Türkiye'den köşe yazarları
Evrensel: CHP forumunda OHAL'e karşı mücadele çağrısı
Milli gazete:
Temel Karamollaoğlu: ABD müttefikimiz olamaz
Yeniasya:
Avrupa Konseyi: AYM'nin kararı alkışlanmalı
Sözcü:
SONAR anketinde şok sonuç! Seçim ikinci tura kalıyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Erdol Manisalı, 16 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “AKP’ye bugün yarayan yanlış uygulamalar”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Özellikle, “uzun dönem-kısa dönem” sonuçlar arasındaki büyük farklar AKP’ye ekonomik olarak olumlu yansımış ve halen de yansımaktadır. Özelleştirmelerden büyük altyapı projelerine, uzun dönemde büyük sorunlar yaratan uygulamalar, AKP’ye kısa, hatta orta vadede olumlu katkı sağlıyorlar.Altyapı tesislerinin ve kurumlarının özelleştirilmeleri 2003’ten 2016’ya kadar AKP iktidarının eline, “kendi amaçları doğrultusunda kullanabildiği büyük kaynak yarattı””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeler eyer veriyor:
...***
- Limanlardan havaalanlarına, köprülerden koylara devredilen haklar ve “özel imtiyazlar” kamudan özel şirketlere büyük kaynak transferi doğurdu. Orhangazi ve 3. köprü örneklerinde olduğu gibi.
- Doğrudan imtiyaz gelirleri dışında ve bundan çok daha büyük olarak “dolaylı yararlar” getirdi: üçüncü havalimanı İstanbul’a 3-4 milyon ek şehirleşme büyümesi getirirken inşaatla ilgili 200 tür girdide talep (ve gelir) üretiyor. Arsa fiyatlarındaki artışın “sağladığı” rant, kısa vadede bölge insanlarına yansıyor. Buna karşılık uzun vadede “çevre ve dolaylı makro ekonomik maliyetler” olarak, “halka ve devlete” büyük sorunlar getirecek.
Ayrıca verilen hesapsız devlet garantileri, uzun vadede büyük bedel yüklüyor. Ama AKP’ye bugün kaynak sağlıyor.
- Büyük kanal projesi “daha lafı edilirken bile arazi sahiplerine bir rant sağlıyor”. Hiç gerçekleşmese bile “kimilerini memnun kılıyor”. Üstelik dış borç yükü gelecek neslin sırtına ağır bir yük olarak binerken.
Bütün bunlar “yanlış politika ve uygulamaların, kısa vadede AKP’ye yarar sağlamasına yol açtı”. Üstelik dış borç, dolar olarak 3.5 kat arttı. Dış açık anormal bir düzeye çıkarak ekonomiyi yeni dış kaynağın kölesi yaptı, siyasi büyük ödünlere açık hale getirdi.AKP’nin karşısındaki CHP’nin (ve diğer muhalefetin) AKP’nin örgütlenme avantajlarına karşı sivil toplumsal örgütlenmeler üzerinde yoğunlaşmaları gerekir. CHP, Ekmeleddin İhsanoğlu örneğinde stratejik bir hata yapmıştır. Bugün, parti içi yapılanmadan başlayarak, toplumsal sivil örgütlenme kurmak zorunda.
…***
Esfender Korkmaz, 16 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “İşsizlik nereye gider?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“2017 Ekim ayında işsizlik oranı, 2016 yılının aynı ayına göre 1.5 puan azalarak yüzde 10.5 oldu. Türkiye için önemli iki gösterge olan tarım dışı işsizlik ve genç nüfusta işsizlik oranları da azaldı.Tarım sektörü işsizliği gizliyor. Bu nedenle tarım dışı işsizlik oranı, işsizliği daha doğru gösteriyor. Bu oran Ekim ayında yüzde 12.3 oldu. Gençlerde işsizlik oranı ise, Türkiye'nin içinde bulunduğu jeopolitik sorunlar, hızlı nüfus artışı, yurt dışına beyin göçü ve sosyal sorunlar açısından önem kazanıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeler eyer veriyor:
…***
Gençler açısından asıl sorun ne eğitimde, ne işte olanların oranıdır. Bu oranda bir düşme yoktur. Bu oran 2016 yılı Ekim ayında yüzde 24.3 iken, 2017 ekim ayında yüzde 24.1 oldu. Bu demektir ki gençlerde eğitim sorunu ön planda gelen bir sorundur. Özellikle hükümet gençleri dolaylı veya dolaysız imam hatipli yapmak istiyor. Bunu da açıkça savunuyor. Ayrıca orta eğitim, sınav sistemi çok sık değişiyor ve gençlerin moralini bozuyor.
Öte yandan, iş aramayıp da iş bulsa işe başlayacak olanları da katarsak, filli işsizlik oranı yüzde 15.8'e yükseliyor. 2016'da bu hesapla yapılan fiili işsiz sayısı 5 milyon 923 bin iken, 2017 Ekim ayında 5 milyon 393 bin oldu. Eğer bir istihdam politikası olacaksa, istatistik yöntemlerine göre hesaplanan işsizliği değil, filli işsiz sayısı ve oranını dikkate almak gerekir. Türkiye'de 5.5 milyon ile 6 milyon arasında değişen bir işsiz sayısı olduğunu ve bunlara iş bulmak gerektiğini bilmek zorundayız.Geriye üç sorun kalıyor; Birisi işsizlik oranında bu düşme devam eder mi? İkincisi kayıt dışı işsizlik oranı düşer mi? Üçüncüsü işsizlik sorunu kalıcı olarak çözülür mü? 2017 yılında dünya ekonomik konjonktürü iyileşme yolundaydı. Türkiye'ye bol sıcak para geldi. Avrupa'da da talep artışı yaşandı. İhracatı olumlu etkiledi.Referandum nedeniyle , talebi artıran uygulamalar oldu. Sonuçta 2012 yılından beri düşük kalan büyüme oranı arttı. İşsizlik oranı da bu nedenle birkaç puan düştü.2018 yılında seçim yılı olsa da aynı şekilde kredi genişlemesi mümkün değil, zira dönmeyen krediler artıyor. Vergi indirimleri ve kamu tüketim harcamalarının da sınırına gelindi. Aksi halde bütçe açıklarının finansmanı zora girer. Bir yandan 432 milyar dolar dış borcu çevirmekte zorlanırken, bir yandan 40 milyar dolar üstünde yıllık cari açığı finanse ederken, bir yandan da bütçe açıklarını finanse etmek olanağı yoktur.Demek ki, 2018 yılında büyüme oranı düşecek ve işsizlik artacaktır. Ekim 2017 döneminde herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan çalışanların oranı, bir önceki yılın aynı dönemine göre değişmedi ve yine yüzde 33,9 oldu.Kayıt dışı istihdamın çözülmesi için, istihdam üstündeki vergi ve prim yüklerinin düşürülmesi gerekir.
…***
Kazım Güleçyüz, 16 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde “Sınırı kim aşıyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“AYM’nin Altan ve Alpay’a tahliye kararını ve iktidarın direnişini tweet mesajlarımızda şöyle yorumladık:Ağır ceza mahkemesi AYM kararına direnirken neye dayanıyor? Hukuka mı, yoksa vaktiyle hoşuna gitmeyen bir AYM kararına tepkisini “Tanımıyorum, saygı da duymuyorum” diye açığa vurmuş olan Saraya mı?!! Saray kriterlerine göre çalışan bir yargı ile hukuk devleti ve adalet olur mu?!!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Yargıda yeni gündem: Ağır ceza mahkemeleri AYM’ye mi uyacak; Bekir Bozdağ’a mı?!! Mahkemeler iktidarın istediği yönde karar verdiği sürece “Herşey hukuk içinde yürüyor;” bu “konfor”u bozan bir karar çıktığında “sınır aşıldı.” ADALET (!) ve kalkınma Partisinin hukuk anlayışı bu.
Yardımcısından sonra Başbakan da konuşmuş: “AYM bilmez, bidayet mahkemesi bilir.” O zaman bireysel başvuru hakkını da, temyiz mahkemelerini de kaldırın, olsun bitsin! Ne gerek var işi uzatmaya! Ağır ceza mahkemesi kararı hemen infaz edilsin! Gerçi uzun tutukluluklar zaten infaz!!
“Mahkemeleri verdikleri kararlarla tartışılır hale getirmek hukuk devletinin ilkelerine aykırıdır.” AYM’nin son kararı için söylenen bu söz, kararlarıyla sayısız mağduriyete yol açan ağır ceza mahkemeleri için çok daha fazla geçerli. Ama iktidar bunları görmüyor, göstermiyor!
“Yargı tarafsız ve bağımsızdır. İktidarın taleplerine uygun kararlar vermesi şartıyla. Herşey hukuk içinde yürüyor. Savcı ve hakimler iktidar politikalarına uygun davrandıkları sürece.” Batıdan gelen eleştirilere verilen “Sizdeki hukuk da bizdeki guguk mu?” cevabının içeriği bu.Siyasî iktidarın ve güdümündeki mahkemelerin Anayasa Mahkemesine yetki ve görev sınırı çizip ayar verdiği bir tablo: Hukuk devletinde nasıl çağ atladığımızın son örneği. İstikamet bu alanda da 30’lu yılların modeli. Millî irade, ileri demokrasi ve hukukun üstünlüğü sloganlarıyla!
AYM kararına dahi direnerek keyfîlik ve hukuksuzluğa devam ederken siyasî iktidara yaslandıkları ayan beyan ortaya çıkan ağır ceza mahkemelerinin bu sorumsuz tavrı devam ettiği sürece masumların hukuku güvencede olamaz. Türkiye bu vahim sorunu bir an önce aşmak zorunda.Demokrasi tarihimizde halkın verdiği desteği böylesine vahim, yaygın ve görülmemiş hukuksuzluklara alet eden bir iktidar şimdiye kadar hiç gelmemişti. Öyle ki, oy verip de ancak işin ucu kendisine dokununca feryat edenlerin sayısı da giderek artıyor. Bakalım sonu nereye varacak?