakan Binali Yıldırım da bütçeyi anlatmak yerine muhalefetin güncel konulardaki eleştirilerini yanıtlamayı tercih etti.

Dikkatimi çeken başka bir nokta da Genel Kurul salonunun durumuydu. CHP lideri Kılıçdaroğlu konuşmaya başladığında salonda sadece 4 AK Parti milletvekili vardı. Başbakan Binali Yıldırım yerinde olmadığından kabinenin büyük bölümü de dışarıdaydı. Kılıçdaroğlu konuşmasına başladıktan bir süre sonra Başbakan Yıldırım arka odadan hızlı adımlarla Genel Kurul’a geldi. O gelince AK Partili milletvekili sayısı da 40 civarına yükseldi. Bakanlar da Kabine bölümündeki yerini aldı.

Kılıçdaroğlu konuşmasına Kudüs meselesi ile başladı. “Filistin’i savunmak onurdur” başta olmak üzere TBMM’deki herkesin destek verebileceği cümleler kurdu. Ancak, Genel Kurul’daki kutuplaşma o kadar belirgindi ki salonda bulunan az sayıda AK Partili, Kılıçdaroğlu’nu alkışlamamak için Filistin’le ilgili cümleleri bile duymazdan geldi.