Türkiye'den köşe yazarları
Birgün: ‘Seçim kapıda’ havasında kurultay
Evrenel:
İki seçenek var: Ya şiddet, ya da dört duvar arasında yaşam!
Yeniçağ:
Yıldırım'dan Kılıçdaroğlu'na seçim teklifi!
Milli gazete:
Kılıçdaroğlu'ndan hükümete çağrı: Suriye hükümetiyle derhal temasa geçiniz
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
İhsan Çaralan, 4 Şubat tarihli Evrensel gazetesinde, “Bilim, modern tıp, işçilerin birliği aynı safta!”başlıklı yazıını okuyucularla paylaşıyor.
“AKP’nin il kongreleri nedeniyle salonlara ya da meydanlara çağrılan yandaşlar, hep bir ağızdan “Reis bizi Afrin’e götür” diye haykırıyor. Bu kalabalık göstericiler topluluğuna, kürsüden “Gerekirse önce ben gideceğim, siz de arkamdan geleceksiniz” denerek coşku veriliyor.Afrin’e operasyon öncesinin “Bir gece ansızın gelebiliriz” sloganının yerine “Gerekirse Afrin’e ben gideceğim, siz de arkamdan geleceksiniz” hamaseti geçirilmiş görünüyor. Ülke tablosunun öteki boyutunu ise Afrin’e askeri operasyona karşı çıkanlara, “barış talep edenler”e yönelik baskı ve şiddet oluşturuyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde (Çapa) ortaya çıkan görüntü, Türkiye’deki barış ve demokrasi mücadelesi ile karşıtları arasındaki mücadelenin çok usta bir ressam tarafından çizilen trajikomik tablosu gibiydi.
Şöyle ki;
Çapa Tıp Fakültesi Hastanesindeki hekimler ve sağlıkçılar, ”Savaş bir halk sağlığı sorunudur” dedikleri için gözaltına alınan TTB yöneticilerine destek vermek amacıyla bir basın açıklaması yapmak istediler. Ancak büyük bir polis yığınağı ile karşılaştılar. Açıklamayı kapalı salonda yapmaya karar veren hekimler ve sağlıkçılar, polis kapıları tuttuğu için içeriye de sokulmadılar. Bunun üzerine sağlıkçılar Cağaloğlu’ndaki TTB binasına yürüdüler ve açıklamayı orada yapmak zorunda kaldılar.
Sağlıkçıların barış talepli açıklamasına izin verilmezken, aynı gün ve aynı alanda “hacamatçılar”ın TTB’ye karşı “Afrin operasyonuna destek” veren basın açıklaması polis korumasında yapıldı!
Bu bilim ve “modern tıp” düşmanı fikirlerin okşanıp desteklenmesi elbette ki ibretlik bir durumdur. Böylece bilim karşıtlığı ile barış karşıtlığı “hacamatçılar”ın şahsında bir araya gelmiş; sistemin bir fotoğrafı olarak dünya alemin gözleri önüne serilmiştir.
Aslında bu trajikomik durum; Türkiye’de bilime, ifade özgürlüğüne verilen değeri göstermesi bakımından da son derece önemli bir karşıtlık oluşturmuştur.
Bu resim, AKP-Erdoğan iktidarının sadece Afrin operasyonuna karşı olanlarla barış isteyenleri değil hedeflemenin de ötesinde; aynı zamanda “modern tıp”la muskacılığın, “koca karı ilaçları”, hurafe ile bilimin arasındaki 25 yüz yıllık mücadelenin de resmidir.
Tablo elbette ülkenin içinde bulunduğu tablodur ve bundan sonuçlar çıkarmak; barış ve demokrasi mücadelesini bu gelişmelerin ışığında yenilemek için çalışmak son derece önem kazanmıştır.
Alanlara yansıyanlar karşı karşıya bulunduğumuz sorunun “iki boyutlu bir resmi”dir. Karşı karşıya olduğumuz barış ve demokrasi mücadelesinin üçüncü boyutunu ise; bu mücadelenin işçi ve emekçiler içindeki yansıması oluşturmaktadır.Çünkü Afrin’e yönelik operasyonla birlikte, işyerlerinde, emekçi semtlerinde, emek mücadelesinin talepleri etrafında bir araya gelen, birleşen işçilerin; Afrin operasyonu bahane edilerek oluşturulan şoven milliyetçi, militarist iklimin baskısıyla önemli ölçüde bölündüğü ortaya çıkmıştır. Çünkü AKP-MHP arasında oluşturulan “milli mutabakat” koalisyonu, işçiler ve emekçiler içinde bölücülük yaparak şoven milliyetçiliği kışkırtarak, bölünmeleri derinleştirmekte, barışı savunan işçileri baskı altına almayı amaçlamaktadır.Bu baskıların sonuçları işçiler arasında nasıl bir bölünmeye yol açtığını son iki haftadan beri gazetemize gelen işçi mektupları ve haberlerinden görüyoruz.
…***
Esfender Korkmaz, 4 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Halkın kafası karışık”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Kadir Has Üniversitesi, Türkiye Çalışmalar Merkezi, 2012 yılından beri Türkiye Sosyal -Siyasal Eğilimler araştırması yapıyor. 2017 sonuçlarını açıkladı.Anket sonuçlarına bakarsak, ekonomi konusunda Millet'in kafası fazlaca karışık görünüyor. Anket sorularından birisi ''Türkiye’de iyiye giden değişimler ve Türkiye’de Kötüye giden değişimler'' sorusudur.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu tablo sonucuna göre halk ekonomik gidişattan memnun değil. İyiye gidiyor diyenler toplamı yüzde 30.9, kötüye gidiyor diyenler yüzde 73.4 .2. Ankette ''Son bir yılda Ekonomik Gelişmelerin etkisi'' de sorulmuş. Bu soruya kendimi ve ailemi geçindiremedim diyenlerle, ekonomik olarak daha kötü durumdayım diyenler çoğunlukta yüzde 55.1'dir.Ekonomik olarak daha iyi durumdayım diyenlerin oranı ise yüzde 7.5'dir. Diğerleri etkilenmedim diyenlerle fikir beyan etmeyenlerdir.
Bu olumsuz tablolara ve halkın ekonomik gidişattan olumsuz etkilendiğini söylemesine rağmen, ankete katılanlar içinde hükümetin ekonomi politikalarını başarılı bulanlar oranı daha yüksektir.''Hükümetin ekonomi politikalarını başarılı bulma'' sorusuna cevap verenlerin yüzde 47'7’si başarılı buluyor, buna karşılık yüzde 27.7'si başarısız buluyor.Önce verdiğimiz anket sonuçları ile bu sonuç arasında tam bir çelişki ve kafa karışıklığı var. Neden?
Bir neden ekonomik sorunların, işsizliğin henüz milletin cebine tam olarak yansımadığı olabilir. Bir diğer neden, halk hükümet aleyhine konuşmaktan korkuyor olabilir. Üçüncüsü, aşırı siyasi kamplaşmadan dolayı, istemediği halde böyle bir cevap vermiş olabilir. Dördüncüsü, siyasi iktidarın çok iyi algı yaratması olabilir.Söz gelimi Cuma günü yine 'ihracat uçtu' diye açıklandı. Bütün televizyonlar aynı paralelde yayın yaptı. Hatta bir spiker ihracat artışı 2018'de büyümeyi olumlu etkileyecek dedi. Ancak açıklanmayan ithalat daha da çok artmışsa, bu etkinin olumsuz olacağını ya bilmiyor veya ona böyle söyle denildi.Yine Kadir Has Üniversitesi'nin yaptığı aynı ankette ''Şu anda Türkiye ekonomisinin en önemli sorunları nedir?'' sorusunu cevaplandıranların yüzde 12.5'i 'enflasyon', yüzde 12'si ise 'faizlerin yüksekliği' diyor. Yani halk faizlerin yüksekliğini de enflasyon kadar önemli bir sorun olarak görüyor.
…***
Abdulkadir Selvi, 4 Şubat tarihli Hürriyet gazetesinde, “İktidar özlemi yoktu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Arena Kapalı Spor Salonu’na girerken CHP kurultayının teması olan, ”Adalet ve Cesaret” yazısı karşılıyor sizi... Dünyada ses getiren, Adalet Yürüyüşü’nün ardından bu kez de “adalet” vurgusu ön plandaydı.Deniz Baykal belki ilk kez bir CHP kurultayında yoktu. Ama Baykal ile Enis Berberoğlu’nun ruhu salondaydı. CHP’yi 2019 seçimlerine taşıyacak kadroların belirlenecek olması açısından beklenti yüksekti. “Coşku var mıydı” derseniz, yoktu. Salonda anlayamadığım bir huzursuzluk vardı. Kılıçdaroğlu, duygulara değil, akla hitap etti. Kılıçdaroğlu’nun dedikleri ve bir de demedikleri vardı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
- Üstüne basa basa Kürt sorunu dedi. Kürt seçmene ve HDP’ye göz kırptı. 2019 için önemli bir ipucu verdi.
- “15 Temmuz darbe girişimine değindi ama kontrollü darbe söylemini kullanmadı. Bunlar olumlu anlamdaki eksikliklerdi.
- Duvarın yıkılmasını istedi ama nasıl yıkılacağını söylemedi.
- 2019 seçimlerine dönük bir hedef ortaya koymadı.
- CHP’nin cumhurbaşkanı adayını nasıl belirleyeceğini anlatmadı.
- Konuşmasındaki en çok eksikliği hissedilen; ‘değişim ve yenileşme’ydi. Yeni heyecan ve yeni umut veremedi.Muharrem İnce ise heyecanlı bir konuşma yaptı. Ecevit’in aldığı % 42 oyu hatırlatıp iktidar ateşini yakmaya çalıştı. Mükerrer imza krizi ise kurultaya damga vurdu. İnce, “Lütuf değil, adalet istiyorum” derken, seçimlere Kılıçdaroğlu’nun jestiyle girebilen aday olma konumundan kurtulamadı. Kılıçdaroğlu, CHP’lilerden duvarı aşmalarını istedi. Ama umut ve heyecan ortaya koyamadığı için CHP’lilerin iktidar özlemi önüne duvar çekmiş oldu.