Türkiye'den köşe yazarları
Milli gazete: Erdoğan'dan sert tepki: Arkadaşlarımızın 'Hayır' kampanyasında olması bizi üzdü
Cumhuriyet:
CHP'li Özel: AKP’nin çaresizliği gücümüzü gösterir
Hürriyet:
Erdoğan-Gül tartışması nereye gider
Evrensel:
İşçilerden Erdoğan’a: Asıl sizin elinize dilinize dursun!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Nilgün Ongan, 1 Ocak tarihli Evrensel gazetesinde, “İşçiye yeni yıl müjdesi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Yılın son haftasına taşeron düzenlemesinin de yer aldığı KHK ile giren işçiler, haftanın son iş gününü ise belirlenen yeni asgari ücret düzeyi ile tamamladılar. Böylece Çalışma Bakanının işçilerden beklediği fedakarlığın boyutları da netleşmiş oldu: Yüzde 11.1’lik “rekor” büyümeye karşılık açlık sınırının altında kalan asgari ücret! Taşeron işçilerin kadroya geçirilmesiyle ilgili hükümler ise TBMM’de hiçbir partinin itiraz etmediği bu konunun neden KHK ile düzenleme yoluna gidildiğini ortaya koyuyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
KHK ile getirilen düzenleme taşeron işçilerin tümünü kapsamadığı gibi, kapsam dahilindeki işçilerin de güvenlik soruşturması ve sınav gibi koşulları geçtikten sonra geçmişte açtıkları muvazaa davalarından da feragat etmeleri gerekiyor.
Usul ve esasları her idarenin kendisi tarafından belirlenecek olan sınav konusunun, uygulamadaki sakıncaları bir yana, kursuyla-kitabıyla bir sektör yaratmakta olduğunu ise doğrudan Çalışma Bakanının uyarılarından anlıyoruz.
AKP’nin kamuoyu ile daha önce paylaştığı düzenlemelerden hareketle, kadro vaadinin taşeron işçilerin hak kayıplarını karşılamaktan uzak bir nitelikte gerçekleşeceği öngörülebiliyordu. Hatta “kadro” adı altında özel statülü sözleşmelerin gündeme gelebileceği de düşünülmüştü. Düzenleme içeriğinin sır gibi saklanması ise işçilerin bu konudaki haklı kaygı ve güvensizliklerini derinleştiriyordu.
Nitekim düzenlemenin sınırlı tutulup, işçilerin tümünü kapsamayacağı yolundaki kuşkular doğru çıktı. Ancak kadroya geçirilen işçilerin halihazırdaki kadrolu işçilerle aynı haklara sahip olamayacağı ise çok fazla öngörülmemiş tartışılmamıştı doğrusu!
Oysa KHK ile getirilen düzenlemeye göre kadroya geçirilen taşeron işçiler aynı işi yapan kamu işçileriyle aynı haklara sahip olmayacak. Taşeron çalıştıkları dönemdeki toplu sözleşmeden kaynaklanan hakları almaya devam edecekler. Halihazırdaki kadrolu işçilerin yararlandığı toplu iş sözleşmelerinin oldukça gerisindeki bu sözleşmelerin süresi bitene kadar ücretlerine zam yapılmayacak. Ayrıca kadroya yeni geçenlerin, çalıştıkları yerdeki eski kadrolu işçilerin toplu iş sözleşmesinden yararlanma hakları da yok.Yani taşeron işçiler, ücret ve çalışma haklarına ilişkin tüm kayıp ve eşitsizlikleri muhafaza ederek kadrolu hale getiriliyorlar. Aynı işyerinde farklı toplu sözleşme uygulamalarının önü açılıyor. Bu ise örneğin ücret eşitsizliği sorununun, aynı işi yapanlarla sınırlı kalmayıp kadrolu kamu işçileri arasında da yaygınlaşması anlamına geliyor.
...***
Remzi Özdemir, 1 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Gemiyi terk eden yabancılar”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye'de yaşanan krizin yabancı markaların çıkışında etkisi var ama öyle çok da büyük değil. Sonuçta bu şirketler küçülerek de olsa faaliyetlerine devam edebilirlerdi. Bunların faaliyetine son vermesinin en büyük etkisi Türkiye'nin uluslararası alandaki imajıdır.Bu imajı bozan hukuk sisteminin yeterince çalışmaması. Özellikle yabancı basında çıkan yargı ile ilgili kararlar yabancı sermayenin ciddi anlamda ürkmesine neden olmuştur. Sermaye hukuk güvencesi ister.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Türkiye'deki yargı ile ilgili uluslararası alanda o kadar çok olumsuz haberler var ki, bu bana göre en büyük etkendir.Yabancı Türkiye'den korkuyor ve arkasına bakmadan kaçıyor.Giden gitsin hiç de umurumuzda değil diyebilirsiniz ama Türkiye artık üreten değil sadece tüketen bir toplum. Bu nedenle sermaye girişine ihtiyacımız var. Sıcak para sadece Türkiye'nin kaynaklarını tüketir. Yüksek faize gelir parasını kazanır ve gider. Bütün bunlar kâğıt üstünde kalır. Oysa direkt yatırım yukarıda da söylediğim gibi istihdam ve vergi yaratır.Hollanda'nın bugün Avrupa'nın en zengin ülkesi olmasının en büyük etkisi ülkedeki yüzyıllardır süren yargı güvencesidir. Dünyanın neresinden gelirseniz gelin burada bir hukuk güvencesi bulursunuz. Bu nedenle birçok dev şirketin merkezi o küçücük ülkededir.Sonuç olarak yeni yıla karamsar bir tablo ile başlıyoruz.Geçen hafta bir bankanın üst düzey yetkilisi ile görüştüm. Son Kanun Hükmünde Kararname'nin yabancıları çok rahatsız ettiğini söyledi. Banka olarak artık yurt dışından çok da rahat bir kaynak bulamadıklarını anlattı.Doğal olarak bankalar yurt dışından ucuz kaynak bulamıyorlar. Yüksek faizle bulunan para Türkiye'de nasıl değerlendirilebilinir ki? Bir taraftan ekonomik istikrarsızlık, diğer yandan kur riski.Artık bankalar da yavaş yavaş şubelerini kapatmak zorunda kalacaklar.Son bir yıldır aynı şeyi söylüyorum.AKP iktidarının ekonomik bir başarısının olmadığı ortaya çıktı. Bugüne kadar el parası ile yapılan inşaatlar yavaş yavaş bizi biraz daha ekonomik bataklığa sürüklüyor.2018 yılı daha sert ve yüksek boyutlu kriz dalgası ile geçecek.
...***
Faruk Çakır, 1 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, “İsraf bitmeden zamlar biter mi?”başlıklı yazısına yer veriyor.
“Mal ve hizmetlerin zamlanması, fiyatlarının her geçen gün artması milleti ciddî sıkıntılara sokuyor. Tabiî ki zamlar sadece bu günün meselesi değil ve muhtemelen önümüzdeki yıllarda da gündemi meşgul edecek.Zamlara kızmadan önce buna sebep olan şartları bilmek ve konuşmak icap eder. Çünkü zam, bir neticedir. İnsan, ateşi yükseldiğinde ‘ateş’e ya da ateşini ölçen ‘derece’ye kızar mı? Kızsa bir işe yarar mı? Yüksek ateşe sebep olan hastalığın tedavisine çalışmak icap etmez mi? Aynen yüksek ateş gibi zam da bir neticedir ve sebepleri ortadan kaldırılmadığı sürece zamsız günler ve yılları beklemek boşunadır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
2018’de de zamlarla karşılaşacağımız anlaşılıyor. Her yıl yapılan düzenli zamlar haricinde hesapta olmayan ve beklenmeyen zamlar da yapılıyor. Sebebi ekonomik hayatın ‘mikrop’ kapmış olmasıdır. Bugün tedaviye başlansa belki bir iki yılda daha anlaşılır bir fiyat politikası ile karşılaşmak mümkün olur.
Yeni yılda yürürlüğe girecek şekilde elektriğe yüzde 9’a yakın zam yapıldı. Adet olduğu üzere trafik cezalarına da zam geliyor. Burada nisbet yüzde 15’e yaklaşmış görünüyor. Enflasyonun yüzde 10’larda olduğu açıklanan bir yerde cezalara yüzde 15 civarında zam yapmak ne ölçüde isabetlidir?
En çok itiraz edilen zamlardan biri de köprü ve otoyollara yapılan zamlardır. Hele hele 3. köprü ve bağlı otoyollardaki fiyatlar herkesin tepkisini çekmiş durumda. İtiraz edilen bir nokta da bu köprünün kamyonlar bakımından neredeyse alternatifsiz olmasıdır. Yani, “Ben bu köprüden geçmiyorum. Trafikte beklemeye razıyım, şu köprüden ya da tünelden geçeceğim” deme şansı yok sayılır. Hem mecburî geçiş hem de fahiş fiyat. Sebebi de işin içine ‘özel sektör’ün girmiş olmasıdır. Güya devletin kasasından para çıkmadan yapılan bu yollar, vatandaşın canını çıkarıyor. Çünkü özel anlaşmalar yapılmış, garantiler verilmiş durumda.
Kısa yoldan şunu söyleyebiliriz ki gerek İstanbul Boğazındaki 3. köprü ve gerekse Gebze-İzmir Otoyolu Projesi dahilinde yapılan Osman Gazi Köprüsü’nün fiyatlandırılmasında hatalar vardır. Bu uygulamaya itiraz etmeyen kalmadı, ama ne hikmetse idareciler bu itirazları duymak ve dikkate almak istemiyor.
Gazeteci yazar Yusuf Kaplan da köprü ve otoyollara zam yapılacağını duyunca twitterden tepki gösterenler arasında yer aldı. Kaplan şöyle yazdı: “Yollara, köprülere, toplu taşımaya yine zam gelecekmiş! Karayolları fahiş ölçülerde kâr ediyor! Kendi açıklamaları böyle! Ayarlama diyorlar buna! Soygun bu! Başka bir şey değil. Yeter!”
Bu mesaj üzerine yorum yapan bazı twitter kullanıcıları da “Otoyol ve köprülere zam yapacaklarına kendi masraflarını kıssalar herşey çözüme kavuşacak. Ama milletin cebi daha tatlı geliyor nedense. 3. köprü fahiş derecede pahalı. Tüm esnaf çok dertli, maliyetler 4 misli arttı. Kamuda ve belediyelerde hat safhada israf var. Devlet malı diye bol keseden ve gereksiz harcamalar yapılıyor. Bunu yetkililerin vicdanına değil, ‘gerçek’ denetimleri arttırmak ve hesap sormak lâzım” benzeri notlar yazmışlar.
Evet meselenin özünde devleti idare edenlerin yaptığı israf vardır. Tamamen değilse bile israfın bir kısmı engellense yeni zamlar yapmaya ihtiyaç kalmayabilir. Örnek olması bakımından israfa son vermeye İstanbul’un yol kenarlarındaki duvarlara asılan çiçeklere son vermekle başlanabilir.İsrafı bitirelim zamlara ihtiyaç kalmasın...