Şubat 06, 2018 09:10 Europe/Istanbul

Milli gazete: AK Partili belediye başkanı ihraç ediliyor

Aydınlık:

Saadet partisi Gül’e uyarlanıyor

Evrensel:

CHP yeni döneme sancı biriktirerek gidiyor

Sözcü:

Hatay’daki sınır karakolunda hareketlilik

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Ahmet İnsel, 6 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Kalıcı OHAL devleti”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Geriye dönüp bakıldığında, neden 2007 seçimleri sonrası, yeni bir anayasa projesi hazırlaması için görevlendirilen Ergun Özbudun ve ekibinin yaptığı hazırlıkların Tayyip Erdoğan tarafından rafa kaldırılmasının gerekçesi daha iyi anlaşılıyor. Hazırlanan projenin kamuya sunulmasına bile izin verilmemiş, konu kapattırılmıştı. O proje, bugün Erdoğan yönetiminin başarısız darbe girişimini bir fırsata dönüştürerek yürüttüğü devleti yeniden yapılandırma hamlelerinin tam tersi yönde bir değişim öngörüyordu. Anlaşılan o ki, bugün darbe girişimini bir fırsata çevirenlerin aklında, o zamanlarda da son derece merkeziyetçi, otokratik bir rejim modeli dolaşıyordu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Ocak ayında yayımlanan Olağanlaşan OHAL: KHK’lerin Yasal Mevzuat Üzerindeki Etkileri başlıklı rapor bu modele doğru ilerleyişe çiğ bir ışık tutuyor. Darbe sonrasında yayımlanan otuz OHAL KHK’sinin mevzuatta yarattığı değişiklikleri detaylı biçimde inceleyen çalışmayı İsmet Akça, Süreyya Aygül, Hülya Dinçer, Erhan Keleşoğlu ve Barış Alp Özden hazırlamış. Eylül 2017’de İnsan Hakları Ortak Platformu’nun yayımladığı OHAL Durum Raporu, OHAL gerekçesiyle sistemli biçimde işlenen son derece vahim insan hakları ihlallerini derlemişti. Bu yeni rapor, gene OHAL gerekçesiyle ama çoğu OHAL’in ilan edilme nedeniyle hiçbir alakasının olmadığı konularda yapılan kapsamlı kalıcı değişiklikleri gözler önüne seriyor.

104 sayfalık raporun yarısının savunma alanında yapılan mevzuat değişikliklerine ayrılmış olması, OHAL KHK’leri ile yürütülen idari yapı değişikliğinin odak noktasını ele veriyor. Özetle, Türk Silahlı Kuvvetleri hiyerarşisi ve özellikle Genelkurmay Başkanlığı’ndan bir dizi yetkinin alınıp bunların Milli Savunma Bakanı, Başbakan veya Cumhurbaşkanı’na devredilmesi değişimin ana gövdesini oluşturuyor. 2017 referandumu, 2019 sonundan itibaren cumhurbaşkanı ve başbakanın tek bir kişide birleşmesini ve bakanların başkan sekreteri konumuna geçmelerini yürürlüğe koydu. Dolayısıyla yapılan değişim sadece ordunun sivil yönetime daha fazla tabi olmasını amaçlamıyor. Seçilmiş otokrata kendi ordusunu kurma imkânı veriyor. Bunu MİT’in ve Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın şimdiden Cumhurbaşkanı’na bağlanması tamamlıyor.

Raporda yargı ile ilgili mevzuat değişikliklerinin incelendiği bölüm, değişimin ikinci büyük blokuna işaret ediyor. Burada da bir kısmı OHAL’le sınırlı ama büyük bölümü kalıcı önlemler var. Kalıcı önlemlerin hepsinin, yargının da yürütmeye daha fazla bağlı olması yönünde yapılması elbette bir rastlantı değil. Otokrasinin önemli bir özelliği, yürütmeyi göstermelik yaparken, yargıyı da bütünüyle güç sahibinin güdümüne bırakmasıdır.

Ekonomi ile ilgili KHK önlemlerinde de iki ana eğilim öne çıkıyor. Birincisi, yakın tarihimizde önemli bir yer işgal eden müsaderenin, bir kez daha yasallaşması. Diğeri, ekonomide yürütme erkinin ahbap-çavuş ekonomisini daha rahat idare etmesini sağlayan değişiklikler. Bunları sosyal güvenlik, kamu personel rejimi, eğitim alanlarında getirilen, hemen hiçbirinin OHAL gerekçesiyle uzaktan yakından bir ilişkisi olmayan, kalıcı değişiklikler tamamlıyor.

…***

Esfender Korkmaz, 6 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Enflasyon analizi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ocak ayında Tüketici Fiyatları (TÜFE) yüzde 1.02 oranında arttı. Geçen sene Ocak ayında aylık enflasyon yüzde 2.47 oranında atmıştı. Sonuçta Ocak ayında yıllık enflasyon da 10.35 oldu.Yurt İçi Üretici Fiyatları (Yİ-ÜFE ) 0.99 oranında arttı. Geçen sene Ocak ayında Aylık Yİ-ÜFE de daha yüksek, yüzde 3.98 olmuştu. Sonuçta Ocak ayında Yıllık Yİ-ÜFE de yüzde 12.14 oldu.TÜFE'de Merkez Bankası'nın en fazla şikayet ettiği Gıda Enflasyonu yüzde 8.76 oldu. Ortalama TÜFE oranının altında kaldı.Yİ-ÜFE oranlarında da 2017 yılına göre gerileme var.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

2017 yaz aylarında kurun düşmesi ve sonra da yatay seyretmesi, Kasım ayında Yüzde 15.7 çıkan Yİ-ÜFE'nin gecikmeli olarak düşmesine neden oldu ve TÜFE'ye yansıdı.2017'de referandum nedeniyle verilen talep artışı teşviklerden bir kısmının  sona ermesi nedeniyle talepte gerileme, beyaz eşya gibi bazı sektörlerde tüketimin doyma noktasına gelmesi, inşaat sektöründe durgunluk, talebe bağlı olarak TÜFE'yi de göreceli olarak düşürdü. Ocak enflasyonu 2017 enflasyon oranına göre düşük ve fakat, dünyada yüksek enflasyonlar arasındadır.Son yıllarda dünyada enflasyon düştü. Bizim gibi gelişmekte olan ülkeler içinde Arjantin dışındaki ülkeler enflasyonu önledi. Enflasyonu çözemeyen bir kaç ülke içinde kaldık. Söz gelimi G-20 içinde olan ülkelerden, birkaç yıl önce enflasyonun yüksek olduğu Rusya ve Brezilya gibi ülkelerde, IMF'nin 2018 yılı enflasyon tahminleri yüzde 4 ve altına geriledi. Türkiye'de enflasyon üstünde kur etkisi yüksektir. Çünkü üretimde yüzde 50 ve daha fazla ara malı ve ham madde ithal girdi kullanıyoruz. Kur artışı ithal girdi fiyatlarını artırıyor. Üretim maliyetleri artıyor. Yİ-ÜFE büyüyor. Sonuçta perakende fiyatlara yansıyor, yani TÜFE de artıyor.

…***

Kazım Güleçyüz, 6 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, “Geçersiz KHK’lar “kanun”laşırken”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Gündemin birden Afrin operasyonuna kaydırıldığı bir ortamda iktidar, bir buçuk seneyi aşkındır devam eden OHAL sürecinde peş peşe çıkardığı, ama büyük çoğunu Meclise sevk etmeyip bundan da muhalefeti sorumlu tuttuğu KHK’ları nihayet TBMM Genel Kuruluna taşıdı.Bunların, haddizatında sürelerinde görüşülüp onaylanmadıkları için hukuken geçersiz hale geldikleri ve yok hükmünde  oldukları kaydımızı bir kez daha düşerek devam edersek: Yasama süreçlerinde takip edilen prosedürlerin KHK’larda da uygulanması gerekirken, bunlar bu aşamada da terk edildi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İlgili komisyonlar atlanarak doğrudan Genel Kurula getirilen KHK’ları yasalaştırmak için sergilenen bu aciliyetin sebebi, şimdiye kadarki bunca geciktirmeyi “telafi” etme niyeti mi, yoksa işin içinde başka şeyler mi var?

Neticede bir buçuk yıldır bekletilenler dahil, KHK’lar Meclise getirildi ve ard arda “onaylanarak” “yasa”laştırılmaya başlandı.

Ama müzakere ve oylamalarda en çok dikkat çeken husus, iktidarıyla muhalefetiyle vekillerin sergilediği ilgisizlik ve cansızlık.

Çoğu torba kanun mantığıyla hazırlanan, OHAL gerekçeleriyle tamamen ilgisiz düzenlemeler ihtiva eden ve bilhassa ihraç, gasp, el koyma, kapatma gibi temel hak ve hürriyetleri özünden tahrip edici sonuçlarıyla çok büyük mağduriyetlere yol açan KHK’ların müzakereleri de, oylamaları da gayet düşük katılımlarla gerçekleşti. Konuşmalar boş salona yapıldı; “evet” oyları iktidar blokunun sandalye sayısının hemen hemen yarısı düzeyinde kalırken, “hayır”lar çok daha düşük sayılara indi.Olup bitenleri dikkatle takip edenlere “Meclis bu mu, böylesine pasif bir Meclisin gerçekten var olduğu söylenebilir mi?” diye sorduran bu tablo, 16 Nisan paketiyle getirilen ve OHAL uygulamalarıyla iyice katmerlenen “korkutmacaya dayalı tek adam sistemi”nin milletvekillerini ve siyaseti de ne kadar etkisiz hale getirdiğinin, demokrasi duyarlılığına sahip herkesi derin derin düşündürmesi gereken hazin bir sonucu.Nihayet “yasa”laştırılmalarına başlanan KHK’lar için AYM denetiminin yolu açılmış oldu. Ama “hoşa gitmeyen” AYM kararları da uygulatılmazken ne anlamı varsa!