ABD’nin İranofobia bahanesiyle Bercam’ı ihlal etmesi
https://parstoday.ir/tr/news/iran-i81946-abd’nin_İranofobia_bahanesiyle_bercam’ı_ihlal_etmesi
Bercam nükleer anlaşması ABD tarafından ihlal edilmiştir ve bunda hiç bir kuşku yoktur. ancak akla gelen soru, Amerika’nın böylece neyin peşinde olduğu sorusudur.
(last modified 2024-12-09T04:22:16+00:00 )
Ağustos 24, 2017 05:51 Europe/Istanbul
  • ABD’nin İranofobia bahanesiyle Bercam’ı ihlal etmesi

Bercam nükleer anlaşması ABD tarafından ihlal edilmiştir ve bunda hiç bir kuşku yoktur. ancak akla gelen soru, Amerika’nın böylece neyin peşinde olduğu sorusudur.

 

Amerika yönetimi Donald Trump beyaz saraya girdikten sonra resmen İran ve 5+1 grubu arasında imzalanan ve yürürlüğe giren Bercam nükleer anlaşmasını ihlal etmeye başladı. Fakat esas soru şu ki Amerika Bercam nükleer anlaşmasını ihlal ederek neyin peşindedir? Acaba Donald Trump gerçekten Bercam anlaşmasını etkisiz ve faydasız bir anlaşmaya mı çevirmek istiyor? Yoksa İranofobia dalgasını tırmandırarak İran’a baskı uygulamak veya İran’a karşı bazı hasmane hareketlerde mi bulunmak istiyor?

 

Bilindiği üzere Bercam nükleer anlaşması, İran ve 5+1 grubu arasındaki teamülün sonucudur. Amerika yönetimi de Bercam nükleer anlaşmasının taraflarından biri olarak İran aleyhinde uygulanan yaptırımları BM güvenlik konseyinin 2231 sayılı kararnamesi çerçevesinde feshetmek ve İran ile her türlü iktisadi işbirliğini veya her türlü bahaneyi ileri sürerek İran’da yatırım yapılmasını engelleyecek her türlü hareketten kaçınmakla yükümlü hale geldi.

Bercam nükleer anlaşmasının 26, 28 ve 29. Maddeleri açıkça bu yükümlülüklere vurgu yapıyor. Ancak Amerika yönetiminin Bercam nükleer anlaşmasından sonra sergilediği tutumu ve davranışları bu maddelere aykırı hareket ettiğini gösteriyor.

 

Amerika yönetimi İran İslam Cumhuriyeti balistik füze denemeleri ile BM kararnamesini ihlal ettiğini ileri sürüyor ve Bercam anlaşması ve nükleer müzakerelerle hiç bir ilgisi bulunmayan bu bahaneye dayanarak İran’a karşı yeni yaptırımlar uyguluyor. Söz konunu yeni yaptırımlar ise İran’ın balistik füze denemesi, İran’ın savunma gücü ve özellikle İslam inkılabı muhafızlar ordusunun tehdit gibi gösterilmesi ve İran’ın insan hakları ihlalleri ile suçlanması gibi üç belli bahaneye dayanıyor.

 

 

Aslında İslam inkılabı muhafızlar ordusunu ve hedeflerini ve mahiyetini tehdit gibi göstermek, Amerika yönetiminin yıllardır gündemine aldığı bir konudur ve bu bahaneye istinat ederek kongrede İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı geniş kapsamlı yeni yaptırımlar çıkardığı gözleniyor.

Amerika’nın bu bağlamda algı operasyonunun izlerini, İslam inkılabı muhafızlar ordusunu Amerika’nın bölgede ve dünyada çıkarlarına saldırmak gibi sanal görüntüler yaratmakta görmek mümkün. Amerika örneğin İslam inkılabı muhafızlar ordusunu 1982’de Beyrut’ta Amerikan deniz piyadeleri üssündeki patlamaya karışmak, Kudüs ordusu ve Hizbullah hareketini 1996 yılında Hayber yerleşim sitesindeki patlamayı gerçekleştirmek, Bahreyn ve Yemen ve Arabistan’da şii azınlıkları desteklemek gibi durumlarla suçluyor. Bu pazelin parçaları yan yana dizilince, Amerika yönetiminin İslam inkılabı muhafızlar ordusunu karalama kampanyası ile aslında İran İslam Cumhuriyeti’nin dış politikasında gerginlik yaratmaya çalıştığı tablosu ortaya çıkıyor.

 

 

Bazı gözlemciler ise ABD Başkanı Donald Trump’ın bu tür telkinlerde bulunarak İran İslam Cumhuriyeti’ni sert tepkilere zorlamak ve böylece İran’ı bölgede gerginlik ve kriz yaratmakla suçlamak ve ardından da Bercam nükleer anlaşmasından çekilmesini bu bahane ile haklı göstermek istediğini belirtiyor. Gerçi bu yorum hala bir ihtimal düzeyinde sayılır.

Bu arada İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei Amerika Başkanı Donald Trump seçim kampanyaları sırasında Bercam anlaşmasını yırtacağı yönünde açıklama yaptığında bu sözlere gösterdiği kesin tepkide, Amerika Bercam’ı yırtarsa, biz onu yakarız, demişti.

İran’ın Bercam nükleer anlaşmasını koruma doğrultusundaki kırmızı çizgisi ancak İran’ın çıkarları temin olduğu noktaya kadardır, nitekim eğer Bercam bu çizgiyi aşacak olursa İran de kesinlikle bu anlaşmaya bağlı kalmayacaktır.

 

 

Amerika yönetimi, Bercam nükleer anlaşması belgesi BM güvenlik konseyinin çıkardığı kararname ile resmen uluslararası düzeyde onaylanan ve sonuçta uluslararası bir anlaşmaya dönüşen ve tüm tarafların da ona bağlı kalması gereken bir belge olduğu halde anlaşmanın maddelerini ihlal ederek yükümlülüklerini yerine getirmiyor.

Ancak İran İslam Cumhuriyeti şimdiye kadar Bercam nükleer anlaşmasındaki tüm yükümlülüklerini yerine getirdi ve UAEK da yayımladığı tüm raporlarında Tahran yönetiminin anlaşmaya bağlı kaldığını ve Bercam nükleer anlaşmasının uygulanması yönünde yapıcı işbirliği yaptığını ve ajans uzmanları da Tahran’ın açıkladığı uygulamalarının doğruluğunu sınamayı başardıklarını belirtmiş bulunuyor. oysa Amerika hatta başta Fransa, Almanya ve İngiltere olmak üzere 5+1 grubunun üyelerini bazı durumlarda İran ile işbirliği yapmamaya ve bazı yaptırımları da kaldırmamaya teşvik etmeye çalıştı.

Rusya’nın siyasi stratejiler merkezi Başkanı Sergey Mihiyev bu konuda şöyle diyor: 5+1 üyeleri ve İran Bercam nükleer anlaşmasını Tahran’ın nükleer programı üzerindeki tüm ihtilafları tam olarak çözmek üzere imzaladı ve bu anlaşmayı uygulama sözü verdi. Ancak şimdi Amerika sözünü tutmuyor ve uluslararası anlaşmaların en büyük ihlalci tarafı olarak tanınıyor.

 

 

İran milletinin Amerika devletine yönelik şiddetli güvensizliği İslam inkılabından sonra geçen yaklaşık kırk yılda çeşitli aşamalarda kendini göstermiştir. Şimdi de bu güvenmeme duygusu Amerika’nın Bercam nükleer anlaşmasında verdiği sözünü tutmaması ve yükümlülüklerini yerine getirmemesinin ürünüdür. Amerika’nın sözünü tutmadığı durumlardan biri BM bildirgesinin tüm üye ülkeleri diğer üye ülkeleri tehdit etmek veya siyasi bağımsızlığına veya toprak bütünlüğüne karşı zora baş vurmaktan sakındıran 2. Maddesinin 4. Bendinin ihlalidir. Aynı maddenin 7. Bendinde de bu belgede yer alan hiç bir madde esas itibarı ile her ülkenin içişleri ile ilgili olan durumlara müdahale izni vermediği ve üyelerin bu ilkeye uymak zorunda olduğu vurgulanıyor. Oysa Amerika İran’da 1953’te yapılan darbeye açıkça ortaklık ederek başka bir ülkenin içişlerine karışmama ilkesini ihlal etmiştir.

 

 

Amerika Saddam rejiminin İran’a dayattığı sekiz yıllık savaşta da tarafsızlık ilkesini ihlal etti ve hatta bazı durumlarda tüm gücü ile Irak’ı İran’a karşı zafere götürmek için Saddam’a yardım ederek Baas ordusunu donattı. Amerika daha sonraları da İran’a ait bir yolcu uçağını savaş gemisinden fırlattığı füze ile Fars körfezi semalarında düşürdü. Bu cinayette uçakta bulunan tüm yolcular ve mürettebat hayatını kaybetti. Bu saldırı da uluslararası hukukun ve ülkelerin havayolları ve yolcu uçaklarının güvenliğini güvence altına alan yasaların ihlaliydi. Bu saldırı aynı zamanda Amerika’nın sivil uçaklara saldırmamaya yönelik uluslararası yükümlülüğünün de ihlaliydi.

 

 

Bundan başka Amerika yönetimi Tokyo ve Paris iklim anlaşmaları gibi diğer bir çok uluslararası anlaşmayı da ihlal eden bir devlettir. Nükleer meselede de, Amerika kırk yılı aşkın bir süreden beri NPT anlaşmasının üyesi olduğu halde anlaşmanın 6. Maddesi başta olmak üzere bir çok maddesine bağlı kalmamıştır. Amerika resmen bu anlaşmayı ihlal ederek nükleer silahlarını geliştirmiş ve yenilemiştir.

 

 

Bercam nükleer anlaşması konusunda da dünyanın bir çok ülkesinin liderleri ve önde gelen seçkin şahsiyetleri açıkça Amerika yönetiminin bu anlaşmaya yönelik yükümlülüklerine yerine getirmediğini ve sözünü tutmadığını itiraf etmiştir. Oysa UAEK’nun en az 28 kadar resmi raporu İran İslam Cumhuriyeti nükleer programında hiç bir zaman askeri amaçlara sapmadığını resmen beyan etmiştir. İran aynı zamanda Bercam nükleer anlaşmasında üstlendiği tüm yükümlülüklerini de yerine getirdi, ancak Amerika bunun tam tersini yaptı.

 

 

Amerika’da yayımlanan Newyork Times gazetesi bu konuda yayımladığı raporunda şöyle diyor: Trump danışmanlarından İran’ın Bercam’ı ihlal etmekle suçlayabileceği bir rapor hazırlamalarını istedi.

Gazete, Amerika yönetimi ayrıca müttefiklerine İran ile yeni tur nükleer müzakerelere hazırlanmaları yönünde mesaj gönderdiğini, aksi takdirde Paris iklim anlaşmasında olduğu gibi Amerika’nın Bercam nükleer anlaşmasından çekilmesine hazırlıklı olmaları yönünde müttefiklerini uyardığını belirtti.

Newyork Times raporunu şöyle sürdürüyor: Amerikalılar büyük bir ihtimalle İran’ın bu talebi reddetmesine umut bağladığı ve böylece İran’ı Bercam nükleer anlaşmasını ihlal etmekle suçlayabileceklerini düşündükleri anlaşılıyor.

Öte yandan bazı haber kaynakları, Washington yönetimi UAEK denetçileri ile Viyana’da görüştüğünü ve İran’ın askeri tesislerinin bu merkezlerdeki faaliyetlerden duyulan kuşku yüzünden denetlenmesini gündeme getirdiğini duyurdu.

 

 

Amerika yönetiminin İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı yaptırım politikasını eleştiren Amerikalı uzman James Walsh ise şöyle diyor: Bence yaptırım politikası ahmakça bir politikadır. Yaptırımlar İran’ın füze programını durduramaz.

Press TV’ye konuşan Amerikalı uzman şöyle devam ediyor: Macera çok basittir. Bir nükleer anlaşma imzalanmıştır. İran’ın nükleer programı hakkında Amerikan istihbarat camiası yıllarca bir çok iddiayı ortaya attı, ancak bu iddiaları ispat edebilecek bir tek delil veya belge sunamadı ve İran’ın gizli nükleer silah programı olduğunu ispat edemedi. Anlaşma imzalandığı zaman medya asla bu iddiaların üzerine gitmedi ve bu iddiaların sahte ve uydurma olduğunu söylemedi.

 

 

Amerika temsilciler meclisi Başkanı Paul Ryan da şöyle diyor: Amerikalı devlet adamları ve Donald Trump takımı amaçları Amerika halkının güvenliğini temin etmek üzere İran’a baskı uygulamak olduğunu iddia ediyor. Ancak bu yeni bir yalandır.

Amerikalı 38 emekli General de bir süre önce Amerika Başkanı Donald Trump’a bir mektup yazarak Bercam nükleer anlaşmasını korumasını istedi. Amerikalı generaller de bu anlaşmanın Amerika’nın yararına olduğunu vurguladı.

 

 

Amerika’nın Foreign Policy dergisinin internet sitesi de bir süre önce yayımladığı raporda İran ile mücadele edilmesi gerektiğini, fakat bu mücadele nükleer anlaşmayı tehlikeye atma pahasına olmaması gerektiğini yazdı.

Gerçekte tüm bu anlatılanlar ve ileri sürülen iddialar Amerika yönetiminin İran’a karşı husumeti ve komploları sonu gelmediğini gösteriyor. Nitekim Amerikalı yetkililer gerçekleri ters yüz göstererek İran’ı bölgede istikrarı bozan taraf gibi göstermeye çalışarak İranofobia projelerini ilerletmeye çalışıyor. Oysa bu iddianın da ispatı için hiç bir delil veya gerekçe gösterilemiyor ve sırf İranofobia projesini sürdürmek için ileri sürülen bir bahane olduğu anlaşılıyor.