AKP’nin İsrail’le ilişkilerinin inişli çıkışlı süreci
https://parstoday.ir/tr/radio/turkey-i156388-akp’nin_İsrail’le_ilişkilerinin_inişli_çıkışlı_süreci
Türkiye meseleleri uzmanı Celaleddin Muhammed Erduş’un AKP iktidarı döneminde Türkiye’nin korsan İsrail rejimi ile inişli çıkışlı ilişkilerini ele aldığı yazısını sizlerle paylaştığımız programımızda birlikteyiz.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Kasım 18, 2020 07:59 Europe/Istanbul

Türkiye meseleleri uzmanı Celaleddin Muhammed Erduş’un AKP iktidarı döneminde Türkiye’nin korsan İsrail rejimi ile inişli çıkışlı ilişkilerini ele aldığı yazısını sizlerle paylaştığımız programımızda birlikteyiz.

Türkiye Kudüs’ü işgal eden siyonist rejim İsrail’i tanıyan ilk İslam ülkesi oldu. Korsan İsrail 1948 yılında şom varlığını ilan etti ve Türkiye devleti tam bir yıl sonra, 1949 yılında bu çakma rejimi bağımsız bir ülke olarak tanıdı.

Gerçi Türkiye ile İsrail ilişkileri oldukça inişli çıkışlı bir süreç yaşadı, ancak bu inişli çıkışlı sürecin özellikle Türkiye’de Adalet ve Kalkınma Partisi iktidar olduktan sonra daha da belirgin hale gelmeye başladı.

Türkiye devleti çakma İsrail rejimini tanıdıktan sonra bu rejimle iktisadi güvenlik ve askeri gibi alanlarda önemli anlaşmalar imzaladı.

Türkiye devleti Recep Tayyip Erdoğan iktidarın başına geçtiği güne kadar siyonist rejimle her zaman iyi ilişkileri oldu. Bir başka ifade ile, Erdoğan döneminden önceki dönemde Türkiye ile İsrail ilişkilerinde çok seyrek durumda gerginlik yaşandı.

Türkiye’de Adnan Menderes’in Başbakan olması ve Türkiye’de vahiy dilinde ezana izin verilmesi ve ardından Süveyş kanalı 1956’da İsrail tarafından işgale uğramasından sonra Ankara Tel aviv hattında ciddi sıkıntılar baş göstermeye başladı. Türkiye İsrail ilişkilerinde yaşanan gerginliklerin ardından Ankara karşı tarafla diplomatik ilişkilerini maslahatgüzar seviyesine düşürdü. Ancak yedi yıl süren bu dönemin dışında Türkiye ile İsrail ilişkileri her zaman en üst düzeyde devam etti.

Bu arada Türkiye’da Adnan Menderes’in İslami uygulamaları ve eğilimleri TSK’nın yaptığı darbe ve ABD’nin bu darbeye destek vermesi ile noktalandı.

Gerçi Türkiye’de Müslüman halkın çoğunluğu işgalci İsrail rejiminden nefret ediyor, ama yine de Ankara çeşitli dönemlerde Filistin meselesinde iki devletli çözüme destek veriyor. Aslında Türkiye korsan İsrail’i tanımakla ta baştan bu çakma rejimle İslam ülkeleri arasında diplomatik ilişkiler bağlamında irtibat köprülerinden biri oldu. Öte yandan bu konum Türkiye açısından çok önemliydi; öyle ki hiç bir şekilde bu konumunu kaybetmek istemiyordu.

Türkiye’de AKP ve Recep Tayyip Erdoğan’ın zafer kazanarak iktidarın başına geçtiği ilk dönemlerde Türkiye İsrail ilişkileri çok yüksek düzeydeydi. Erdoğan 2005 yılında Arial Şaron’la görüştü ve daha sonra da art arda görüşmeler gerçekleşti.

2006 yılında korsan İsrail’in Gazze Şeridi’ne dayattığı ve çok sayıda Filistinlinin şehadeti veya yararlanması ise sonuçlanan 22 günlük savaşın ardından Türkiye ile İsrail ilişkileri soğumaya yüz tuttu. İki taraf arasında gerginlik durumu 2009 yılında Davos ekonomik zirvesi kulisinde doruk noktasına ulaştı. Erdoğan Davos kulisinde düzenlenen bir panelde İsrailli mevkidaşı Şimon Perez’e şöyle dedi: Öldürmekten söz edilince, sizin bu işi çok iyi yaptığınızı biliyoruz. Biz sizin nasıl (Filistinli) çocukları öldürdüğünüzü de biliyoruz.

Türkiye yönetimi aynı yılda korsan İsrail’in Gazze Şeridi’ne dayattığı savaşı kınadığını ilan ederek iki taraf arasındaki ilişkilere yeni bir darbe daha indirdi. Türkiye yetkilileri İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik politikalarını “Devlet terörü” ilan etti. O günlerde Türkiye’nin birçok bölgesinde siyonist rejim aleyhtarı protesto eylemleri düzenlenerek İsrail bayrağı yakıldı. Bu gelişmelerden kısa bir süre sonra korsan İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu Ekim 2009’da Türkiye’nin İsrail’le Suriye arasında ara buluculuğuna itiraz ederek, Türkiye bunun için iyi bir seçenek olmadığını açıkladı.

Ancak bu konuda önem arz eden noktalardan biri, Türkiye devletinin İsrail’i tanımakla ta baştan bu çakma rejimle İslam ülkeleri arasında diplomatik ilişkilerin bağlamında bir irtibat köprülerinden biri oldu. Nitekim bu konum Türkiye açısından çok önemliydi; öyle ki hiç bir şekilde bu konumunu kaybetmek istemiyordu.

31 Mayıs 2010’a gelindiğinde, Filistinlilere insani yardım taşıyan ve Gazze Şeridi’ne doğru uluslararası açık denizlerde yola çıkan Türkiye’nin Mavi Marmara gemisi siyonist rejim ordusuna bağlı deniz komandolarının baskınına uğrayarak durduruldu. Baskın sırasında gemide bulunan 9 Türkiye vatandaşı hayatını kaybetti. Bu olay Türkiye İsrail ilişkilerinde derin bir yara açtı.

Ancak 2013 yılında siyonist rejim Türkiye’den özür diledi ve en son Tel aviv 2016 yılında Türkiye’nin normalleşme için ortaya attığı tüm şartları kabul etti ve böylece ikili ilişkilere yeniden başlandı.

Gerçekte Türkiye ile İsrail arasındaki iktisadi ilişkiler ve ticaret hacmi Erdoğan sonrası dönemde bir kaç kısa ve geçici evrenin dışında sürekli artış kaydetti ve Türkiye siyonist rejimle iktisadi ilişkilerde başkalarını ortak etmek istemedi. Nitekim iki taraf arasındaki iktisadi ve ticari ilişkiler Recep Tayyip Erdoğan iktidar olduktan sonra yaşanan tüm gerginliklere rağmen iki buçuk ve hatta bazı raporlara göre dört kat arttı.

Buna karşın ilginçtir ki Erdoğan iktidarında iki taraf arasındaki ilişkilerde Ankara yönetimi hiç bir zaman başta Hamas olmak üzere Filistinli direniş gruplarına desteğinden geri adım atmadı. Bu konu gerçi ilk bakışta bir paradoks gibi görünebilir; ancak konuya daha derin bakıldığında farklı bir sonuç elde edileceği de kesindir. Gerçekte Türkiye bir yandan İsrail ile diplomasi masasını koruyor ve öbür yandan İsrail karşıtı faaliyetlerini ilerletiyor. Türkiye’nin İsrail ile İslam dünyası arasında irtibat köprüsü olduğu meselesi, iki taraf arasındaki ilişkileri irdelerken mutlaka gözetilmesi bir konudur.

Ancak Türkiye’nin korsan İsrail’le ilişkileri Ankara yönetiminin bazı Arap rejimlerin Tel aviv’le normalleşme anlaşması imzalamalarına tepki vermesine engel olmadığı da belirtilmelidir. Nitekim BAE ve ardından Bahreyn rejimleri İsrail’le ilişkilerini normalleştirdiklerini ilan ettikten sonra Ankara bu konuya kısmen sert tepki göstererek varılan anlaşmaları ihanet niteledi.

Türkiye’de ilk önce Erdoğan’ın milli güvenlik ve dış politika danışmanı ve Sözcüsü İbrahim Kalın, BAE’nin İsrail’le ilişkilerini normalleştirmesini ihanet ve Filistinlileri satma şeklinde değerlendirdi ve kısa bir süre sonra Erdoğan bizzat normalleşmeyi kınadı ve hatta söz konusu Arap rejimlerle diplomatik ilişkileri tamamen kesmek veya kısmen seviyesini düşürmekten söz etti. Gerçekte Türkiye hem İsrail rejimi ile husumeti ve hem de BAE ile yaşadığı birçok sorun yüzünden ve sonuçta çıkarlarını kaybetmemek ve özellikle Araplarla siyonistlerin arasında anahtar ara buluculuk konumunu kaybetmemek için kesinlikle Arap rejimlerin İsrail’le normalleşmesini onaylamaya yanaşmayacağı kesindir.

Burada asıl sorulması gereken soru, Türkiye devleti kendisi siyonist rejimle normal ilişkileri olduğu halde ve yine Tel aviv’le yaşadığı onca gerginliğe rağmen neden ve nasıl Arapların İsrail’le normalleşme anlaşmasına karşı çıktığı sorusudur.

Bu sorunun cevabını ise sadece bir yerde aramamak gerekir. Aslında Türkiye ile BAE arasındaki ilişkiler özellikle son dönemde sürekli kötüye gidiyor. Bilindiği üzere AKP iktidarı İhvani akıma aralıksız ve sınırsız destek veriyor. BAE ise var gücü ile Türkiye’nin bu yöndeki uygulamalarını  ve desteklerini etkisiz hale getirmeye çalışıyor.

Bundan başka BAE İslamsız bir iktisadi ve kültürel kalkınma modelini savunuyor ve bu süreçte İslami eğilimi olan Türkiye’nin AKP iktidarını kendisine ciddi bir rakip olarak algılıyor. Biraz önce de belirtildiği üzere, Gerçekte Türkiye ile İsrail arasındaki iktisadi ilişkiler ve ticaret hacmi Erdoğan sonrası dönemde bir kaç kısa ve geçici evrenin dışında sürekli artış kaydetti ve Türkiye siyonist rejimle iktisadi ilişkilerde başkalarını ortak etmek istemedi. Nitekim iki taraf arasındaki iktisadi ve ticari ilişkiler Recep Tayyip Erdoğan iktidar olduktan sonra yaşanan tüm gerginliklere rağmen iki buçuk ve hatta bazı raporlara göre dört kat arttı.

Öte yandan son zamanlarda Libya krizi ve Türkiye ile BAE arasında bu krize yönelik yaklaşımda yaşanan ihtilaf da bu iki ülkenin ilişkilerini daha da olumsuz etkilemeye başladı. Türkiye devleti BAE’nin bölgede etkili bir güç olma konumuna gelmesini istemiyor. Türkiye İsrail’le bölge ülkeleri arasında tek irtibat köprüsü olarak kalmak ve bu konuda aktif konumunu kaybetmek istemiyor.

Öte yandan BAE Amerika’dan F-35 savaş uçaklarını satın almak istiyor, fakat korsan İsrail buna karşı çıkıyor. Şimdi ise Amerika’nın BAE’ne F-35 savaş uçaklarını satma kararını, Ebu Dabi’nin Tel aviv’le normalleşmesinin ödülü olarak telakki etmek mümkün. Gerçekte BAE kendince İsrail ile normalleşmenin ardından birçok imtiyazdan yararlanacağını düşünüyor, fakat Türkiye de kesinlikle bunu hazmetmek istemiyor.

Her halükarda Türkiye ile İsrail ilişkileri konusunda şunu da unutmamak gerekir ki bu ilişkiler çok önceleri ve çakma rejim İsrail kurulduğu günden sonra başladı ve AKP bu ilişkileri başlatan taraf değildi; üstelik bu ilişkiler en çok AKP iktidarı döneminde dalgalandı ve birçok sorunla karşılaştı. Dolayısıyla BAE ve Bahreyn gibi rejimleri şimdiki dönemde İsrail’le ilişkilerini normalleştirmelerini Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerle karşılaştırmamalıyız.

Ve son olarak, Türkiye hem İsrail’le husumeti, hem BAE ile yaşadığı birçok sorun yüzünden ve sonuçta çıkarlarını ve Araplarla İsrail arasında ara bulucu konumunu kaybetmemek için hiç bir zaman bu rejimlerin İsrail’le normalleşmesini onaylamayacaktır.

Bu arada gelişmeler, S. Arabistan’ın da pek yakında bu ayıp anlaşmalara katılacağı ve Türkiye ile Arap rejimlerin arasındaki gerginliklerin daha da tırmanacağını gösterdiği söylenebilir.012