Büyük alim Allame Muhammed Bakır Meclisi’yi anma günü
https://parstoday.ir/tr/news/iran-i81462-büyük_alim_allame_muhammed_bakır_meclisi’yi_anma_günü
Allame Meclisi, Bahar-ul Anvar adlı eserinin önsözünde Nur denizleri anlamına gelen bu eserini telif etmek için üç noktaya temas ediyor.
(last modified 2025-05-18T06:53:41+00:00 )
Ağustos 20, 2017 08:19 Europe/Istanbul
  • Büyük alim Allame Muhammed Bakır Meclisi’yi anma günü

Allame Meclisi, Bahar-ul Anvar adlı eserinin önsözünde Nur denizleri anlamına gelen bu eserini telif etmek için üç noktaya temas ediyor.

Birincisi şu ki faydalı ilim ancak vahiy yolundan elde edilir, ki bu da Kur'an'ı Kerim ve hadislerde yatan ilimdir.

İkincisi şu ki şii Müslümanların bir çok eseri ya ulaşılamaz yerde kalmış, ya da yok olmuştur ve bu yüzden bunlar derleyip bir araya getirmek zaruri gözetmektedir.

Ve üçüncü nokta da şu ki, bu yazıların gelecekte yine  dağılıp yok olmasından endişe edilir.

 

O gece, ay gökte bir başka cilvesi vardı. Takvalı alim Muhammed Tagi Meclisi her zamanki gibi ibadet için uyanmıştı. Evi, mehtabın aydınlattığı bir alanda yer alıyordu. Muhammed Tagi, odanın köşesinde duran bebeğinin beşiğine baktı. Ay ışığı beşiği ve içinde yatan bebeği adeta okşar gibiydi. Muhammed Tagi evin bahçesine çıktı ve gök yüzüne baktı. O gece çok tuhaf bir hali vardı. Bahçedeki havuzun kenarına gitti ve Muhammed’e –s– ve Al-i Muhammed’e salavat getirerek abdest aldı. Odaya döndü ve namazla ve Allah’a ibadetle meşgul oldu. O gece hissettiği manevi hoşluk ruhuna anlatılmaz bir şekilde şevk ve heyecan veriyordu.

 

Muhammed Tagi o anlarda hissettiklerini şöyle anlatıyor:

O gece ben kendimi, yüce Allah’tan ne istersem, bana inayet edeceği bir halde hissediyordum. Düşündüm de yüce Allah’tan dünya veya ahiretle ilgili ne isteyebilirim ki tam o sırada birden Muhammed Bakır’ın beşikte ağladığının sesini duydum. O sırada şöyle arz ettim: Ey yüce Rabbim, senden peygamberin –s– ve onun hanedanı hatırı için şu bebeği son ilahi resul Muhammed’in –s– dinini yaygınlaştırmakta muvaffak eyle ve onu sonu gelmeyen tevfikleri merhamet buyur.

 

Ve böylece Allame Muhammed Bakır Meclisi babası Muhammed Tagi’nin ihlaslı duası ile çocukluk çağından itibaren ilahi maarifi ve ehli beyt –s– ilimlerini öğrenmekte muazzam bir dehaya kavuştu, öyle ki ilim ve bilime olan susamışlığı onu bir an bile bırakmaz oldu ve bu istek onda her geçen gün daha da arttı ve sonunda İslam’ın büyük alimlerinden biri oldu.

Evet, bugün Bahar-ul Anvar adlı eserin sahibi Allame Muhammed Bakır Meclisi’yi anma günüdür. Bu yüzden biz de bu seçkin düşünürün yaşamından bazı bölümlerini sizlerle paylaşmaya karar verdik.

 

Allame Muhammed Bakır Meclisi, kameri 1037 yılında İran’ın tarihi ve kültürel kentlerinden biri olan İsfahan kentinde dünyaya geldi. Muhammed Bakır Meclisi, çağının büyük alimlerinden Molla Muhammed Tagi Meclisi’nin oğludur. Muhammed Tagi Meclisi, şii alimlerinin önde gelen büyüklerindendi ve ilim, amel, takva ve fazilet bakımından seçkin bir konuma sahipti.  Allame Muhammed Bakır Meclisi ta baştan alim babası tarafından eğitildi ve böylece tüm dini ilimleri öğrenme merakı artmaya başladı.

 

Muhammed Bakır bu şevkini şöyle anlatıyor:

Ben çeşitli dini ilimlerin hayranıydım ve hepsine aşıktım ve ilahi fazl ve inayet sayesinde bilim bahçelerine bir bir yol buluyor ve ardından o ilmin doğru veya yanlış algılandığına vakıf olduktan sonra o bahçeden kendime türlü meyvelerinden ve rengarenk çiçeklerinden toplamaya başlıyordum. Ben her çeşmeden bir yudum su içiyor ve her harmandan bir demet topluyordum.

 

Allame Meclisi’nin hanedanı İsfahan kentinde bin yıllık mazisi olan bir hanedandı. O dönemde İsfahan kenti İran’ı yöneten Safevilerin başkentiydi. Muhammed Bakır Meclisi, ilim ve bilimle uğraşan bir ailede yetişerek büyüdü. Bu hanedanın fertleri kameri onuncu ve on birinci yüzyıllarda yaşadıkları yılların en seçkin alimlerinden sayılırdı. Açık yüz, konukseverlik, Allame Meclisi hanedanının özellikleriydi ve hanedan fertlerinin her biri müminlerin meclisinde birer inci gibi parlıyor ve bulundukları meclisi aydınlatıyordu.

 

Allame Meclisi ilim öğrenmeye henüz dört yaşındayken babasının nezdinde başladı ve alim babasının özel inayeti ve Allah vergisi has zekası sayesinde İsfahan kentinde çeşitli ilimleri okudu. Allame Meclisi’nin alim babasının nezdinde aldığı derslerin büyük bir bölümü dini ilimlerle ilgiliydi.

Allame Meclisi kısa sürede ilmi aşamaları bir bir geride bıraktı, öyle ki ergenlik çağına geldiğinde nurani yüzünde deha izleri göze çarpıyordu ve kim bu gençle karşılaşacak olursa çok parlak bir geleceği olacağını söylüyordu.

 

 

Merhum Allame Muhammed Bakır Meclisi çocukluk çağındaki eğitimini şöyle anlatıyor:

Elhamdulillah Rabbil Alemin ki bendeniz henüz dört yaşındayken Allah’ı, namazı, cenneti ve cehennemi biliyordum; gece namazı kılıyordum; Safa camiinde sabah namazını cemaatle birlikte kılıyordum ve çocukları babamdan öğrendiğim ayetler ve hadislerle nasihat ediyordum.

Allame Meclisi’nin dehası, henüz 14 yaşındayken İslam aleminin büyük filozofu Molla Sadra’dan rivayet icazete alacak kadar fazlaydı.

 

 

Allame Meclisi, Molla Salih Mazandarani, Molla Hasan Ali Şuşteri, Molla Muhsin Feyz Kaşani, Seyyid Nureddin Ameli, Şehit Sani’nin torunu Şeyh Ali Ameli gibi büyük alimlerden ders altı ve bu büyük alimlerin ilimlerinden birer demet topladı.

Allame Meclisi nerede bir alim, bir fakih veya bir muhaddis ile karşılaşacak olursa büyük bir tevazu ile karşısında edeplice oturuyordu. Allame Meclisi yılmaz çabaları ile 21’den fazla hocadan ders aldı ve bu alimlerin ilim ve düşüncelerinden faydalandı.

Bir süre sonra Allame Meclisi çeşitli ilimlere tam musallat oldu ve dini ilimlerin bir numaralı hocaları arasında yer aldı. Bundan sonra Allame Meclisi babası gibi ve belki de babasından daha da iyi bir şekilde insanları hidayete erdirmeye hazırlandı.

 

 

Allame Meclisi’nin ilginç ve verimli dersleri, o dönemde İran’ın ve İslam dünyasının dört bir yanından talebelerin şii mezhebinin merkezi olan İsfahan kentine akın etmelerine yol açtı. Allame Meclisi o dönemde Molla Abdullah medresesinde ders veriyor ve namaz kıldırıyordu.

Allame Meclisi babası vefat ettikten sonra İsfahan ulu camiinde cemaat namazı kıldırmaya ve ders vermeye başladı. Bu cami Allame Meclisi’nin derslerinde talebelerden dolup taşıyor ve her derste bin kadar talebe üstaddan feyiz alıyordu.

 

Allame Meclisi ilmi bakımdan özel bir yeri olan bir alimdi ve tefsir, hadis, fıkıh, usul, tarih ve rical ilimlerinde uzmandı. Bu ilimlerin yanında felsefe, mantık, matematik, edebiyat, lugat, coğrafya, tıp ve nücum gibi akli ilimler de Allame Meclisi’yi seçkin ve eşsiz bir alim yapmıştı.

Allame Meclisi felsefe ve irfanın ehli beyt fıkhı ve hadisini gölgede bıraktığı bir çağda yaşıyordu ve şii alimler daha çok felsefeye merak sarmıştı ve fıkıh ve hadis ikinci dereceden önem arz ediyordu. Ancak bu durumun aynı şekilde devam etmesi, ehli beyt rivayetlerini tehdit ediyordu. Bundan başka şii Müslümanların hadis kitapları da İran’da yaşanan savaşlar ve yağmaların yüzünden ve özellikle şii Müslümanların Safevilerden önce karşı karşıya bulundukları kısıtlamalardan dolayı ya yok olmuş, ya da varsa ulaşılamaz hale gelmişti. bu yüzden şii mezhebi tüm alanları kapsayan hadisleri içeren bir hadis ansiklopedisine ihtiyaç duymaktaydı.

 

Rivayetleri ve hadisleri büyük bir titizlikle ele alan ve irdeleyen Allame Muhammed Bakır Meclisi İslam Peygamberi –s– ve ehli beytin –s– değerli hadis ve rivayetlerini toplamaya karar verdi ve böylece 110 ciltlik Nur denizleri anlamına gelen Bahar-ul Anvar adlı eseri ortaya çıktı.

Allame Meclisi’nin eserleri arasında Bahar-ul Anvar adlı eseri özel bir yeri vardır. Nitekim Allame Meclisi’nin adının ebedileşmesi de bu büyük çalışmasının üründür ve onu takdir edenler bu kitabı için onu takdire layık görmüştür. Gerçi Allame Meclisi’nin değerli Farsça eserleri de hâla kullanılmaktadır, ama hiç biri Bahar-ul Anvar kadar kalıcı olmamıştır. Bu eser şii hadislerin en büyük ve en ünlü kitabıdır ve içinde barındırdığı konuların çeşitliliği itibarı ile muazzam bir ansiklopedi sayılır. Nitekim bu kitap içindeki rivayetlerin kaynakları ve tarihi, fıkhi, tefsir ve ahlak ve hadis ilimleri ile ilgili açıklamaları yüzünden her daim alimlerin ve araştırmacıların ilgi odağında olmuştur.

 

 

Allame Meclisi, Bahar-ul Anvar adlı eserinin önsözünde Nur denizleri anlamına gelen bu eserini telif etmek için üç noktaya temas ediyor.

Birincisi şu ki faydalı ilim ancak vahiy yolundan elde edilir, ki bu da Kur'an'ı Kerim ve hadislerde yatan ilimdir.

İkincisi şu ki şii Müslümanların bir çok eseri ya ulaşılamaz yerde kalmış, ya da yok olmuştur ve bu yüzden bunlar derleyip bir araya getirmek zaruri gözetmektedir. Ve üçüncü nokta da şu ki, bu yazıların gelecekte yine  dağılıp yok olmasından endişe edilir.

 

 

Allame Meclisi, Bahar-ul Anvar’ın önsözünde şöyle diyor:

Ben araştırmalarımın sonucunda tüm ilimleri Allah’ın kitabında ve Resulullah’ın –s– hanedanının rivayetlerinde buldum ve anladım ki Kur'an'ı Kerim ilimi, kulların aklını onu istinbat etmeye yeterli görmüyor ve vahiy kuryesi evlerine inen Resulullah –s– ve masum imamlardan –s– başka hiç kimse bu ilimlere musallat olamıyor. Dolaysıyla dini ilimlerin arasında ben imamların rivayetlerini aramayı kendim için bir görev olarak belirledim, zira İslam Peygamberi’nin –s– hanedanının rivayetlerini, için saadetlerle dolu kurtuluş gemisi olarak buldum. Dolaysıyla bu amacıma ulaşmak için doğuda ve batıda bu rivayetleri aramaya çalıştım. Bazıları bana bu yolda yardımcı oldu ve mümkün olan her yere baş vurdular ta ki ilahi fazl sayesinde geçmişlerin kullandığı bir çok eski kitap ve muteber kaynak toplandı. Ben de ilahi yardımın ardından tüm bunları büyük bir kitapta ve düzenli fasıllarda ve bölümlerde toplamaya başladım. Hamd olsun istediğim şey en iyi şekilde gerçekleşti. Bu kitap çeşitli ilimleri ve hikmetleri içerdiğinden onu masum imamların tüm gevherlerini kapsayan Bahar-ul Anvar olarak adlandırdım.

 

 

Bahar-ul Anvar’dan başka Allame Meclisi Arapça ve Farsça olmak üzere bir çok kitap yazdı. Allame Meclisi’nin kaleme aldığı Farsça ve Arapça eser sayısı 200 olarak ifade ediliyor.

Bahar-ul Anvar adlı eseri ise 110 ciltte, Meratul Ukul ise 25 ciltte ve Malaful İhtiyar ise 16 ciltte hazırlanan Allame Meclisi’nin önemli eserleridir ve hepsi de Arapça yazılmıştır.

Allame Meclisi bir ömür ilmi ve dini çaba ve İslam Peygamberi –s– ve ehli beytinin –s– hadislerini koruma ve ihya etme uğruna sarf ettiği büyük emeğin ardından kameri 27 Ramazan 1111’de fani dünyaya gözlerini yumdu ve 74 yaşında hakka yürüdü.

Allame Meclisi’nin naşı İsfahan ulu camiinde babası Molla Muhammed Tagi Meclisi’nin mezarının yanında toprağa verildi.