Türkiye'den köşe yazarları
Milli gazete: Suriye sınırına tank sevkiyatı
Evrensel:
Demirtaş: Tek adamın alternatifi başka bir tek adam olamaz
Aydınlık:
‘Kanal İstanbul’da FETÖ vurgunu!
Birgün:
Birgün sakatatçılarla konuştu: Dertliyiz, hayvancılık sektörü can çekişiyor!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Ali Sirmen, 14 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “AKP gidecek OHAL bitecek”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ hafta içinde OHAL’in bir dönem daha uzatılmasına karar verildiğini açıkladı. Artık sürekli OHAL dönemine girilmiş ve olağanüstü hal, olağan olmuş, olağanın bizzat kendisi olağanüstü hale gelmiştir.Bilindiği gibi, anayasanın 119. maddesinde ifadesini bulan OHAL, Tayyip Bey’in Allah’ın bir lütfu olarak nitelediği 15 Temmuz 2016 darbesinin ardından, darbe girişiminde bulunan FETÖ ile mücadele gerekçesiyle ilan edilmişti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeler eyer veriyor:
…***
Yürütmeye, anayasadaki temel hak ve özgürlükleri kaldırabilecek ve aynı zamanda içeriği yargı denetimi dışında kalacak olan kanun hükmünde kararname (KHK) çıkarma yetkisi veren OHAL döneminde, anayasaya aykırı olarak, terör ve darbe girişimiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan, örneğin kar lastiği kullanımını düzenleyen alanlarda bile KHK ile düzenlemeler yapma yoluna başvurulmuştur. OHAL KHK’leri belirtildiği gibi, her türlü yasal denetimden azadedir. Bu durum anayasal denetimi de kapsamaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi, anayasanın 148. madde hükmü gereği, şekil ve esas açısından, OHAL KHK’lerine bakamaz. AYM daha önceleri OHAL KHK’lerinin OHAL’in ilanına neden olan konularla ilgili olup olmadığını denetleme yetkisi olduğuna karar vermişken daha sonra, o konuda da yetkisiz olduğunu belirterek, geri adım atmıştır. Böylelikle OHAL yürütmeye, canının istediği her konuda, içeriğini dilediğince oluşturabileceği yasa hükmünde metinler çıkarmak hakkını veren, sınırsız bir denetimsizlik alanı oluşturmuştur.Son zamanlarda çok tartışılan 696 sayılı KHK bu alandaki sınırsız keyfiliğin en çarpıcı örneğini oluşturmaktadır. Bu KHK, 15 Temmuz ve devamı niteliğindeki darbe eylemlerine karşı koymakta olan sivillere yargı dokunulmazlığı getirerek, lince kadar varabilecek yetkileri olan, yargıdan muaf milis güçleri oluşturabilecek, çağdaş otoriter rejimlerde bile yeri olmayan bir kaos ortamı yaratabilecek olması bakımından çok eleştirildi.
696 sayılı KHK’nin 89. maddesi, 121. maddeyle milislerin elinin serbestleştirilmesinin, diğer KHK’lerle, özgürlüklerin baskı altına alınmasının, nasıl, kamu kaynaklarının yandaşlara aktarılması yoluyla talanını amaçladığının göstergesidir.AKP 15 Temmuz darbesinin yarattığı fırsattan istifade, yürürlüğe giren OHAL’in KHK’lerinin kendisine sağladığı, her türlü denetimden azade olarak hükmetmek olanağını sonuna kadar tepe tepe kullanmaktadır ve bunu da sürdürmekte kararlıdır. Artık AKP ile OHAL eşanlamlı iki kavram olmuştur.Artık AKP, OHAL KHK’leri olmaksızın ülkeyi yönetemez. AKP’nin OHAL’in sağladığı baskı, tehdit, sindirme, hakları çiğneme ve talan olanaklarından feragat ederek seçimlere gitmeyi düşüneceğini sanmak saflıktır. Seçime mutlaka OHAL altında gidilecektir. Artık AKP OHAL uygulamaları olmaksızın düşünülemez. Artık OHAL ile AKP etle tırnak gibi olmuşlardır. Artık OHAL giderse, AKP de biter. Bu durumda OHAL’den kurtulmak için izlenecek rota da belli olmuştur: Sandık! Ancak sandıkla AKP giderse OHAL biter. Evet, ne zaman AKP gidecek. Ancak o zaman OHAL bitecek.
…***
Esfender Korkmaz, 14 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Hukuk toplumsal huzurun alt yapısıdır”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye 17-25 Aralık 2013'ten sonra hukukun üstünlüğünde yargı bağımsızlığında hızla gerilemeye başladı. Türkiye'nin en geri kaldığı kriter, hükümet yetkililerinin denetimi ve gerektiğinde eylemlerinin kısıtlanması kriteridir. Türkiye bu kriterde 113 ülke içinde 108. sıradadır. Afganistan, Nikaragua, Etiyopya, Uganda gibi ülkeler daha üst sıralardadır.Bu alandaki sorun, Sayıştay denetimine sınır getirilmesi. Meclis'te AKP çoğunluğunun her yasayı yeteri kadar tartışmadan ve kontrolsüz çıkarması, OHAL kararnamelerinin OHAL'le sınırlı değil de, kalıcı olarak ve kanun yerine geçen kararlar niteliğinde olması, yargının yeniden düzenlenerek daha fazla siyasi etki altına alınması Türkiye'yi, hükümeti ve hükümet yetkilerini denetlemede dünyanın en geri ülkeleri arasına soktu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Kadir Has Üniversitesi Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması 2016'ya göre, Türkiye'de toplumun yüzde 50'si yargının giderek siyasallaştığını düşünüyor.Hukuka olan güvenin azalması, doğrudan insanların, ekonomik, siyasi ve sosyal yaşamını ve toplumsal huzuru etkiliyor.Türkiye'de siyasi iktidarın yargıya müdahalesi, yalnızca halkı değil, yargı mensuplarını da tedirgin ediyor.Hukuk tüm yaşamın alt yapısı olduğu gibi iktisadi kalkınmanın da alt yapısını oluşturur. Çok açıktır ki, kartelleşmenin arttığı, rekabetin olmadığı ve spekülasyonun hâkim olduğu bir piyasa ekonomisinde anarşi vardır ve kalkınma sağlanamaz.Yine, yasal engeller yoksa, Devlet imtiyazlarının, ihalelerin, her türlü ruhsat ve izinlerin, subjektif kriterlere göre dağıtılması, haksız rekabet yaratır, haksız zenginlik yaratır, gelir dağılımı bozulur. Orta gelir grubu yok olur. İkili ekonomik yapı oluşur. Zenginler ve fakirler piyasası oluşur.Aynı şekilde eğer yasalarla sınırlanmamışsa, siyasi iktidarlar bütçe kaynaklarını popülizm yapmak veya kendi partilerinin propagandasında kullanırlar. Bu hem diğer muhalif seçmen kitlesine karşı haksız rekabete yol açar, hem de kaynaklar çarçur edilmiş olur. Zira popülizm için harcama artınca, alt yapı yatırımlarına yeterli kaynak kalmaz ve aynı zamanda devletin piyasaya düzenleyici müdahalesi azalır. Bu şartlarda popülist iktidarlar, toplumu borçlandırarak alt yapı harcamaları yaparlar. Bir anlamda toplumun geleceği ipotek altına girer.Öte yandan kalıcı büyüme ve kalkınma, başta teknoloji olmak üzere yatırımlarla sağlanır. Yerli veya yabancı yatırımcı, bir ülkeye yatırım yaparken her şeyden önce burada, mülkiyet haklarına sağlanan güvenceye ve Hukukun üstünlüğüne bakar. Yasaların sık sık değiştiği, anlaşmaların askıya alındığı, yolsuzlukların yoğun olduğu ülkelerde kimse yatırım yapmaz.
…***
İhsan Çaralan, 14 Ocak tarihli Evrensel gazetesinde, “2019 seçimlerine giden yol ‘OHAL’e Hayır’dan geçiyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“2019 seçimlerine daha hayli zaman varken, tarafların seçim taktikleri etrafındaki tartışma siyasi gündemde günden güne ağırlık kazanıyor. Çünkü medyayı ele geçirmiş olan AKP iktidarı attığı her adımı 2019 seçimlerini kazanmaya bağlamış bulunuyor. Bu adımlar ve bu adımların en önemlisi olarak biçimlenen “MHP-AKP ittifakı” için, Bahçeli ve MHP’sinin “gemileri yakan” hamlelerini eleştirenlere AKP ve MHP sözcüleri; “Siz de kendi tarafınızdakilerle ittifak yapın da görelim” diyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu köşeden önceki gün de yazıldı; AKP-MHP ittifakı artık bir “Seçim ittifakı değil”, tersine her iki parti için de bir “varlık yokluk” ittifakıdır.
Çünkü MHP için AKP’ye, onun geleceğine bağlanmak bir seçenek değil bir zorunluluk haline gelmiştir. Çünkü MHP’nin tek başına ayakta kalması artık çok tartışmalı hale gelmiştir.
AKP ve Erdoğan için ise MHP’nin getireceği yüzde 1-2’lik bir destek bile “Olmasa da olur” diyebileceği bir destek değildir. Dahası AKP “yerli ve milli normlara” yönelişiyle önemli ölçüde MHP’nin fikriyatına teslim olduğu için, arada bir anlaşmazlık çıkması da beklenmez. Belki Bahçeli, AKP’nin kimi pragmatist hamlelerinden rahatsız olabilir; ama o kadar! Ki, bunu da Bahçeli’nin çok kolay tolere edeceğini yakın geçmişte gördük, görüyoruz.
“MHP-AKP ittifakının en azından 15 Temmuz darbe girişiminden beri süren, OHAL’in uygulamalarıyla her adımda pekişen, iki parti için de “varlık yokluk” sorununa dönüşen bir “kader birliği” haline geldiğini söylemek yanlış olmaz. Çünkü 2019 seçimini kaybetmek MHP için de AKP için de artık bir “son”dur! Onun içindir ki MHP-AKP ittifakı, kendi tarafını; “yerli ve milli güçler”, karşı tarafı da “yabancı ve gayri milli güçler” olarak tarif ederek, ülkenin yarısını, hatta yarısından çoğunu “gayri milli ve dış güçler” olarak gösterecek kadar gözünü karartmış bulunmaktadır ve bu ittifak, aralarında hayli sıkı ideolojik bağlar da bulanan en gerici odakların ittifakıdır.