Simurg; İran’ın tartışılmaz mitolojisi
https://parstoday.ir/tr/news/iran-i74712-simurg_İran’ın_tartışılmaz_mitolojisi
Geçenlerde Azerbaycan cumhuriyetinde yayımlanan Yeni Azerbaycan gazetesi genel yayın yönetmeni Hikmet Babaoğlu, Türkistan adlı bir internet sitesine bir makale yayımlayarak İran’ın mitolojik kuşu olan Simurg’a sahiplenmeye ve bu kuşu Azerbaycan cumhuriyetinin mitolojik düşüncesinin ürünüymüş gibi tanıtmaya ve bu kuşu bu ülkenin milli ve felsefi düşüncesinin bir parçası saymaya çalıştı. Biz de bu iddiayı sizler için irdelemeye ve meseleyi aydınlatmaya karar verdik.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Haziran 19, 2017 13:29 Europe/Istanbul
  • Simurg; İran’ın tartışılmaz mitolojisi

Geçenlerde Azerbaycan cumhuriyetinde yayımlanan Yeni Azerbaycan gazetesi genel yayın yönetmeni Hikmet Babaoğlu, Türkistan adlı bir internet sitesine bir makale yayımlayarak İran’ın mitolojik kuşu olan Simurg’a sahiplenmeye ve bu kuşu Azerbaycan cumhuriyetinin mitolojik düşüncesinin ürünüymüş gibi tanıtmaya ve bu kuşu bu ülkenin milli ve felsefi düşüncesinin bir parçası saymaya çalıştı. Biz de bu iddiayı sizler için irdelemeye ve meseleyi aydınlatmaya karar verdik.

Zaman: Mitolojilerin ötesi,

Mekan: İran diyarının pehlivanı Sam Neriman sarayı.

İran diyarının büyük pehlivanı  Sam’ın evladı yoktur ve bu durum dünyaya ün salan İranşehir’in büyük pehlivanı için büyük bir musibettir, zira Sam’ın soyu sürmesi ve pehlivanlığı evlatları tarafından sürdürülmesi gerekir.

Uzun yıllar süren bekleyişin ardından sonunda dünyayı aydınlatan güneş misali bir bebek doğar. Ancak bebeğin uzun süren bir bekleyişin ardından doğuşu İran diyarının büyük pehlivanının yaşamında zorlu bir başlangıçtır.

Evet, Zal’ın doğumu üzerinden bir hafta geçmiştir. Ancak hiç kimse bu haberi Sam’a vermeye cesaret edemiyor. Ta ki arslan yürekli bir dadı ustaca bir şekilde macerayı Sam’a anlatır.

Ancak Sam için beyaz saçlı evlat, uğursuzluk simgesidir. Bu yüzden onu insanoğlundan hiç bir iz olmayan bir yere götürmelerini emreder.

Böylece Zal, Alborz dağına götürülür. Zal’ın götürülerek bırakıldığı yere hiç bir insan ulaşamaz ve orada ancak Simurg yuva edinmiştir.

Simurg Zal’ı yuvasına götürür ve onu kendi yavruları ile birlikte yetiştirir. Simurg Zal’a düşünce ruhu ile tanıştırır ve mitolojilerin Zal için belirlediği her ne kadar yetenek varsa ona bağışlar.

Bir gün Sam gördüğü bir rüya üzerine Simurg’un yuva edindiği Alborz dağının eteğine gelir ve oraya bıraktığı ve şimdi bir delikanlı olan oğlu Zal’ı aramaya başlar. Simurg Zal ile vedalaştıktan sonra ona herhangi bir zorlukta kullanmak üzere tüylerinden bir tüy verir.

Evet, şimdi bir kez daha bazılarının kendilerine uydurma kimlik yaratma gayretine girdiklerine şahit olmaktayız. Bilindiği üzere Azerbaycan Cumhuriyeti adlı ülke bundan bir kaç onyıl öncesine kadar büyük İran topraklarının bir parçasıydı, fakat İran ve Rusya arasında yaşanan savaşta ve Gülistan ve Türkmen çayı adlı iki dayatılan anlaşma ile İran topraklarından koparıldı ve Rusya’nın mandası altında olan bir Cumhuriyet olarak Rusya’ya ilhak edildi.

1991 yılında eski sovyetler birliğinin dağılmasının ardından Azerbaycan Cumhuriyeti dünyada bağımsız bir devlet olarak tanındı. Ancak ne var ki bu ülkenin kültür alanındaki yetkilileri Azerbaycan cumhuriyetinin kısa ömrüne rağmen binlerce yıllık kimli iddiasında bulunmaya başladı.

Azerbaycan Cumhuriyeti kültürel yetkilileri bir süre önce UNESCO’nun kültürel gafletinden yararlanarak İran’ın milli sazlarından Tar’ı Azerbaycan cumhuriyetinin adına kayda geçirdi ve şimdi de uydurma belgeler ve medya propagandaları ile henüz kuruluşu üzerinden bir kaç onyıl geçmeyen ülkeleri için kimlik satın alabileceklerini ve binlerce yıllık kimlik ve kültür mazisi oluşturabileceklerini zannetmeye başladıkları anlaşılıyor.

Gerçekte Azerbaycan Cumhuriyetinin bazı kültürel yetkilileri  yıllardır Azerbaycan halkının İran milleti ile kültürel yakınlığını ve bu cumhuriyetin şimdiki topraklarının binlerce yıl İran topraklarının bir parçası olduğunu hiçe sayarak kendileri için sahte ve uydurma bir kimlik üretmeye çalışıyor. Bu zümre 2007 yılında Hirkani ormanlarının dosyasını UNESCO’nun küresel miras listesine kaydettirmek üzere bu kuruma gönderdi, ancak İran İslam Cumhuriyeti’nin zamanında tepkisi ile dosya iade edildi. Hirkani ormanların dünyanın en eski ormanlarıdır. Ancak bu ormanların sadece %10 kadar Azerbaycan topraklarında yer alıyor ve geriye kalan %90’lık bölümü İran topraklarındadır.

Azerbaycan Cumhuriyetinin bazı kültürel yetkilileri bir süre Nevruz bayramını kendi adına mal etmek  ve bir tek bu ülkenin adına BM’de kayda geçirmek için çaba harcadığı gibi bir süredir İranlı ünlü şair Nizami’yi de kendi adına mal etmeye çalışıyor. Bu zümre bir gün Nizami’nin mezarındaki kitabelerin üzerindeki Farsça yazıları tahrip ediyor ve bir başka gün Nizami’nin asaleti ve anavatanı hakkında uydurma şiirler yayımlayarak bu şiirlerin Nizami’ye ait olduğunu ileri sürüyor. Bu zümre bir gün de Nizami’nin heykelini yaptırarak İtalya’nın ünlü meydanlarından birinde Azerbaycan’ın ünlü şairi diye diktiriyor ve bu doğrultuda dünyanın ünlü gazetelerinde yazılar yayımlayarak tarihi gerçekleri tahrif etmeye çalışıyor. Bu zümre bir başka günde de Polo sporunu kendi adına kayda geçirmek için UNESCO’da boşuna uğraş veriyor.

Sohbetimizin başında da belirtildiği üzere geçenlerde Azerbaycan cumhuriyetinde yayımlanan Yeni Azerbaycan gazetesi genel yayın yönetmeni Hikmet Babaoğlu, Türkistan adlı bir internet sitesine bir makale yayımlayarak İran’ın mitolojik kuşu olan Simurg’a sahiplenmeye ve bu kuşu Azerbaycan cumhuriyetinin mitolojik düşüncesinin ürünüymüş gibi tanıtmaya ve bu kuşu bu ülkenin milli ve felsefi düşüncesinin bir parçası saymaya ve İranlı Simurg simgesini Türk dünyasının simgesi gibi göstermeye çalıştı.

Bakü’de düzenlenen 2017 İslamî dayanışma oyunlarının açılış programında ve bundan önce de 2015 Avrupa oyunlarının kapanış töreninde Simurg mitolojisinden yararlanma hakkında bir makale yayımlayan Yeni Azerbaycan gazetesi genel yayın yönetmeni ve bu ülkenin parlamenteri Hikmet Babaoğlu makalesinde Simurg mitolojisi Türk dünyasına ait olduğunu ve İranlılar onu çaldığını iddia etti. Babaoğlu bununla da yetinmedi ve hatta İranlı büyük arif ve şair Ferideddin Attar Nişaburi, Mantıkuttir adlı eserinde Simurg öyküsünü kopyaladığını ileri sürdü.

Oysa Simurg adlı mitolojik kuşun İran kültüründeki varlık mazisi İslam öncesine ve eski İran devrine uzanır. Zerdüştilerin dini kitabı Evesta ve İran’ın eski dili Pehlevice yazılan eserlerde sürekli Simurg adlı bir kuştan söz ediliyor. Buna göre Simurg geniş kanatlı bir kuştur ve şifa veren Vispobiş veya tüm bitkilerin tohumunu içeren Hervisep adlı bir ağacın üzerinde yuva yapmıştır.

Araştırmacılar bu ağacı İslamî kültürde Tuba ağacına benzetir. Tuba ağacı İslamî kültürde cennette bulunduğuna inanılan, kökü yukarıda, dalları aşağıda büyük bir ağaçtır. Evesta adlı kitapta ise bu ağacın Verukaşa veya Farahkart adlı bir denizde bulunduğu beyan edilir.

Simurg kelimesi Evesta’da Murguseen şeklinde gelmiştir, ilk hecesi yani “Murg” kuş anlamındadır ve ikinci bölümü pehlevicede biraz değişikliğe uğrayarak “Sin” şekline dönüşmüş ve Deri Farsçasında şahin anlamına gelen “Si” şeklinde okunmuştur. Araştırmacılar ayrıca Si kelimesi o kuşun ruhaniyet sıfatını ifade edebileceğini de belirtiyor.

İran mitolojisi Simurg İslam’dan sonra da İran’ın hem pehlivanlık hamasetleri ve hem irfani eserlerinde ciddi bir varlık sergilemektedir. Simurg İranlı büyük şair Firdevsi’nin dünyaca ünlü Şahname adlı eserinde hem ilahi ve hem şeytani olmak üzere iki farklı imajda karşımıza çıkıyor. Şeytani veya kötü ruhlu Simurg daha çok bir ejderha kuştur ve ilahi Simurg’un kudsi yeteneklerinden yoksundur ve sonunda İsfendiyar tarafından karşılaştığı beşinci engel aşamasında öldürülür. İlahi Simurg ise Zal’ın doğumu ile birlikte Şahname’ye girer.

Simurg Şahname adlı eserde iki yerde Sam’ın oğlu Zal’a önemli yardımlarda bulunuyor. Birinci yardım, iri yapılı olduğu için doğumu sırasında sorun yaşayan Rüstem’in doğum anındadır ve Simurg bir çare düşünerek bu sorunu bertaraf eder. İkincisi, Rüstem ve İsfendiyar’ın savaşı sırasında yaşanır. Vücuduna hiç bir silah işlemeyn İsfendiyar’ı yenemeyen Rüstem, Simurg’un kendisine öğrettiği yöntemle İsfendiyar’ı yenmeyi başarır. Simurg ayrıca Rüstem’in aldığı yaraları da tedavi eder.

Mitolojik Simurg kuşu ayrıca Esedi Tusi’nin Gerşasbname’i, İbni Sina’nın Risalututtir’i, Ahmet Gazali’nin Risaletuttir’i, Alayi’nin Nezhetname’si, Attar Nişaburi’nin Mantıkuttir’i ve diğer bir çok hamaset ve irfan alanında yazılan eserde önemli derecede varlık sergilemektedir.

 

Attar Nişaburi’nin Mantıkuttir adlı eseri, Hüdhüd liderliğinden bir grup kuşun Simurg’ı ziyaret etmek üzere Kaf dağına doğru yolculuk etmelerinin macerasıdır. Bu grupta yer alan her kuş aslında insanlardan belli bir kesimi simgelemektedir. Yolun zorlukları yüzünden kuşlar bir bir bu yola devam etmekten vazgeçer ve yolculuğun sonunda sadece otuz kuş Kaf dağına ulaşır ve burada Simurg’un aslında kendileri olduklarını anlar.

Dr. Şefii Kedkeni gibi edebiyat araştırmacılarının büyük bir bölümü bu öyküde Simurg’un aslında Hak tealadan bir sır olduğuna inanır. Yani Simurg, adı olan ama izi olmayan bir kavramdır. Simurg İran edebiyatında bazen Hak tealanın zatı olan güneşten bir sır gibi karşımıza çıkar. Simurg’un görünmezliği ve eşsizliği de ilahi zata örnek olarak algılanmasına sebebiyet vermektedir.

 

Şimdi düşünün, Simurg’un büyük İran medeniyeti, tarihi ve edebiyatındaki bu denli geniş ve muazzam tarihi ve kültürel zeminine rağmen Hikmet Babaoğlu Türkistan sitesinde  bir makale yayımlayarak, Simurg mitolojisinin Azerbaycan Cumhuriyeti gibi iki günlük bir ülkenin mitolojik düşüncesinin ürünü ve bu ülkenin milli ve felsefi düşüncesinin bir parçası gibi telakki etmeye çalışıyor. Gerçekte daha bağımsızlığını kazandığı günün üzerinden bir kaç yıl geçmeyen bir ülkenin binlerce yıllık mazisi olan tarihi ve eski bir mitolojiyi kendi adına mal etmeye çalışması hem komik ve hem akla hayale sığmayan tuhaf bir durumdur.  Eğer Hikmet Babaoğlu biraz akıp edip İran diyarının tarihinin bir kaç sayfasını okumuş olsaydı, artık başkalarının tarihini ve kültürünü tahrif etmesine gerek kalmazdı, zira hemen Simurg kuşunun İran kültürünün tümünü kanatları altına aldığını ve ezelden bugüne dek İran sanat, edebiyat ve kültür semalarında kanatlandığını fark ederdi.