Türkiye'den köşe yazarları
Birgün: Demirtaş’ın tutuklu bulunduğu davanın ikinci duruşması yapıldı
Yeniçağ:
Türkiye'den Irak'a 5 milyar dolar
Milli gazete:
Kılıçdaroğlu'ndan şok iddia: Referandumdan 'hayır' çıktı
Evrensel:
Demirtaş tutuklu bulunduğu davasında savunma yaptı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Esfender Korkmaz, 14 şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Spekülatif piyasa”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ocak ayından Ocak ayına son bir yılda, finansal yatırım araçları içinde borsa nominal olarak yüzde 44.21 getiri sağladı. TÜFE'ye göre hesaplanan borsanın reel getiri oranı da yüzde 30.68 oldu.2017'de dünyada ortalama büyüme oranları yükseldi. İşsizlik geriledi. Enflasyonda düşüş yaşandı. Borsalar da 2009 yılından sonra, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde en yüksek düzeyine çıktı. Dünyada önde gelen 65 borsanın toplam piyasa değeri, 82 trilyon dolara yükseldi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Borsalar reel değerleri temsil etmekten uzaklaştı. Yani balon yaptı. Ayrıca siyasi gerilimler de artıyor.2017 yılında dünyada en fazla kazandıran yüzde 77.72 artan Arjantin Borsası oldu. Türkiye Vietnam'dan sonra üçüncü sırada geldi. Dikkat edersek bu ülkeler ekonomik olarak kırılgan ülkelerdir. Borsalar ne kadar hızlı artarsa o kadar hızlı düşer. 2018 yılı BİST 100 açısından riskli bir yıldır. Mamafih dünya borsaları sert düşüş yaşadı ve fakat arkasından toparlandı. Piyasalardaki dalgalanmayı ölçen VIX endeksi 2015 yılından bu yana yüzde 50 gibi en yüksek seviyesine çıktı. Dünyada borsaların artmasına karşılık Arap ülkelerindeki borsalar ise tersine düştü. Katar borsasını Arap ülkelerinin ambargo kararı olumsuz etkiledi.Mevduat faizi ise beş yıldır üst üste reel kayıp getiriyor. Devlet iç borçlanma senetleri geçen sene de eksi reel faiz getirmişti.Eksi reel faiz yoluyla mevduat sahiplerinden bankalara, devlet iç borçlanma senedi alanlardan da devlete gizli bir gelir transferi yapılmış oluyor. Hükümet tarafından faizlere aşırı müdahale edilmesi, Türkiye'de kırılganlığı artıran nedenlerin başında geliyor. Doların yıllık reel getiri oranı eksi 8.79 olurken, Euro yüzde 4.67 oranında reel getiri sağladı.Bunun nedeni Euro'nun dolar karşısında değer kazanmasıdır. Merkez Bankası'nın 2003 temel yılı ve TÜFE'ye göre hesapladığı reel kur endeksi yüzde 85.53'tür. Yani TL yüzde 14.07 oranında daha düşüktür.Külçe altın da reel olarak yüzde 2.04 oranında reel getiri sağladı.
…***
Kazım Güleçyüz 14 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, “Hukuk bu kafaya kalırsa!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Geçen Aralık’ta Demokrat Eğitimciler Derneğinin Yeni Asya Vakfında düzenlediği “OHAL ve insan hakları” panelinin konuşmacılarından Kadir Akbaş, katıldığı bir davada heyet başkanına AİHM içtihatlarını hatırlatınca “Yemişim AİHM içtihadını” şeklinde bir karşılık aldığını aktarmıştı.Yine Akbaş, son dönemde ağır ceza mahkemesi üyeliklerine 22-23 yaşındaki yeni mezunların atandığını da söylemişti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Çoğunun siyasî saik ve tercihlerle oralara getirildiği süreç ilerledikçe daha net ortaya çıkan bu hâkimlerin AİHM içtihatlarına bakışındaki sığlık ve nobranlık hem hukuk fakültelerinde verilen eğitimin düzey(sizliğ)ini, hem evrensel hukuk kriterlerinden ne kadar uzak olduklarını, hem de AİHM’in anayasal bağlayıcılığından bîhaberliklerini gösteriyor.
Ama yıllarca ağır ceza hâkimliği ve Yargıtay üyeliği yaptıktan sonra Kamu Başdenetçiliğine getirilen bir ismin de aynı tavrı sergilediğini görünce, bu işin eğitim, kültür ve tecrübe eksikliğinden öte daha derin temelleri ve boyutları olduğunu tesbit ve ifade etmek gerekiyor.
Kamu Başdenetçisi Nihat Ömeroğlu Milliyet’te iki gün peş peşe yayınlanan yazısının ilk bölümünde AYM’nin Altan ve Alpay’a tahliye kararını eleştirirken “AİHM içtihatları bağlayıcı olmakla birlikte, ülkemin, devletimin geleceğini ilgilendiren durumlarda bana kimse önceliğin AİHM içtihatlarında olduğunu söyleyemez” diyor.
Bu cümleyi o gün twitter’daki mesajımızda “ ‘Devlet mevzubahis ise hukuk askıya alınabilir, yemişim AİHM içtihadını’ lâfının yeni bir versiyonu” olarak yorumladık.
İlâveten şunu söylememiz gerekiyor:Hem AİHM içtihatlarının bağlayıcılığından söz edip, hem de “ülkenin ve devletin geleceğini ilgilendiren durumlarda” önceliğin bunlarda olmayacağını iddia etmek nasıl bir hukuk mantığının ifadesi?!“Ülkenin ve devletin geleceğini ilgilendiren durumlar” ne demek? Hukukta bunun bir karşılığı var mı? Önüne gelen bu gerekçeyle hukuku tatil edip askıya almaya kalkıştığı takdirde işin sonu nereye varır? Hele bir hukukçunun kullanacağı dil mi bu?Hukuk bu kafaya kalırsa vay halimize!
…***
İhsan Çaralan, 14 Şubat tarihli Evrensel gazetesinde, “Haklara yönelik saldırılara karşı mücadelenin önemi büyüdü”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“TTB Merkez Konseyi, Afrin’e yönelik operasyonun başlamasından dört gün sonra, 24 Ocak günü; “Biz hekimler uyarıyoruz: Savaş, doğada ve insanda tahribat yapan, toplumsal yaşamı tehdit eden, insan eliyle yaratılan bir halk sağlığı sorunudur...” diyen bir bildiri yayımladığı için gözaltına alınmışlardı.Hekimler bu teşhisi elbette, uzun yılların deneyimlerinden, tarihe insanlığın ilerlemesi açısından bakan kişiler oldukları için çıkarmışlardı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ama görüyoruz ki, savaş, çatışmalar söz konusu olduğunda ülkeyi yönetenler, halkı kolayca yedekleyebiliyor, kendi çıkarına karşı politikaların alkışçısı, destekçisi haline kolayca getirebiliyorlar. Sadece bu da değil; sınırın ötesinde Membic’di, Fırat’ın doğusuydu, yetmedi “Kızıl Elma”ydı denerek Türkiye Ortadoğu bataklığının en derin yerine çekilirken, ülke içende de halkın uzun mücadelelerle elde ettiği kazanımları birer birer ortadan kaldırılıyor.
Özellikle de son yüzyıl içinde halkın en önemli kazanımlarından olan; demokratik, parasız ve nitelikli eğitim, Parasız, kaliteli, ulaşılabilir sağlık hizmeti talepleri etrafındaki mücadelenin kazanımların yok edilmesi için Erdoğan-AKP iktidarı, OHAL koşulları üstüne “savaş hali” koşullarını da ekleyerek, bu alanlardaki saldırılarını olağanüstü yoğunlaştırmış bulunuyor.
Bu olanlar karşısında yapılanlara destek vermek ya da sessiz kalmak sağlıklı bir toplumunun işareti değil.
Son günlerde sağlık alanındaki sorunlara; aranan hayati önemdeki ilaçların bulunmaması, vatandaşın normal sağlık hizmetinin paralı hale getirilmesi karşısında acil servislere hücum etmesi, sağlık hizmetlerine yılbaşından itibaren yeni zamlar yapılması, sağlık hizmetlerinden elde edilen gelir 20 milyar TL’den fazla olmasına karşın hizmetlere zam yapılmaya devam edilmesi, “Şehir Hastaneleri” projesinin sağlık hizmetinin değil rantın merkez alındığı projeler olduğunun ortaya çıkması,...gibi konular eklendi. Bu bilgiler TTB ve TTB üyesi bazı hekimlerin raporlarında ve SES tarafından gündeme getirildi. Ne var ki Hükümet bu vahim sorunların üstünü “kozmetik” türden önlemlerle örtmeye çalışıyor.
“Halk için sağlık” talebinin ön cephesinde bulunan TTB ve SES’e yönelik baskılar ve SES’in ve TTB’nin tasfiyesi için operasyonlara girişilmesi, halk için sağlık mücadelesini önemli ölçüde zaafa uğratmış bulunuyor.
Evet; eğitim ve sağlık alandaki kazanılmış haklara saldırılar ve yasa, hak, hukuk tanımayan uygulamalar yüksek gerilimli dış-iç politika tartışmalarının gölgesinde kalmaktadır.
Bu yüksek gerilimli tartışmaların arkasından yapılan saldırılara karşı durmanın yolu ise bu tartışmaların bitmesini beklemekten, örneğin sınır ötesi müdahalelerin son bulmasından geçmiyor. Tersine; nasıl ki işçilerin daha iyi bir yaşam ve çalışma koşulları mücadelesi bu koşullarda ayrıca önem kazınıyorsa; eğitim, sağlık, yerel hizmetler, sosyal güvenlik... gibi alanlardaki kazanımların korunması, demokratik eğitim mücadelesinin talepleri doğrultusunda birleşilip ilerlenmesi de bu koşullarda çok daha önem kazanmaktadır. Çünkü bu talepler etrafındaki mücadele bir yandan eğitim ve sağlık... alanlarındaki emekçileri olduğu kadar halkı da iktidarın saldırılarına karşı birleştirme zemini sunuyor. Ki, bu aynı zamanda halk kesimlerinin, iktidarın iç ve dış politikası karşısında birleşmesinin, halkın her alanda siyasete müdahalesinin imkanlarını da olağanüstü büyütecektir.
Bunu içindir ki, bugün; tek parti tek adam düzenine “asker yetiştirme” amaçlı eğitim sistemi ve bu amaçla yapılan girişimlere, sağlık sisteminin rant ve kâr merkezli bir faaliyete dönüştürülmesine, ve elbette bütün hizmet alanlarında özelleştirme ve ticarileştirmeye karşı mücadele, dünkünden çok daha önem kazanmış mücadeledir.