Hz. Ali’nin –s– şehadet yıldönümü
21 Ramazan, Emirülmüminin İmam Ali’nin –s– şehadet yıldönümüdür. Bu programımızda neden İmam Ali –s– Allah Resulü’nün –s– onca vurgu ve onayına karşın bir avuç sözde Müslüman tarafından şehit edildiğini irdelemek istiyoruz.
O gece yıldızlar üzüntü içinde Kufe’yi izliyordu. Ay yapılan namertliğin utancından bulutların arkasında saklanmıştı. Gökyüzü boğazı düğümlenmişti, yeryüzü kendi haline ağlıyordu. Ümmet sadece yetim kalmamış, iblis karşısında onur belgesini ve zafer simgesini kaybetmişti. Kufe’nin her tarafı inliyor ve dört bir yanını hayret sarmıştı. Kaygı anların ve saatlerin içinde göze çarpıyordu. Emirülmümin öldürüldü nidasını duyan kulaklar artık ayakta duramıyordu. İnsanlar şaşkınlık ve hayretler içindeydi ve inanamadıkları bu haberi tekrarlıyordu. Hani İmam –s– haklarında şöyle buyurmuştu: Ey yüce Rabbim, bunlar benden bıkmış, ben de onlardan bıkmışım, bunlar benden usanmış, ben de onların yüzünden gönlüm kırılmış, o zaman onlardan daha iyisini bana yar et ve benden daha beterini onların başına getir.
Evet, şimdi bu insanlar çok üzgün ve Ali’siz –s– günlerin insaniyetin ölümü olan karanlık günler olacağını biliyorlar.
İmam Ali –s– mükemmel insan ve tüm insani ve İslamî değerlere sahip olan bir şahsiyettir. İmam Ali –s– adil ve gecelerini ibadetle geçiren abid, derin düşünen hekim, ibadet mihrabında gözyaşı dinmeyen, savaş meydanında kükreyen, cesur asker, mihriban ve yufka yürekli lider, layık ve zeki komutan, güçlü muallim, seçkin hatip, akıllı hakem, emsalsiz ediptir. İmam Ali’nin –s– mübarek zatına her taraftan bakılırsa bakılsın, beşeri faziletten acayip bir tablo göze çarpar, öyle ki insan hangi dinden ve hangi inançtan olursa olsun onu takdir etmeden edemez.
İngiliz büyük filozof Karlail şöyle diyor:
Bize Ali’yi –s– sevmekten ve ona karşı aşk beslemekten başka bir şey düşmez. O çok yüce ve nefsi büyük bir merttir, vicdan pınarından hayır ve iyilik akar, kalbinden şevk ve hamaset alevleri yükselir, arslandan daha cesurdu, ama şecaati lütuf ve rahmet ve ince duygular ve rafetle beraberdi. Küfe’de katledildi, aşırı adaleti bu cinayete sebep oldu. Ölümünden önce katili hakkında şöyle buyurdu: ... eğer hayatta kalırsam kendim bilirim ve eğer vefat edersem, iş size düşüyor. Eğer kısas etmek isterseniz, sadece bir darbe vurun ve eğer onu bağışlarsanız, bu takvaya daha yakındır.
Şimdi 14 asır geçmesine rağmen dünya hâla onunla çağdaş olma hasreti dünyanın tüm hür insanların kursağında kalan büyük bir insanın yasını tutuyor. Öyle bir adam ki Allah Resulü –s– hakkında şöyle buyurdu: Ali, bana iman eden ilk insandır ve kıyametin ertesi günü benimle buluşacak ilk kişidir. Ali sıddiki ekber ve hakla batılı ayırt eden faruk ve müminlerin lideridir.
Emirülmüminin Ali –s– şehadeti beşeriyet tarihinde yaşanan en acı facialardan biridir. İmam Ali –s– sadece şiilere ve Müslümanlar için değil, tüm haktalep ve adalettalep ve ahlaki fazilet peşinde olanlar için sevilen bir destan, bir hamasetti ve halen de öyledir. Bu yüzden tüm pak kalpler İmam Ali’nin –s– mazlumane şehadeti için yastadır.
İmam Ali –s– ibadet mihrabında kendilerini Müslüman bilen hainlerin zehirli kılıcı ile şehit edildi, oysa Allah Resulü –s– İmam Ali –s– hakkında şöyle buyurmuştu: Ey Ali, senin imanın senin kanın ve etinle bütünleşmiştir, benim kanım ve etimle bütünleştiği gibi.
Ve hâla insanlar namertçe düzenlenen bu cinayeti sorguluyor; neden!?
Bu konu üzerinde düşünen büyük düşünürlerden biri de, şehit üstad Murtaza Mutahhari’dir. Şehit Mutahhari şöyle diyor: Bir zaman vardır ki Ali’yi –s– kim öldürdü, deriz ve bir zaman da ne öldürdü, deriz. Eğer Ali’yi –s– kim öldürdü, dersek, tabi ki Abdurrahman İbni Mülcem öldürdü ve eğer Ali’yi –s– ne öldürdü, dersek, beyin durgunluğu, beyin taşlığı ve bağnazlık ve fikri durgunluk demeliyiz.
Şehit Mutahhari’ye göre fikri durgunluk İslamî camia ve İslamî düşünceye yönelik en önemli tehdittir. Havaric ve İmam Ali –s– katilleri bu büyük tehdidin mısdaklarından sayılır. Nitekim havaricin hala yaşadığı ve var olduğunun işaretleri her daim vardır ve var olacaktır ve günümüzde de havariclik ruhunun işaretleri göze çarpmaktadır.
Peki havariclik ruhu ve fikri durgunluk nedir? işaretleri nelerdir? Örnekleri nedir? neden bu kadar tehlikelidir ve sürekli bunu düşünmek gerekir?
Şehit Mutahhari’ye göre beynin cümudu ve dini bağnazlık, İmam Ali’nin –s– ibadet mihrabında suikaste uğraması gibi büyük bir facianın yaşanmasına sebebiyet veren şeydi ve bu da beşeri camiayı sürekli tehdit eden tehlikedir.
Akılcılık ve dindarlık bireyi veya toplumu saadet ve kemale doğru kanatlandıran iki kanattır. Bu iki kanadın biri olmaksızın kanatlanmak ve uçmak mümkün değildir.
İbni Ebilhadid şöyle diyor: eğer cümud ve cehaletin ne olduğunu anlamak istiyorsanız, dikkat edin ki Hz. Ali’nin k katilleri bu cinayeti işlemeye karar verdiklerinde özellikle Ramazan ayının 19. Gecesini seçtiler ve şöyle dediler: Biz Allah’a ibadet etmek istiyoruz ve hayır bir iş yapmak istediğimize göre en iyisi bu ameli aziz gecelerden birinde yapalım ve daha çok mükafat kazanalım.
İmam Ali’nin –s– katilleri dinsiz insanlar değildi ve dinin zahirine yönelik aşırı ilgilerinden ötürü hatta büyük günah işleyenleri kafir ilan ediyordu ve işte bu, onların psikolojisini tehlikeli ve hatta dehşet verici hale getiren şeydi. Görünen o ki bugün asırların ardından İslam dünyası yine Hz. Ali’nin –s– şehit edilmesine yol açan aynı düşünceden acı çekiyor. Yani sapkın Vahabi tarikatının ideolojisini benimseyen tekfircileri havaricin yeni versiyonu nitelemek mümkün. Bu zümre günümüzde türlü bahaneleri ileri sürerek Müslümanların büyük bir bölümünü ister şii ister sünni, kafir ilan ediyor ve İslam ümmetinin kanını akıtıyor.
Şehit Mutahhari “Ali’nin –s– cazibeleri ve dafiaları” adlı eserinde havaric düşüncesinin işaretlerini şöyle beyan ediyor: havaric mücadeleci ve fedakar ruhluydu ve inanç ve ideolojileri uğruna şiddetle çaba harcıyordu ve sürekli ibadet eden ve geceleri ibadetle geçiren ve dünya malına ve şatafatına isteksiz olan ama aynı zamanda cahil ve akılsız insanlardı ve cehalet ve akılsızlıkları yüzünden hakikatleri anlamazdı ve kötü yorumlardı. Havaric ayrıca dar görüşlü ve kıt bakışlı insanlardı. Onlar İslam ve Müslümanlığı kendilerinin dar düşünceleri çerçevesinde hapsetmişti ve herkes kötü anlıyor veya asla anlamıyor ve herkes cehennemlik olduğunu iddia ediyordu. Böyle bir düşüncenin ortaya çıkması dini idrak etmekte düşünmekten uzaklaşmanın sonucudur ve toplum için çok ağır zararları söz konusudur.
İmam Ali –s– ise havarice hitaben şöyle buyuruyordu:
Sizler en kötü insanlarsınız. Sizler, şeytan sizin kötü varlığınızdan kendi hedeflerini vurmak için yararlanan ve sizi kullanarak insanları şaşkınlığa ve kuşkuya ve sapkınlığa sürükleyen oklarsınız.
Havaric güç odaklarını elinde birer alet oldular. Bir başka ifade ile bu tür insanların ve cemaatlerin cehalet tehlikesi daha çok uyanık kimselerin elinde alet olmasından ve böylece İslam’ın yüce maslahatlarına mani olmasından kaynaklanır. Nitekim dinsiz münafıklar sürekli ahmak dindarları İslamî maslahatlara karşı kullanır. Bunlar uyanık zümrenin elinde birer kılıç ve yaylarına birer ok olurlar.
İmam Ali’nin –s– adaletine ve sadakatine tahammül edemeyen ve İmam Ali’nin –s– iktidarın başında bulunması yüzünden elleri beytulmal ve güç merkezinden kesilen zümre sonunda İmam Ali’yi –s– ortadan kaldırmak için havarici kullandılar ve hedeflerine ulaştılar.
İlginçtir ki havariclik düşüncesi günümüzde de aynı sonucu beraberinde getiriyor. Kendilerini Müslüman ve başkalarını kafir ilan eden tekfirciler günümüzde kafirlerin Müslümanları kırma silahına dönüşmüştür. Nitekim Irak, Suriye ve Yemen’de İslam ümmetinin haline bakıldığında bu iddianın doğruluğu daha iyi anlaşılır.
İmam Ali’nin –s– Nehcül Belağa’da buyurduğu üzere havaric akımının ikinci önemli ve tehlikeli sonucu, sıradan insanların arasında fitne ve sapkınlığın körüklenmesidir. Havaric dini şiarlara sarılmak ve din ahkamının görece yüzüne uymakla başkalarını kandırır ve bu yüzden havaricle mücadele etmek en zorlu cihat durumlarından biridir.
İmam Ali –s– havariclik psikolojisini tehlikeli ve bulaşıcı bir hastalık olan kuduz hastalığına benzetiyor ve havaricin aldatıcı dış görünüşü yüzünden kendisinden başka hiç kimse bu fitnenin gözünü çıkarmaya cesaret edemediğini vurguluyor.
Bu yüzden İmam Ali –s– kendisi için büyük bir iftihar kaynağı olarak İslam dinin bağnazlar tarafından yöneltilen büyük bir tehlikeyi fark eden tek kişi olduğunu buyuruyor. İmam Ali –s– , bu zümrenin nasır bağlayan alnı, zahidvari elbiseleri ve dillerinden düşürmedikleri zikirleri ve hatta güçlü inançları kendisinin basiretine mani olamadığını vurguluyor. İmam Ali –s– eğer bunlar güçlenirse herkesi kendi hastalıklarına müptela edeceklerini ve İslam alemini cümud ve yüzeysellik ve irticaya sürükleyeceklerini ve İslam’ın belini bükeceklerini fark ettiğini kaydediyor. İmam Ali –s– ayrıca Allah Resulü’nün –s– iki kesim benim sırtımı kırdı, bunlardan biri laubali alim ve diğer dindar gözüken cahil, şeklinde buyurduğunu hatırlatıyor.
Evet, beşeriyet tarihinde onca inkar edilemeyen fazilete sahip olan bir tek İmam Ali –s– nifak ve irtica akımını beşeri tarihte ebedi olarak rezil rüsvay etmeyi başardı, öyle ki 14 asrın ardından Müslümanlar hakkı batıldan ayırt edebilmek için ellerinde açık bir kriter bulunuyor.
Selam olsun Ali’ye –s–, Kabe’de doğduğu güne, camide mazlumane şehit düştüğü güne ve onurlu bir şekilde mahşur olacağı güne.