Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: İnşaatta kriz kapıda
Evrensel:
OHAL var, huzur yok
Birgün:
AKP’nin Ataşehir adayı belli oldu
Yeniçağ:
Zamlar yağıyor aklımız almıyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Hikmet Çetinkaya, 16 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Cemaatin himmet kasası...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bugünlerde canı sıkılan siyasetçiler, öç alma, ötekileştirme sarmalından çıkıp “paralel yapı”yı, bir başka deyişle “FETÖ’cü” işadamlarını, şike davasında rol alan Fethullahçı polisleri gözaltına almaya başladı... Yaşananları hayretle izliyorum daha önce yazdığım gibi... 1 Kasım seçimlerinde tek başına iktidara gelen AKP, muhalefetin beceriksizliğinden yararlanarak, yıllardır bilinen “Fethullahçı kadrolaşma”yı yeni bir şeymiş gibi gösteriyor, “kahve ahalisi”ne, bu yapılanmayı çökertmek için kolları nasıl sıvadığını anlatıyor. Oysa bugün ortaya atılan savlar aslında bilinen gerçekler.Bunun gizlisi saklısı olmadığını yıllar önce yazıp çizdik, kimseyi inandıramadık...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Cemaat Türkiye Cumhuriyeti’nin kılcal damarlarına değin girmiş, yargıda, poliste, TSK’da devletin desteğiyle kadrolaşmıştı... Gelelim şu “kara para himmet kasası”na ya da “himmet vurgunu”na... Yahu bunlar yeni bir şey değil... Bu para himmeti, önce yurtiçinde ve dışında kurulan okullar, ardından dershaneler aracılığıyla oluştu... Fethullahçıların “günah defteri”nde, Orta Asya cumhuriyetlerine açılmada “rüşvet çarkı”nın nasıl işlediğini yıllarca anlattım; askeri liselere sahte sağlık raporuyla öğrencilerin alındığını yazdım. Hepsi gerçekti, yazılarımın kaynağı ise yargı kararları. Kimse umursamadı, üstelik bazı okurlar, “bıktık artık aynı konuyu yazmanızdan” diyerek beni eleştiri yağmuruna tuttu.Bir zamanlar “yere göğe” koyamadıkları Fethullahçıları 17/25 Aralık yolsuzluk operasyonunun ardından “devleti ele geçirdiler” diye casus, vatan haini, darbeci olarak suçlayanları hayretle ve ibretle seyretmekle yetiniyorum ben... Seyrederken elbet düşünüyorum... “FETÖ” diye bir örgüt varsa tutuklanan iki-üç gazeteci, işadamı mı var bu yapılanmanın içinde! Kimi siyasetçilerin, havuz medyasının savına göre “FETÖ” devleti ele geçirmiş... Günaydın! Cemaatin bulaştığı alan sayısı çok... Fethullah Gülen’i koruyup kollayan siyasetçi sayısı, işadamı çok... Türk Silahlı Kuvvetleri, CHP ve MHP “şantaj kasetleri”yle ağır darbeler alırken, AKP’nin 14 yıldır iktidarda olduğunu unutturmak istiyorlar topluma. Paralel yapıyı suçlayıp yerden yere vuranların çoğunluğu Fethullah Gülen’e toz kondurmuyor, Cemaate dokunan yanıyordu bir zamanlar. Siz istediğiniz kadar “himmet operasyonu” yapın, 29 kentte 105 kişiyi gözaltına alın para musluğunu kapatamazsınız. Başta söyledim, devletin kılcal damarlarına değin giren, dış bağlantıları çok güçlü olan bir yapılanmayı çökertemezsiniz.
…***
Cevher İlhan 16 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, “Deklarasyonla kalınmamalı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İslâm İşbirliği Teşkilâtı (İİT) olağanüstü toplantısı deklarasyonunda, Trump’un skandal Kudüs oldu bittisinin reddedilip, İsrail’in Kudüs’ü ilhakla dayattığı tüm uygulamaların vicdan, hukuk ve tarih önünde hükümsüz olduğu deklâre edilerek bütün dünyayı başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devletini tanımaya daveti fevkalâde önemli.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Keza Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden netice alınamadığı takdirde Filistin ve Kudüs meselesinin BM Genel Kurulu’na taşınacağının belirtilmesi kayda değer. 57 ülkeden 16’si devlet başkanı 48’inin bir araya gelerek, başkenti Kudüs olan bağımsız Filistin mücadelesine tam desteği yinelemesi, dünya kamuoyunu oluşturmada büyük önem taşıyor.
Ancak yeterli ve sonuç alıcı olmadığı geçmişteki benzer kararların akıbetiyle ortada.
Bu açıdan, Filistin’in İsrail’in zulüm ve baskısından kurtulması için başta Arap dünyası olmak üzere Müslüman ülkelerin mezhebî ve etnik ihtilâfları bir tarafa bırakıp öncelikle içte barış ve istikrarı sağlayıp tam bir ittifak içinde sözkonusu kararların arkasında durmaları lazım.
Netice almak için, İİT Dönem Başkanı olarak başta Türkiye ve diğer Müslüman yönetimlerin deklarasyonla kalmayıp; konuyu BM, AB ve diğer uluslararası etkili zeminlere taşıyarak kararlılıkla tâkipçisi olmaları şart.
Bunun içindir ki, başta Türkiye ve başat ülkelerin temennilerle kalmayıp Filistin’in başkenti ilân ettikleri Kudüs’te âcilen büyükelçiliklerini açmaları; İsrail’e etkili ve caydırıcı yaptırımlarda bulunmaları, ekonomik – ticarî anlaşmalardan başlayarak bütün işbirlikleri iptal etmeleri icâb ediyor.
AKP iktidarında, Milli Savunma Bakanı’nın ikrarıyla Ankara’nın 60’ı aşan İsrail’le savunma sanayi ve silâh alımı ihâlelerinin yanısıra, 15 Temmuz 2004’te Resmî Gazete’de yayınlanan Bakanlar Kurulu kararıyla, GAP, KOP’u (Konya Ovası Sulama Projesi) ve Tuz Gölü’nü içine alan, tarımdan tohumculuğa, sulamadan hayvancılığa, güvenlikten çevreye, turizmden pazarlamaya geniş kapsamlı “ekonomik mutâbakat zabıtları” gözden geçirilip en azından askıya alınmalı.
Evvela devletin resmî ajansı AA’nın Ankara ve Telaviv’in Ekonomi, Sanayi ve Ticaret bakanlıklarından derlediği verilerle, Türkiye-İsrail ticaret hacmi, son yıllarda kat kat artışla ortaya konulan ve mâlum “one minute” çıkışından sonra da İsrail’le her türlü ekonomik ve ticarî anlaşmalarla sürdürülen, İsrail’in İstanbul’daki Başkonsolosu Shai Cohen’in ikrarıyla yüzde 40 arttırılan “Türkiye – İsrail enerji işbirliği” ıskartaya çıkarılmalı.
Ve “Nükleer silâh sınırlandırılması”nı kabul etmeyen İsrail’in Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) üyeliğini, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne (OECD) alınmasını ve İsrail’in NATO karargâhında temsilcilik açıp askerî tatbikatlara katılımını sağlayan Ankara’nın onayları geri çekilmeli.
…***
Murat Muratoğlu, 16 Aralık tarihli Sözcü gazetesinde, “Kölelik kaldırıldı, işsizlik arttı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye İstatistik Kurumu'nun açıkladığı verilere göre işsizlik” diye başlayacaktım ki, aklıma devletin resmi istatistiklerini yayımlayan kurumun 2016 Şubat ayından bu yana vekâletle yönetildiği geldi. Sahi neden iki yıldır atama yapılmıyor? Vekâlet ile yönettirmek birilerinin işine mi geliyor? Açıkladığı rakamları hiç mi etkilemiyor? Bak sen şu işe! Hadi işsizliğe geri dönelim. Açıklanan işsizlik bir önceki aya göre değişim göstermedi, yüzde 10,6 olarak açıklandı. Yani 3 milyon 419 bin kişi işsiz! Türkiye dünya büyüme rekoru kırarken bunu nasıl yapmış da işsizlik azalmamış? Eğer büyüme var ise, insanların iş bulması gerekmez mi?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Hep alavere dalavere…İşin ilginci çalışanların üçte birinden fazlasını yani yüzde 34,8'ini kayıtdışı çalışanlar oluşturmuş. Öyle açıklandı! Sen gidip kayıtdışı çalışanın yüzdesini tam bulup işsizlik oranını hesaplayabiliyorsun ancak onları kayıt içine alamıyorsun! Ne güzel dünya… Zira kayıtdışı çalışan sayısını kafaya göre ayarlıyorlar, işsizliği hesaplıyorlar. Kaydı yok kuydu yok nasıl olsa… Gerçek işsizliği kamufle eden son numaraları ne biliyor musunuz? Sosyal Güvenlik Kurumu verilerine göre sigortalı sayısı Ağustos 2016-2017 döneminde bir milyon 370 bin arttı. Gayet güzel bir gelişme değil mi? Lakin bu artışın sadece 205 bini zorunlu sigortalı işçilerden oluşuyor. Gerisi çırak, stajyer, kursiyer ve bursiyer artışından kaynaklanıyor. Normal şartlarda her yıl 300-350 bin olan stajyer sayısı bu yıl bir milyon kişi artınca işsizlik de bir milyon kişi az çıkıyor. Lakin devletten destek parası alınıyor! Nitekim 80 milyonluk Türkiye'de çalışabilecek 60 milyon kişiden 32 milyonu işgücünü oluşturuyor! Diğerleri? Yani 28 milyon kişi… Tuzu kuru… İş beğenmiyor, canları çalışmak istemiyor! En azından İstatistik Kurumu öyle diyor. Tabii ki bu kadar fazla insan çalışmak istemiyor olamaz. İstatistik Kurumu'nun onları adam yerine koymamasının sebebi işsizlik oranının yüksek çıkmamasını sağlamak. Nitekim Erdoğan bu sorunu çözmek adına yılın başında dile getirdiği “herkes bir işçi alsa” çağrısına yüzde yüz oranında zam yaparak “artı olarak ikişer kişi istihdam” şeklinde güncelledi. Sonrasında fabrikalar “çalıştıracak işçi bulamıyor” diye ekledi! Sorsan, vasıfsız işçi dahi bulamıyorlarmış. Doğru dürüst para vermişler de çalışacak işçi mi bulamamışlar? Onlar işçi değil bildiğin köle gibi bakıyorlar. Bedavaya yakına çok çalışacak, izin yapmayacak, aç yaşayacak insanlar arıyorlar. En ucuz ev kirası 800 liradan başlıyorken 1400 lira teklif ediyorlar. Ben mi başka ülkede yaşıyorum, yoksa çalışanının bankamatik kartına el koyup bankaya yatan asgari ücretin 200-300 lirasını çekip kalanını elden veren patronlar Uganda'da mıydı?