Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: Rusya Yemen’den diplomatlarını çekti
Cumhuriyet:
CHP'li Yarkadaş'tan 'Cemaatinin terör örgütü olduğunu bilmiyorduk' diyen Bozdağ'a Cumhuriyet ve Akit manşetiyle yanıt
Yeniçağ:
Suudi Arabistan, Yemen'i vurdu
Yeniasya:
Meclis'te 'Kürdistan' tartışması
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Özgür Mumcu, 13 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Milli eğitim sorunu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Gülen cemaati iktidarın da büyük katkılarıyla devlet aygıtının her köşesine yerleşti ve neredeyse ülkeyi ele geçirecekti. Çocuk yaşta devşirilen cemaat üyelerine çeşitli çıkar ilişkileri sebebiyle cemaatle ortak hareket edenler de katıldı. Gülen cemaati, AKP döneminde iyice hız kazanan 40 senelik bir operasyonu tamamına erdiremedi. Ancak diğer tarikat ya da cemaatlere bir yol haritası da vermiş oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelee yer veriyor:
...***
Yeterli zamanı ve adanmışlığı olan dini yapılanmalar, Türkiye’nin bütün kurumlarına hâkim olma ihtimalleri olduğunu biliyor. Elbette bu hepsi için geçerli değil. Ancak demokrasiyle ilgisi olmayan, inandığı değerleri memlekete hâkim kılmayı ilahi bir görev bellemiş cemaat ve tarikatlar da vardır. Bunların Gülen’in başaramadığını başarmak için heveslenmediğini kim söyleyebilir?
15 Temmuz’dan sonra devlette liyakatin esas olacağı çok dile getirildi. Gelgelelim gidişat bunun hayata geçirilmediğini gösteriyor. İktidar sırtını tarikatlara dayamış durumda ve tarikatlar Cumhuriyet tarihinde hiç olmadığı kadar siyasetin belirleyicisi.
Gülen cemaatinin insan devşirme yöntemi eğitimdi. Mevcut iktidar da eğitimi dincileştirip tarikatlaştırarak benzer bir yol tutmuş durumda.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın evlerde dini sohbet projesinin cemaatin sohbetlerinden yöntemsel nasıl bir farkı var? Okulların teker teker imam hatipleştirilmesi yetmedi, çocuklar evlerinde de rahat bırakılmıyor. Cemaat, tarikat, siyaset, ticaret anahtar kelimeleriyle bir tek parti devleti kuruldu. Devletin memurları bir partinin propaganda memurları haline getirilmiş. Sabah akşam dinci bir eğitime maruz kalan çocuklara artık evlerinde de rahat yok.Milli Eğitim Bakanlığı, AKP’li belediye başkanlarının vakıflarının müfredatıyla bir siyasi partinin genel başkanını öven ev sohbetleri düzenlemeyi bir eğitim faaliyeti mi zannetmektedir? Uluslararası bütün testlerde Türkiye yerlerde sürünüyor. Memleketin eğitim sistemini böylesine itibarsızlaştırmış, ülkenin geleceğini çalan bir bakanlık bu. Milli Eğitim falan denmez artık. Bu bakanlık AKP’nin ve onun dayandığı tarikatların kendine militan devşirmek için kullandığı, devlet bütçesinden nemalanan milli bir sorundur.
…***
Esfender Korkmaz, 13 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Büyüme kimin cebine çalıştı?”başlıklı yazısını okyucularla paylaşıyor.
“Açıklanan Üçüncü Çeyrek Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'da (GSYH) büyüme oranı ile Türkiye, Dünya Büyüme Şampiyonu oldu. Ne var ki bir toplumun mutluluğu için büyüme tek başına yetmiyor. Eğer bu büyüme hukukun üstünlüğü, demokrasi, basın özgürlüğü ortamı içinde olsaydı, daha çok sevinirdik.İktisat politikaları iki tarafı kesen bıçak gibidir. Büyüme için fazla hormon verirseniz ters tarafı daha fazla keser.Söz gelimi geçen sene 3. çeyrekte GSYH, yüzde 1.8 daraldı. Bu sene yüzde 11.1 arttı. Bu durum büyümenin aşırı hormonlu olduğunu gösteriyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bir yılda 12.9 büyüme farkı da bizzat istikrarsız büyüme yaşadığımızı gösteriyor. Büyümenin Millî Gelir artışı yanında, üçüncü çeyrekte işsizliği de 0.7 puan düşürmesi olumlu katkısıdır. Buna karşılık büyümenin olumsuz etkileri de olmuştur. 2016 Eylül ayında yüzde 7.28 olan yıllık TÜFE oranı, 2017 Eylül ayında, 3.9 puan artarak 11.20'ye yükselmiştir.Tüketim artışı için bütçeden verilen paralar, vergi indirimleri, hazine garantili krediler ve diğer teşvikler, talep artışı yaratmış ve bu artış aynı zamanda kronik enflasyona da ilave yapmıştır. Büyüme ile artan gelirin üretim, katma değer yaratan emek, sermaye, müteşebbis gibi üretim faktörleri arasında yüzde yüz adil dağılması mümkün değildir. Ancak kamuoyunu rahatsız etmeyecek kadar bir adalet içinde dağılması gerekir.Üçüncü çeyrekte ücret ödemelerinin GSYH içinde payı geçen sene 35.6 iken bu sene 32.7'ye geriledi. Yani çalışanlar büyümeden pay almadı. Zaten işçi ve memura yalnızca enflasyon hesabı yapılıyor, büyümeden pay verilmiyor. Özetle büyümeden çalışanın cebine giren bir şey olmamıştır.
Üçüncü çeyrekte sanayide yüzde 14.8 büyüme olmuştur. Ancak bir çeyrek içinde teknoloji değişmediğine göre, kapasite kullanım oranı neden yalnızca 0.9 puan artmıştır? Dış borç stokunun artması dış kaynak girişi demektir. 2017 ikinci çeyrek dış borç stokumuz 432 milyar dolar idi. Üç aylık artışla 440 milyar dolara çıktığını tahmin edersek, ülkeye kaynak olarak veya mal ve hizmet olarak 24 milyar dolar girmiştir.Dışarıdan kaynak girişi büyümeyi olumlu etkiler. Ancak eğer cari açık için borçlanıyorsak kaynak girişi ayrıca büyümeyi etkilemez. Ancak açığı telafi eder. Cari açıktan fazla dış borçlanma büyümeyi etkilese de dış borç stokunun artması da gelecek yıllardaki büyümenin bu günden ipotek altına alınması demektir. 2017 yılında 9 aylık dış ticaret açığı ve cari açık artmıştır. Normalde bir ekonomide büyüme olursa üretim artışının bir kısmı ihraç edilir ve ülke Çin'de olduğu gibi cari fazla verir. Türkiye'de AKP iktidarının yanlışları, üretimin ithal ara malı ve ham maddeye bağımlı olmasına yol açtı. Bu nedenle büyüme ithalat talebini de artırıyor. Bu sene 9 aylık bütçe açığı da 19.6 milyar lira daha fazla oldu. Bütçe açığı talep artışına yol açar ve büyümeyi olumlu etkiler. Ancak büyümenin devam etmesi için bu açığın yatırım artışından ileri gelmesi gerekir. Türkiye’de tersine, popülizmden dolayı artan cari harcamalar artmıştır.
…***
Fatih Polat, 13 Aralık tarihli Evrensel gazetesinde, “Evet, KHK’ler hayati önemdedir”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, üç gün önce konuk olduğu Kanal 7 televizyonundaki Başkent Kulisi programında, “Önümüzde çıkacak önemli bir KHK var, inşallah yakında yayımlanacak.” dedi. Ülkede milyonlarca emekçi yeni yıla girerken asgari ücrete biraz olsun nefes alabilecekleri bir zam bekliyor. Bu, emekliler için de geçerli. Ama hükümet şu ana kadar asgari ücret ile ilgili sadece emekçilerden fedakarlık isteyen bir açıklama yaptı ve önceki yıllarda olduğu gibi yıl sonuna gelindiğinde asgari ücreti muhtemelen kırıntı düzeyinde bir artış ile bağlayacak.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Cezaevindeki gazeteci sayısı 150 dolayında. Artık intihar haberleriyle gündeme gelen kamudan ihraçların yol açtığı toplumsal sonuçlar da hükümeti ilgilendirmiyor ki, Bozdağ’ın müjde verir gibi ‘inşallah’ diyerek açıkladığı haber de yine bir KHK ile ilgili.
Darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL kapsamında bugüne kadar 26 KHK yayımlandı. Bozdağ’ın, 20 Kasım tarihinde “Yeni KHK ile ilgili çalışmalar değerlendirildi. Önümüzdeki günlerde yeni KHK çıkacaktır. Hem tedbir hem de düzenleme kararnamesi olmak üzere iki kararname yayınlayacağız” sözlerinin ardından zaten yenileri ekleneceği de biliniyordu.
Bozdağ, yeni KHK’ye dair açıklamasında “önemli bir KHK” dedi. Evet, KHK’lerin hayati önemini Türkiye yaşayarak öğrendi zaten. 8 ay önce açıklanan verilerde, OHAL döneminde yayınlanan KHK’ler ile meslekten ihraç edilenler içinde en az 37 kişinin intihar ettiği belirtiliyordu. Örneğin CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, 29 Nisan 2017 günü yayımlanan OHAL intiharları raporunda 15 Temmuz darbe girişiminden beri 35 intihar tespit ettiklerini açıklamıştı. HDP Milletvekili Mithar Sancar, 1 Mart 2017’de Başbakan Binali Yıldırım’ın cevaplaması istemiyle Meclise ihraç edildikten sonra intihar eden Mehmet Fatih Traş’la ilgili soru önergesi vermişti. HDP Milletvekili Mizgin Irgat da, 2 Haziran 2017 günü, KHK ihraçları nedeniyle yaşanan 37 intiharı Meclis gündemine taşıdı.