Ocak 20, 2018 11:02 Europe/Istanbul

Birgün: Akıncı Üssü davasında 29 kişiye tahliye

Cumhuriyet:

Yargı sistemi çöktü... Mahkeme AYM’nin Resmi Gazete’deki gerekçesini de tanımadı

Yeniçağ:

Son anket sonuçları açıklandı: Akşener'le Erdoğan arasındaki fark kapanıyor!

Karar:

ABD’den YPG’ye 10 TIR’lık sevkiyat

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Ali Sirmen, 20 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “CHP’nin kafası karışık”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“CHP’nin 36. olağan kurultayı 3-4 Şubat’ta toplanacak. CHP’nin ana muhalefet konumu ve önümüzdeki seçimlerde potansiyel oy oranını da aşması olası etkisi dolayısıyla kurultaya kadar geçecek sürede dikkatler büyük ölçüde Cumhuriyetin kurucusu parti üzerinde yoğunlaşacak. Daha eski İstabul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal’ın CHP Genel Başkanlığı’na adaylığını açıklamasından önce de Canan Kaftancıoğlu’nun İstanbul İl Başkanlığı’na seçilmesiyle, CHP tartışma gündeminin ön sıralarına oturmuştu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Ardından Kocasakal’ın adaylığını açıklaması, hemen sonrasında, artık gedikli genel başkanlık adayı haline gelmiş olan Muharrem İnce’nin yarışta var olduğunu pek yakında deklare edeceği söylentisi CHP’de “kim” tartışmasının yeniden alevlenmesine neden oldu.

Zaten CHP’de, klasik “ne yapmalı” sorusu yerini, yıllar var ki, yanlış olan “kim yapar” sorusuna bırakmıştır.

Oysa çağdaş partilerde, hele hele sosyal demokratlarda kurultaylar, “ne yapmalı” arayışına, iyi hazırlanmış, tabandan iyi örgütlenerek gelmiş yanıt arama, program forumlarına dönüşmüşlerdir.

Demokratik yapının gereği de, kişi arayışından çok, çare arayışını önceleyen davranışı kaçınılmaz kılar.

İlk bakışta şaşırtıcı da görünse de, CHP’de liderlerin yerlerinin tartışmasız olduğu tek parti dönemlerindeki kurultaylar bu nitelikte, yeni arayış forumları idiler.

Öyle olması da doğaldır. Ne yapacağınıza karar vermeden, onu kiminle yapacağınızı araştırmak, arabayı atın önüne koymak olmuyor mu?

Ne yapacağını bilmeyen bir kuruluş, bilmediğini kiminle yapacağına kitlenip kalırsa, nasıl sağlıklı bir gelişmenin hem ürünü hem de motoru olabilir ki? Lafı fazla uzatmaya gerek yok. CHP’nin 36. kurultayının en önemli aşaması şimdilik, Kemal Kılıçdaroğlu’nun favori göründüğü genel başkanlık seçimi değildir. Çünkü bugün artık yüzde 25’i bile bulmayan bir bantta sıkışmış bulunan CHP’nin temel sorunu kimin genel başkan olacağı değildir? Zira parti, geniş kitleleri harekete geçirecek, sorunu kaynağında, tabandan tartışarak ortak akılla çözüm üretecek, demokratik tartışmayı kısır klik çekişmelerinin üstüne çıkaracak dayanışmacı, yeni yaratıcı, çözümleri yarışmacı yöntemle yaşama geçirecek, parti içinde etkinliğin liyakat esasına dayanmasını sağlayacak mekanizmaları geliştirecek bir yapıya ulaştıramaz ise, kim genel başkan olursa olsun sonuç değişmeyecektir. Nitekim öyle de olmuştur.Öyle olması da, ikisi de, yürekli, nitelikli, donanımlı ve birikimli olan son iki Genel Başkan Deniz Bey ile Kemal Bey’in kişiliklerinden değil, partinin yapısal bozukluklarından kaynaklanmaktadır.Önce neşteri buraya vurmak gerek.

…***

Kazım Güleçyüz, 20 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, “Linç mantığına “dur” diyen kararlar”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Anayasa Mahkemesinin Mehmet Altan ve Şahin Alpay için verdiği tahliye kararına, ilgili ağır ceza mahkemelerinin direnişi sürerken, şimdiye kadarki “tutukluluğa devam” kararlarında gözlenen oybirliği, ilk kez bu kritik davada bozuldu.AYM kararı sonrasındaki ikinci itirazı da reddeden İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi Halit İçdemir, tahliyeden yana oy kullandı ve çoğunluk kararına muhalefet şerhi koydu:“AYM’nin hatalı uygulamaları eleştirilebilir nitelikte olsa da bu durum AYM kararlarının bağlayıcılığına engel teşkil etmez. AYM’nin gerekçeli kararının beklenmesinde hukukî yarar yoktur. AYM iradesini kısa kararında ortaya koymuştur.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Nihayetinde AYM kararları bağlayıcıdır, kesindir. Kararlarına karşı başvuru mercii yoktur. Tutuklama kararı AYM’nin göreviyle bağlantılıdır. Birtakım hatalı uygulamaları görev ve yetki alanını daraltmayacaktır. Bu nedenle kesin ve bağlayıcı AYM kararları doğrultusunda hak ihlalinin ancak tahliye ile giderilebileceği anlaşıldığından itirazın kabulü ile sanık Mehmet Hasan Altan’ın tahliyesine karar verilmesi kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.”

Bu karşı oy ve muhalefet şerhi, hukukun en temel ilkeleri çiğnenerek bir linç mantığıyla yürütülen FETÖ davalarındaki vahim gidişat açısından çok önemli ve kritik bir kırılma noktası.

Benzer örneklerini, 28 Şubat sürecindeki Yeni Asya davalarında, özellikle Mehmet Kutlular’ın yargılanma süreçlerinde çok görmüştük.O konjonktürde mahkûmiyet kararlarındaki oybirliği, AB’nin sıkı ve yakın takibiyle yapılan yasa değişiklikleri yürürlüğe girip kamuoyunda da bu yönde bir değişim süreci yaşanmasına paralel olarak tedricen delindi ve karşı oylar verilmeye başlandı.Bir aşamadan sonra da, başlangıçta mahkûmiyet yönünde oluşan oybirlikleri, tahliye ve beraat istikametinde şekillenir hale geldi.OHAL sürecinde yargıyı da hukuk ve adaletten uzaklaştırıp AYM ve Yargıtay gibi yüksek yargı organlarını dahi fonksiyonlarını icra edemez hale getiren baskı ve korku ortamının aşılması noktasında gerek AYM’nin tahliye kararı, gerekse 27. Ağır Cezadaki karşı oy, tarihin burada da tekerrürünün güncel örnekleri.İttihad buluşmalarının son durağı bu akşam Erzurum. Programı Ağrı, Ardahan, Erzincan, Iğdır, Kars ve Tunceli’den de katılımlarla gerçekleştirecek ve bölge toplantımızı da yapacağız inşaallah. Ömer Yavuzyiğitoğlu ve Rifat Okyay’la birlikte. Doğu Anadolu okuyucularımızı bekliyoruz.

…***

Burhan Ayeri, 20 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “'Mezarlıktan geçerken ıslık çalmak”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Yaşar Usluer'in yorumlarından birini kullanacağım. Bazı yerlerini kısalttığım için kusura bakmasın."Biliyorsunuz, mezarlıktan korkan kişiler, içinden veya yanından geçerken ıslık çalarlar ki herhangi bir ses duymasınlar. Sayın Erdoğan'la Bahçeli'nin yaptığı da budur. Çiğdem Talu'nun 'İşte öyle bir şey' adlı dizelerinde olduğu gibi.Hatırlayınız 10 Ağustos 2014'te yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce muhalefet adayını açıklayıncaya kadar Erdoğan 'Adayım' diyememişti. Eğer, CHP Eskişehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen'i, MHP TBMM Başkan Vekili Meral Akşener'i aday gösterip 'ikinci tura kimin adayı kalırsa onu destekleyeceğiz' diye deklare etselerdi Erdoğan asla birinci turda seçilemezdi. O zaman korkusu buydu. Ayrıca Gül, genel başkan adayı olmasın diye görevinin bitimine bir gün kala olağanüstü kongreyi toplayıp Davutoğlu'nu seçtirmişti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bu cinlikten sonra Cumhurbaşkanlığına ya Gül de aday olursa, korkusu da yok değildi.Şimdiki korkusu ise yine Gül ve Akşener'dir. Sırf bu yüzden 100 bin seçmenin aday göstermesi için uyum yasalarında noter tasdiki getirebilir. Zira Meclis'te grubu olmayan partilerin 1 Kasım 2015 seçimlerinde aldıkları oy yüzde 5'i bulmuyor. Noter ise bir kağıtta altı kişinin onay/vekalet vermesini kabul ediyor. Yani 100 bin imza 16 bin 600 kağıtta halledilebiliyor. Bunun maliyeti de kağıt başı 100 liradan 1 milyon 600 bin lira eder ki, karşılanabilir. Kendi parasıyla bu işi yapacak seçmen sayısı da az değil. Bahçeli'nin korkusu ise baraj altında kalmak, siyasetten silinmektir. Bu yüzden Erdoğan adaylığını açıklamadığı halde 'Bizim adayımız Erdoğan' diyor.Oysa aynı Bahçeli, 8 Nisan 2014 tarihinde Erdoğan için 'İster AKP'li ister MHP'li, ister CHP'li olsun her vatandaş cumhurbaşkanı olabilir. Ama ne var ki Recep Tayyip Erdoğan olamaz. Milletin terazisi bu sıkleti çekmez. Villalara balya balya dolar yığandan, paraları sıfırlarken haysiyetini de sıfırlayandan Cumhurbaşkanı olmaz. TSK'ya kumpas kurandan başkomutan olmaz. Milliyetçiliği ayaklar altına alan bir inkarcıdan Cumhurbaşkanı olmaz, olamayacaktır. İki yanlıştan bir doğru çıkmaz. Tekeden süt çıkmaz, suda ateş yanmaz. Recep Tayyip Erdoğan'dan da Cumhurbaşkanı olmaz' diyordu.Görüldüğü üzere korku dağları bekliyor ve 180 derece döndürebiliyor. Kaldı ki MHP'lilerin oyu da Bahçeli'nin cebinde değildir.Burhan abi 'CHP'nin içinde yüzde 50+1 şansı olan isim İlhan Kesici'dir. Başka biri ile -Kılıçdaroğlu dahil- kazanma şansları sıfır. Bu gerçeği kafalarına sokmalı gerek...' diyorsunuz ama bu zor. Zira Sayın Kesici dürüst, bilgili ama hitabet gücü zayıf. Siyasette dürüst ve bilgili olmak yetmiyor maalesef. Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen'in adaylığı tutmaz artık çünkü 81'ini devirdi. CHP İzmir Milletvekili Doç. Dr. Selin Sayek Böke gelecek vaat ediyordu. Harcadılar. Eskişehir Milletvekili Prof. Dr. Gaye Usluer nedense öne çıkarılmıyor. Kısacası CHP, Cumhurbaşkanlığı için kimi aday gösterirse göstersin Akşener'in yarısı kadar oy alamaz.Bu yüzden Erdoğan'ın korkusu Akşener ve Gül'dür. Akşener 'CHP'nin adayı ikinci tura kalırsa destekleriz' demekle 1-0 öne geçmiştir. Akşener'e oy verecek binlerce CHP'li var. Ayrıca geçen seçimlerde sandığa gitmeyen 10 milyon seçmenden de oy alacağı kuşkusuzdur.