Trump’ın Ateşle Oynaması Bölgesel Tam Ölçekli Bir Çatışmaya Yol Açabilir mi؟
https://parstoday.ir/tr/news/iran-i290888-trump’ın_ateşle_oynaması_bölgesel_tam_Ölçekli_bir_Çatışmaya_yol_açabilir_mi
Pars Today – İran, Trump’ın “savaş yanlısı” açıklamalarının bölgesel gerilimleri tırmandırdığını açıkladı.
(last modified 2026-01-29T08:36:03+00:00 )
Ocak 29, 2026 10:19 Europe/Istanbul
  • Trump’ın Ateşle Oynaması Bölgesel Tam Ölçekli Bir Çatışmaya Yol Açabilir mi؟

Pars Today – İran, Trump’ın “savaş yanlısı” açıklamalarının bölgesel gerilimleri tırmandırdığını açıkladı.

Parstoday’in haberine göre, İran İslam Cumhuriyeti’nin Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi Büyükelçi Emir Said İrevani, ABD Başkanı Donald Trump’ın “savaş kışkırtıcısı” açıklamalarının “bölgesel gerilimlerin tırmanmasına, yanlış hesaplama riskinin artmasına ve uluslararası barış ve güvenliğe doğrudan bir tehdit oluşturmasına” neden olduğunu söyledi.

İrevani, Çarşamba günü 28 Ocak’ta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ve Güvenlik Konseyi Başkanı’na gönderdiği mektupta, ABD Başkanı’nın yeni tehditlerine atıfta bulunarak şunları ifade etti: “İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti, sorumsuz, kışkırtıcı nitelikte olan ve uluslararası hukukun temel ilkeleri ile Birleşmiş Milletler Şartı’na açıkça aykırı bu tür savaş yanlısı açıklamaları kesin bir dille reddetmekte ve kınamaktadır.”

İran’ın üst düzey diplomatı sözlerine şöyle devam etti: “Bağımsız bir devlete karşı güç kullanma tehdidi, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 2. maddesinin 4. fıkrasının açık bir ihlalidir; söz konusu madde, herhangi bir devletin toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı gerek güç kullanımını gerekse bunun tehdidini açık ve kesin biçimde yasaklamaktadır.”

İrevani ayrıca şunları kaydetti: “Bu açıklamalar ne yazık ki yeni değildir; aksine, Amerika Birleşik Devletleri’nin İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı uyguladığı baskı, yıldırma, istikrarsızlaştırıcı eylemler, gizli istihbarat operasyonları ve hukuka aykırı baskılardan oluşan geniş ve belgelenmiş bir modelin parçasıdır.”

Görünen o ki, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ocak 2026’da İran’a yönelik tehditkâr açıklamaları veBatı Asya bölgesine Abraham Lincoln uçak gemisi taarruz grubunun gönderilmesi ve İran’a yönelik doğrudan askerî tehditleri mevcut gerilimleri birkaç temel nedenle tehlikeli bir seviyeye taşımıştır.

Bu bağlamdaki birinci faktör, yanlış hesaplama riskinin ve askerî tepkiler zincirinin artmasıdır. Trump’ın açık tehdidi ve askerî güç gösterisi, İran’ın derhâl karşılık vermesine ve teyakkuz hâline geçmesine yol açmıştır. İran Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Arakçi, ülkesinin silahlı kuvvetlerinin her türlü saldırıya “derhâl ve güçlü” bir şekilde karşılık vermeye hazır olduğu uyarısında bulunmuştur. Bu karşılıklı tehditler ve askerî hazırlık gösterileri, küçük bir hesap hatasının ya da sınırlı bir sınır çatışmasının hızla geniş çaplı bir savaşa dönüşebileceği bir ortam yaratmaktadır. İran, Birleşmiş Milletler’e gönderdiği mektupta bu açıklamaların “yanlış hesaplama riskini artırdığı” konusunda açıkça uyarmıştır.

İkinci faktör, diplomasi yollarının tahrip edilmesi ve seçeneklerin daraltılmasıdır. Bu saldırgan söylem, krizden diplomatik bir çıkış ihtimalini zayıflatmaktadır. Raporlara göre, Washington ile Tahran arasında İran’ın nükleer programının sınırlandırılmasına yönelik ön görüşmeler çıkmaza girmiştir ve bu çıkmaz, tehditkâr dilin benimsenmesinin gerekçelerinden biri olmuştur. Ancak, kapsamlı bir saldırı ya da “rejim değişikliği” tehdidiyle; sıfır zenginleştirme, zenginleştirilmiş uranyum stoklarının imhası veya transferi, füze kısıtlamaları ve bölgedeki direniş eksenine verilen desteğin kesilmesi gibi kabul edilemez talepler paketini dayatmak, müzakerelerin yeniden başlaması için gerekli güveni ortadan kaldırmaktadır. Analistler, Trump’ın bu tür sert açıklamalarının yalnızca beklentileri yükseltmekle kalmayıp aynı zamanda ABD Başkanı’nın alternatif adımlar için manevra alanını daralttığını; buna karşılık İran’ı da ABD’nin mantıksız taleplerine karşı kendi meşru tutumlarını savunma konusunda daha kararlı hâle getirdiğini belirtmektedir.

Üçüncü faktör ise bölgesel müttefiklerin endişeleri ve çatışmanın yayılma riskidir. En gerilim yüklü sonuç, istikrarsız bir bölgede çatışma ateşinin alevlenme ihtimalidir. Batı Asya’daki ABD’nin geleneksel müttefikleri özel görüşmelerde Trump’ı, herhangi bir askerî saldırının “daha geniş çaplı bir çatışmaya” yol açabileceği konusunda uyarmışlardır. Bu ülkeler, İran’ın bir saldırıya yanıt olarak yalnızca Amerikan hedeflerine karşı değil, bölgesel ölçekte bir savaşı başlatabileceğinden korkmaktadır. Bu endişe, Körfez güvenliğinin o denli kırılgan olduğunu göstermektedir ki, ABD’nin Arap müttefikleri bile topyekûn bir savaş riskini göze almak istememektedir.

Sonuç olarak, Trump’ın İran’a yönelik “ teslim ol ya saldırıyoruz” diye yeni tehditkar yaklaşımı hesaplanmış bir politika olmaktan ziyade istikrarsızlığı derinleştiren bir unsurdur. Bu açıklamalar, karşılıklı tehdit döngüsü yaratarak, diplomasinin kapılarını kapatarak ve ABD’nin kendi müttefiklerini dahi endişelendirmek suretiyle bölgeyi daha büyük bir krizin eşiğine getirmiştir. Tarih göstermektedir ki, böylesine gergin bir ortamda süreçlerin kontrolü kolaylıkla aktörlerin elinden çıkabilir ve öngörülemeyen sonuçlar doğurabilir.