Türkiye'den köşe yazarları
Milli gazete: Dış ticaretteki açık 77 milyar dolar!
Birgün:
İktidar rüya görüyor, yurttaşlar ise kabus
Yeniasya:
Karadeniz yaylaları KHK ile ranta açılıyor
Karar:
Erdoğan'dan KHK talimatı: Vatandaşa iyi anlatın
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Çiğdem Toker, 3 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Örtülü ödenekle kaç otomobil alınır?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, Bursa milletvekili. AKP’nin 1603 TL olarak münasip gördüğü asgari ücretin, ne kadar iyi bir para olduğunu anlatırken “42 maaşla bir otomobil alınabilir” örneğini vermiş. Bursa, ülkemizdeki otomotiv sanayiinin kalbinin attığı yerdir. Çavuşoğlu’nun o takdire şayan örneği vermesinde, otomotiv sanayiine yakınlığın payı vardır. 42 asgari ücret ile bir otomobil alındığından hareketle Çavuşoğlu’nun binilmeye değer gördüğü otomobilin fiyatının 67 bin 326 TL olduğu anlaşılıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Aynı ilham noktasından bakarak, bu tutardaki bir otomobilin bütçedeki bazı kalemler üzerinden satın alınabilirliğine de göz atabiliriz. Niye atmayalım. Mesela, bir asgari ücretlinin ağzına tek lokma koymadan, fatura ödemeden 42 ay boyunca biriktireceği parayla satın alacağı otomobilin, Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın ortak kullanımına sunulan örtülü ödenek harcamaları karşısındaki durumu nedir? Gizli hizmet giderleriyle kaç otomobil satın alınabilir?Bunun için önce Maliye’nin resmi rakamlarına bakıyoruz. 2017 bütçesindeki gizli hizmet giderlerine yani. Henüz aralık ayı verileri açıklanmadığı için, hesabı 11 ay üzerinden yapacağız. Ocak-kasım dönemi gizli hizmet gideri tutarı: 1 milyar 784 milyon 654 bin TL. Çavuşoğlu’nun binilmeye değer otomobilin tutarından hesaplarsak: Cumhurbaşkanı ile Başbakan 11 ay boyunca örtülü ödenekten hiç harcama yapmasaymış 26 bin 507 adet otomobil satın alabilirmiş. Yok eğer, aylık ortalama örtülü ödenek üzerinden hesaplanacaksa onu da aktaralım. Ortalama aylık örtülü ödenek gideri olan 162 milyon 241 bin 272 TL ile her ay 2 bin 409 otomobil satın almak mümkünmüş. Şüphesiz ki, devletin onca âli menfaati dururken, gizli hizmet giderlerini bir kenarda biriktirip otomobil alınması gerektiğini söylüyor değiliz.Asgari ücretlinin, eğer ailesiyle birlikte açlıktan ölmemiş olursa 42 ay biriktireceği aylıkla otomobil alabileceği anlamına gelen sözleri söyleyen Çavuşoğlu, aynı gün inşaat halindeki Bursa Şehir Hastanesi’ni de ziyaret etmiş. Maaşları asgari ücretten gösterilen inşaat işçileriyle yemek bile yemiş. Yetkililerden projeyle ilgili bilgi aldıktan sonra, yüzde 30’u tamamlanmış Bursa Şehir Hastanesi’nin Avrupa’nın sayılı hastaneleri arasında yer alacağını söylemiş. Küçük ama önemli bir detay: Başbakan Yardımcısı Çavuşoğlu’nun Bursa Şehir Hastanesi’ni ziyaretine dair haberlerde, projenin bir Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) yatırımı olduğuna dair tek kelime yoktu. Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı yapan Rönesans Holding’in üstlendiği Bursa Şehir Hastanesi’nin 315.9 milyon dolara mal olacağını ve Sağlık Bakanlığı’nın bu hastaneye 28 yıl kira ödeyeceğini, fakat sözleşmede döviz üzerinden hesaplanan bu kira bedelinin açıklanmadığını yeri gelmişken not düşelim. Rönesans’ın bugünün rakamlarıyla yaklaşık 1.2 milyar TL’ye mal edeceği Bursa Şehir Hastanesi için, bakanlığın şirkete yılda ne kadar kira ödeyeceğini açıklamak, ihtimal ki oy kazandıracak bir bilgi değil.Oysa hatırlayın, onca zaman şehir hastanelerinde milletin cebinden beş kuruş çıkmayacak KÖİ projeleri olduğunu, ne kadar sık duyardık. Yavaş yavaş da olsa gerçeğin öyle olmadığı, en sonunda bütçeye konulan 2.6 milyar TL ile anlaşılınca AKP’li bakanlar ile KÖİ modelini öven bürokrasinin bu söylemde eskisi kadar hevesli olmadığını görüyoruz.
...***
Kazım Güleçyüz, 3 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, “Zulümler bu yıl da devam etmesin”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“2017’yi, OHAL hukukunu dahi “takmayan” ve keyfîlikte sınır tanımayan adaletsiz uygulamaların ayyuka çıktığı bir sene olarak geride bıraktık. Bu durumun yeni yılda da devam etmemesi ve ülkenin artık normalleşip hukuka dönmesi için topyekûn bir toplumsal seferberliğe şiddetle ihtiyaç var.On binlerce insanın mağduriyetine yol açan Bylock skandalında gelinen nokta, hukuku dışlayarak yol açılan tablonun bizzat sorumluları tarafından dahi savunulamayacak ve artık daha fazla taşınamayacak bir hale geldiğinin çok açık bir göstergesi.Onun için, iktidar çevreleri bunun faturasını da, her kötülüğü üzerine yıktıkları FETÖ’ye çıkarma taktiğini elden bırakmadan, kendileriyle birlikte bütün ülkeyi içine sürükledikleri derin çıkmazdan sıyrılmaya çalışıyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ne var ki, işin temelinde samimiyet olmayınca, güya “düzeltme ve telafi” adına attıkları adımlar da doğru ve sağlıklı olmuyor, çifte standart eleştirilerinin sonu gelmiyor.
“Morbeyin” eksenli ve çok sınırlı tahliye listelerindeki noksanlıklar, keyfî gerekçelerle mağduriyeti hâlâ devam ettirilmekte olan geniş kesimlerdeki haklı tepkiyi tırmandırıyor.
Ve tutuklamaların da, tahliyelerin de MİT rapor ve listeleri esas alınarak gerçekleştiriliyor olması, bu işlemlerdeki fonksiyonları adeta “evrak tevzi memurluğu”na indirgenen hâkim ve savcıların şahsında, yargı sistemine güveni iyice dibe vurduruyor.
Delilsiz tutuklamaların her defasında yine “Deliller toplanamadı” gerekçesiyle mütemadiyen uzatıldığı, dahası bazı “hâkim”lerin sanıklara açıkça “Sizin getireceğiniz belgelerin hiçbir kıymeti ve hükmü yok, ben sadece elimdeki MİT listesine bakarım” diyebildikleri bir işleyişe kim güven duyabilir ki!
Son tahliyelerin de bizzat yargının inisiyatifiyle değil, MİT listelerinde yapılan “düzeltme ve güncelleme”lerle gündeme gelmiş olması, bu tabloyu katmerleyen yeni bir gelişme. Sonuç olarak her geçen gün çok daha açık ve net bir şekilde görülüyor ki, yargı sistemi, hukuk ve adalet üzerindeki OHAL tahribatı son derece vahim boyutlarda. Tamiri ve telafisi çok zor olacak ve zaman alacak.Temennîmiz, 2018’in bu gidişatın kuvvetli bir irade ve inisiyatifle artık durdurulup ibrenin doğru yöne çevrileceği bir sene olması.
...***
Esfender Korkmaz, 3 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Devletin eli fakirin cebinde”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“2018 yılı için, vergi ve harçlara yapılan zamlar yüzde 14.47 oldu. 2018 için memura yüzde 3 artı 4 zam yapılacağı kararı alınmıştı. Asgari ücrete de yüzde 13.8 zam yapıldı. Demek ki devlet kepçeyle alıp, kaşıkla dağıtıyor.Belirli vergiler, belirli harcamalara tahsis edilemez. Ancak harçlar kamu hizmetleri karşılığıdır. Boğaziçi ve Fatih Köprü'sü zamları da aynı şekilde geçiş hizmeti karşılığıdır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
2018'de enflasyondan dolayı kamu harcamalarında kısıntı yoksa bu iki köprünün geçiş ücreti de en az enflasyon kadar artacaktır. Vergi ve harçların artması da normaldir. Ancak enflasyonun üstünde artış olması için yeni bir yatırım yapılması gerekir. Gerçekte ise bütçeden altyapı yatırımı yok denecek kadar azdır. Tersine eldeki yatırımlar da, özelleştirme kapsamında elden çıktı.Hükümet, en fazla övündüğü kara yolları ve son yapılan köprüleri bütçeden değil, müteahhitlere borçlanarak yaptı. Bu borçları ortalama 15 sene süreyle köprüden geçenler ve aynı zamanda geçmeyenler ödeyecek. Bütçe harcamalarındaki artış ve bu nedenle ortaya çıkan açık, 2017 referandum nedeniyle yapılan popülist harcamalardan kaynaklandı. Hükümet, kazanmak için halkın vergilerini kullandı. Şimdi bu açığı kapatmak için yine halkın vergilerini harçları, enflasyonun üstünde artırıyor.Eğer Hükümet bütçeden istihdam yaratmak için yatırım yapmış olsaydı, vergi, harç ve cezaların enflasyonun üstünde artmasına kimse itiraz etmezdi.Ayrıca Yavuz Sultan Selim ve Osmangazi köprülerinden geçen lüks araçların geçiş parasının bir kısmını geçenler ödüyor. Bir kısmı ise bütçeden ödeniyor. Bütçeden ödenen kısmı da elbette ki fakir-fukaranın vergileri ile ödeniyor.Bu haksızlığa köprülerin ihale şekli yol açtı.Yap-işlet-devret modeline göre devlet yatırım maliyetine ve gelire karışmaz. Yatırım yapacaklar, bu yatırım için işletme süresi teklif ederler. En az yıl işletecek olana verilir. Kârı zararı yatırım yapanlara ait olur.Köprüler ve Avrasya Tüneli için bunlardan çok farklı bir uygulama yapıldı. Adına yap-işlet devret denildi. Ancak aynı zamanda bir nevi kâr garantisi olarak geçiş garantisi verildi. Yetmedi sonradan bir de borçları için hazine garantisi verildi.