Kalem Günü üzerine
İran İslam Cumhuriyeti’nde 5 Temmuz günü Kalem Günü olarak adlandırılmıştır.
Küçücük bir karınca bir kalemin kağıt üzerinde hareket ettiğini ve çok güzel izler geride bıraktığını gördü. Küçük karınca arkadaşına bu kalemin çok güzel ve acayip nakışlar çizdiğini, bu nakışlar yasemin çiçeği kadar güzel ve harikulade olduğunu söyledi. Ancak öteki karınca şöyle karşılık verdi: bu, kalemin işi değil, asıl kalemi elinde tutan kişi kalemi bu nakışları çizmeye zorluyor. Bu arada üçüncü bir karınca da iki karıncanın sohbetine karışarak şöyle dedi: hayır, yanlış. Esas fail parmak değil, pazudur, zira parmak pazulardan güç alır ve bu nakışları çizer.
Karıncaların arasında tartışma iyice kızıştı ve her biri daha alimane bir görüş beyan etmeye çalışıyordu, ta ki konu karıncaların büyüğüne kadar ulaştı. Çok akıllı ve zeki olan karıncaların büyüğü ise şöyle dedi: bu sanat maddi ve görece alemin işi değil, asıl aklın işidir. İnsanın maddi bedeni uyku ve ölüm gelince bayılır ve her şeyi unutur. Beden sadece bir elbisedir. Bu nakışları asıl kalemin sahibinin aklı çizer.
Ancak İranlı büyük şair ve kameri yedinci yüzyılın ünlü arifi Mevlana Celaleddin Balhi’nin dediği gibi o akil karınca da hakikati bilmiyordu. Çünkü o güzel nakışları çizen asıl kalemi yaratandı. Akıl, Allah tealanın iradesi olmaksızın bir taş gibidir. Eğer yüce Allah aklı bir an kendi haline bırakacak olursa bu kadar zeki gözüken şu akıl, büyük hataları ve acı cahillikleri işleyebilir. Kaleme yazma ruhu veren alemleri yaratan yegane Allah’tır ve boşuna adına yemin etmemiştir ve kalem, kendi mevkiini çok iyi bilmektedir.
Yüce Allah beni yarattığı ve gücünün eliyle bana herkesin kaderini yazma gücü verdiğinde, konumum ve şanım, tüm mahlukları yaratan Rabbim bana ve eserlerime yemin edecek kadar yüceldi ve yegane Rahman şöyle buyurdu: Kaleme ve yazdıklarına and olsun.
Evet, ben geldim, varlık aleminin tümünü yaratanın emri üzerine geldim, tüm güzellikleri yaratanın fermanı ile geldim. Geldim ki güzellikleri kayda alayım, geldim ki sen ey insan, senin hayatına yeni bir can kazandırayım, yüzüne yeni ufukları açayım ve aşkı her an yeni bir yorum yapayım, seni karanlık ve yalnızlık mağaralarından kurtarayım ve aydınlığın kaynağına doğru götüreyim. Ben, kalem, senin eski dostun, geldim, ilahi bir ahitle ve seni hidayete erdirmek üzere geldim. Bu yolculukta doğruluğun ve dürüstlüğünle bana yol arkadaşı ol, haktan başkasını yazma ve haktan başka yola sapma.
İran İslam Cumhuriyeti’nde 5 Temmuz günü Kalem Günü olarak adlandırılmıştır. Bu yüzden her yıl bu özel günde İslamî İran genelinde bazı etkinlikler düzenlenir ve yetişkinlerin öykü ve şiirleri, çocukların öykü ve şiirleri ve edebiyat alanında seçkin araştırmaları alanlarında en seçkin eserlere altın kalem nişanı verilir.
Aslında bu günün Kalem günü olarak adlandırılması da İran diyarının eski medeniyet tarihi ve kültürü ile ilgilidir. İran diyarında kaleme gösterilen özel ilginin mazisi çok eskilere dayanır. Eski İran’da asırlar önce hş. Aylarından Tir ayının 13. Günü olan Tirgan, eski İran halkının en önemli şenliklerinden biriydi ve bu gün için özel ayinler düzenlenirdi, ki bu etkinliklerden biri de kalemi saygı ile anmaktı.
Tirgan şenliği için gündeme getirilen delillerden biri ise, bu günde İran’ın Pişdadi hanedanının krallarından Huşeng yazarları ve katipleri tanıması ve onlara saygı göstermesidir. O gün halk kutlama yaptı ve bu kutlama da kalemi anma kutlaması olarak tarihte kayda geçti.
İranlı büyük bilgin Ebu Reyhan Biruni, Asar-ul Bakiye adlı eserinde eski İran halkı tir ayının 13. Gününü Tir günü olarak adlandırdığını, çünkü Tir’in diğer yıldızların katibi olduğuna inandıklarını ve buna göre bu günü yazarlar günü olarak bildiklerini ve saygı ile andıklarını yazıyor.
Yine bir başka inanışa göre, bu gün, İran’ın mitolojik kahramanı Areş, ünlü okunu fırlattığı ve böylece İran topraklarının sınırlarını belirleyerek koruma altına aldığı gündür.
Bugün kalem tüm dünyada hakettiği özel konumuna kavuşmuştur. Aslında kalem günü, kalemin şanını, kudsiyetini ve hürmetini anmak için bir bahanedir. Kalem sadece eski İran’ın tarihinde kökleri bulunmuyor ve İran’ın İslamîleşme sürecinde de konumu ve şanı korunduğu anlaşılıyor. Kalem yüce Allah’ın yemindir ve Allah teala kaleme ve yazdıkları üzerine yemin ederek kalemi mutahhar ediyor. Nitekim Allah tealanın Kur'an'ı Kerim’da kalem üzerine yemin etmesi de şerefini ve kudsiyetini yansıtır. Yine kalemin değeri, İslam Peygamberi’ne –s– nazil olan ilk vahiyde yüce Allah Hira mağarasında kendini şöyle tanıtacak kadar yücedir: O Rab ki kalemle öğretti.
Kalem tüm ilimlerin ve bilimlerin koruyucusu, düşünürlerin düşüncelerinin muhafızı, alimlerin fikri bağlantılarının halkası ve beşerin geçmişi ile geleceği arasında bir köprü ve hatta yerle gök arasındaki irtibatın bir parçasıdır.
Kalem dünyada tüm düşünürlerin ve bilginlerin geçmişten günümüze dek irtibat köprüsü olmuştur. Kalem beşerin tüm bilim hazinelerinin koruyucusu ve asırların ve tüm devranların deneyimlerinin toplayıcısıdır. Kalem tüm beşeri medeniyetlerin çıkış noktası, bilimlerin kemale ermesi ve düşüncelerin uyanış vesilesidir.
Kalem beşerin hidayete erme ve bilinçlenmesinin kaynağıdır. Nitekim beşeriyet tarihi iki evreye ayrılır. Bunlar tarih evresi ve tarih öncesi evredir. Tarih evresi hattın icat edilmesi ve insan eline kalem alması ve yaşadıklarını yazmaya başlaması ile başlar .
Kalem aklın ve marifetin ve duyguların ve düşüncelerin ve elinde tutan kimsenin kişiliğinin dilidir. Kalem bir nevi insanların ikinci dilidir. Aslında kalemin kimliği, ne olduğu ve kapsam alanı beyan edilecek seviyenin çok çok üstündedir. Nitekim insanoğlunun her türlü ilerlemesi, gelişmesi, zaferi, huzuru, marifeti ve tanımının kökü kaleme uzanır. Medeniyetler tüm acı tatlı anıları ile birlikte yazmakla kalıcı olur. Herkes kalemi parmaklarının arasında sıkarak ona yazmayı emredebilir ve aklına gelen her şeyi yazdırabilir. Kalem tahrip edebilir, gerçekleri aşikar edebilir ve aşikar olanları gizleyebilir. Kalem ebedi mucizedir. Medeniyetler de kalemin acı tatlı tecrübelerinin ürünüdür.
Değerli dostlar, kalemle ilgili sohbetimizi çağdaş düşünür Dr. Ali Şeriati’nin bir yazısı ile noktalamak istiyoruz. Dr. Ali Şeriati şöyle diyor:
Kalem bizim totemimizdir. Benim totemimdir. Kaleme and olsun, boğazından akan kara kana and olsun. Dilinden akan kara kana and olsun, kursağından yükselen acı feryada and olsun ki kutsal totemi satmam, öldürmem, etini ve kanını yemem, zorba ele teslim etmem, altın kesesine vermek, sahtekar parmaklara emanet etmek, elimi kırarım, ama kalemimi yere bırakmam, gözlerimi kör eder, kulaklarımı sağır eder, bacaklarımı kırar, parmaklarımı keser, kursağımı yarar kalbimi çıkarır, hatta dilimi keserim, ama kalemimi ecnebiye vermem.
Evet, kalemi hak sözü yazmak için elime aldım,
Söyleyemediklerimi kağıda yazmak için elime aldım,
Kaleme yemin ettim ki kalemin gücünü,
Elime alıp son nefesime kadar yazayım,
Kaleme ve yazılanlardan yükselen ıtıra and olsun,
Kalemin bakışından ilk satırdan,
Yaratılışın görünmez ufkuna kadar and olsun,
Kalem günü, marifetin yaratılış günü ve yaratılışın güzel günü, ilahi ilimlerin nuraniyet günü kutlu olsun.